Fetva Meclisi
Soru
Hocam Peygamber aleyhisselam efendimize salavat getirmemizin hikmeti nedir? Onun bizim duamıza ihtiyacı mı var?
Cevap
Benzer fetvalar
'Allahumme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed' en kısa ve en anlamlı salavat olarak söylenebilir. Peygamber aleyhisselam efendimizin adı geçen her yerde salâvat getirmeye mecburuz. Bilhassa cuma günlerinde en az on kere salâvat getirmek önemlidir. Bunun dışında ne kadar sevap ve şefaat bekliyorsak o kadar salâvat getireceğiz. Belli bir gün belli bir zaman kısıtlamasına gitmeden her zamanı ve mekânı ona ayırmak en güzelidir.
Oraya giderken önce oranın edep hakkını vermeyi tefekkür edelim. Ayakta duruşumuz bile bize kazanç olmalıdır. Asıl olan orada salat selamdır. Yüreğimizi hoplatan bir heyecanla salavat getirmeliyiz. Duadan önce ne kadar ve nasıl bir salavat getirildi orada, bunu düşünelim. Oradaki isteklerimizi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden istemiş olsak da neticede yapacak olan, kabul edecek olan Allah’tır. Çok şey değişeceğini söyleyemeyiz. Özet olarak salat ve selamı makamın sahibine, duayı Allah’a yöneltmemiz sorunsuz olur biiznillah. Mübarek olsun.
Aleykümselam. Peygamber aleyhisselam efendimizin isminin anıldığı yerde salavat getirmek gerekmektedir. Muhammed bu isimdir. Muhammed isminin sıradan insanlar için kullanılması da caizdir. Herhangi bir insanın ismi Muhammed ise onun isminin anılması salavatı gerektirmez. Anılan Muhammed isminin peygamberimizi kastettiği anlaşıldığında salavat gerekmektedir.
Duanın belli bir kalıbı yoktur. Hangi tarzda dua edilirse o kabul olur biiznillah. Ama duanın bir edebi muhakkak vardır. O edep de daha samimi olmamıza, kabule daha yakın olmamıza yardım eder. Bu edeplerden biri de duaya başlarken Peygamber aleyhisselam efendimize salavat getirmektir. Allah'a emanet olunuz.
Dinimizin emri, Peygamber aleyhisselamın adı anıldığında onu duyanın salavat getirmesidir. Bu duymanın kaynağı bir insan ağzı veya bir cihaz olduğundu kural değişmeyecektir. Elektronik cihazlardan da adı duyulduğunda salavat getirilmelidir.
Peygamber aleyhisselam efendimize salavat getirmemiz Kur'an’ımızın emridir. Bu şekilde İbrahim aleyhisselamı anarak ya da teşbih yaparak salavat getirmemiz ise bizzat Peygamber aleyhisselamın emridir. Dolayısıyla bu salavatta akılla veya beceri ile oturtulmuş bir şey yoktur. Emir böyledir böyle yapılmaktadır. Tam olarak hikmetini de ancak Allah Teâlâ bilir. Bildiğimiz makul gerekçe ise şudur: İbrahim aleyhisselam, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dedesidir. Allah Teâlâ İbrahim aleyhisselamın evine rahmet etmiş, bereket vermiştir. O bereketin aynısını bizim Peygamberimiz için de talep etmiş olmaktayız. Burada İbrahim aleyhisselamın Muhammed aleyhisselamdan üstün olmasını gerektirecek bir durum da yoktur. Zira teşbih bereket/rahmet üzerindendir isimler üzerinden değildir. Rabbim ibadetlerimizi kabul buyursun. Peygamber efendimize, ehlibeytine, ashabına salat ve selam etsin.
cennet konusundaki diğer fetvalar
Cennet yasakların olmadığı bir yerdir. Bunu bilin. İkincisi de bu dünyadaki bedenlerimizin iştahları, arzu ve zevkleri buraya aittir. İnşaallah cennetlerde bu dünyanın zevkleri ile yaşamayacağız. Rabbim size nefsinizin ihtiraslarına karşı direnç lütfetsin. Sizi korusun ve cennetine kavuştursun.
Biz, imtihan için bulunduğumuz bu dünyada, bizim imtihanımızın sırlarını keşfetme imkânına sahip değiliz. Nasıl ve nedenleri öğrenmemiz sınırlarımızı aşmamızı gerektirir. Bu sorularınıza verilecek binlerce cevap bulunabilir ama hiçbiri kesin doğru cevap değildir. Her cevap kendisi gibi pek çok soruyu beraberinde getirir ve kul olarak o sorularla ya da cevapları ile uğraşan sadece vaktini kaybeder, zihin safiyetini yitirir. Size tavsiyemiz bu tür sorularla zihninizi yormamanızdır. Allah Teâlâ afiyetinizi daim etsin.
Cennetin anahtarı kelimeişahadettir. Başka hiçbir anahtar onu asla açmaz. O tarz iyilikler ise dünyada karşılığını bulur. Öyle iyilik açısından bakacak olursak, Allah Teâlâ da ona hayat verip yaşattı ama o iman etmedi, teslis gibi bir bataklığa battı... Ona ne denecek?
Tekfir, bizde yani dinimizde olmayan bir şey değildir. Dinden çıkana dinden çıktığı elbette söylenecektir ancak bu, önüne gelenin yapabileceği iş olarak görüldüğünde sakınca oluşur. İnsanlar birbirlerinin dini hakkında karar vermemelidirler. Bir mahkeme yoksa ilim heyeti gibi bir kurulun üslenmesi gereken işi önüne gelen yaptığında fikir terörü oluşur. Bu da mü'min insanları parçalar. Netice olarak başkalarının imanını irdelemeyi kendinize görev gibi görmenizin ne kadar ağır bir riskle oynadığınızı size anlatması gerekir. Cenneti kazanmak varken, başkasının cehennemi ile neden alakadar oluyorsunuz? Bir de bunu düşünün.
Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ya da imsak vaktine yaklaşık bir saat kalarak kalkılıp kılınan namaza teheccüd namazı adı verilir. Bu namaz farz değildir, nafile bir ibadettir ama nafile ibadetlerin en efdallerindendir. Salih kullar için adeta bir farz namaz gibi görülmüştür. Mü'min bu namazı sürekli kıldığında dünya ve ahiret kazancı bakımından büyük mesafeler kat eder biiznillah. Nefis terbiyesi açısından benzersizdir. Cennete girmek için uğraşan bir mü'min için farzlardan sonraki en efdal ibadetlerdendir. Tevbe etmek için, zikir için en uygun vakit o vakittir. Şükreden bir mü'min olmak için de teheccüd emsalsizdir. Bilhassa dua etmek için en uygun zaman olarak teheccüdden sonraki zaman görülebilir. İki rekât en azıdır. Sekiz rekâta kadar kılınabilir.
Bütün bu olanlar, Allah’ın sizi sevdiği için olması mümkün değil mi? Bir de bu açıdan baksanız! Eğer bulunduğunuz dünya kalıcı bir yer olsa idi siz haklı idiniz. Burası terk edilmek içindir. Asıl kalınacak yer ise buradaki imtihanın durumuna göredir. Zannedersem siz, yanlış pencereden baktığınız için görülmesi gereken yeri göremiyorsunuz. Belki de seçildiniz, önceden okuduğunuz Kur'an veya size yapılmış bir dua tuttu ve siz cennetlere hazırlanan bir sürece alındınız. O da çetin bir süreç olunca tereddüt ettiniz. Bu pencereyi açın ve oradan bakın lütfen.