Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben bir müvekkil ile avukatlık sözleşmesi yaptım. Ertesi gün müvekkil, işi bana vermekten çekildi. Sözleşmede haksız fesih durumunda ücretin tamamını ödeyeceğine dair bir madde bulunuyor. Ancak ben bu iş için hiçbir iş yapmadım. Sadece görüşme gerçekleşti, imzaladık ve ertesi gün çekildiklerini bildirdiler. Alın terletmediğim parayı almam ne kadar uygun düşer, İslam hukukuna göre burada yapılması gereken nedir? Alsam vicdanım rahat etmeyecek, kul hakkı yiyeceğimi düşünmekteyim. Bu yüzden kalbim rahat değil. Şüpheden uzak durmak istiyorum. Ortaklarım almak istiyor. Onlar alırlarsa, benim nasıl davranmam gerektiği konusunda da yardımcı olursanız sevinirim. Allah razı olsun şimdiden hocam. Selametle.
Cevap
Benzer fetvalar
Değerli kardeş, Doğruluğunda tereddüdümüz olmayan ya da iki Müslüman'ın hiçbir şekilde tereddüt etmeyecekleri bir gerçeği söylüyorsunuz: Biz, kanunları İslam olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Daha da ötesinde diyebiliriz ki, hukuk sistemi olarak İslam'ı yok sayıp, yerine kendini oturtmak isteyen bir sistemde yaşıyoruz. Bu husus tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Ancak ne yapılması gerektiği hususu, tartışma konusudur. Yıllardan beri Müslümanlar, doğrudan veya dolaylı olarak bu konuyu tartıştılar. Sizin de bildiğiniz gibi hiçbir endişe yokmuş gibi girip çıkan da olmuştur küsüp gider gibi kendini dışlayan da olmuştur. Geldiğimiz nokta ise ortadadır. Bir Müslüman, sadece kendisini düşünecekse yani namaz kılıp evinde oturmakla yetinecekse, gerçekten onun için bir sorun yoktur. Bir de bol bol nafile oruç tutar, kandil gecelerinde de mevlit dinlerse işi tamamdır. Ama böyle bir tavır, ne kadar Ümmet olma şuuruna yakın bir tavırdır? Ruhbanlıkla cemaat adamı olmak arasındaki fark burada gözümüze çarpmıyor mu? Meseleyi daha iyi anlamamıza yardım edecek bir tafsilata da işaret edelim: Bir camide imam olan kişi, avukattan ne kadar farklı olabilir ki? Bir imamın -hususi endişeler taşımaması durumunda- avukattan daha iyi sayılabilecek hangi yönlerini bulabilirsiniz? Eğer meseleye uzaktan seyreden bir bakışla bakacaksak durum budur. Hayır meseleye Ümmet'imizin geçirdiği badirelerden biri olarak bakacaksak daha geniş bir açı çizmemiz şart olmaktadır. Meselenin başka bir boyutu da samimilik boyutudur. Hukuk ve benzeri alanlardaki 'İslam dışılık' endişesini; en az hukuk kadar 'İslam'ın dışında kalmış olma hatta İslam'la savaşma' hâlinde olan mesela ekonomiye, neden aynı şekilde uyarlamıyoruz? Yoksa faiz üzerinden servet elde etmek hafif bir günah türü müdür? Bütün suç hukukun üzerinden mi muhasebe edilecektir? İşimize gelen ve gelmeyen ayrımı yapabilir miyiz? Yoksa 'bu zorunluluk gereği' mi diyeceğiz? Ümmet adına yapılan işlerde böyle kararlar verilemez. Eğer mesele bütün Müslümanları alakadar eden bir mesele ise o zaman Ümmet adına karar verecek mercilerin yani ulemanın ve âkiller kadrosunun devreye girmesi gerekir. Onlar da böyle bir kararı verirken dünü, bugünü ve yarını düşünerek karar vereceklerdir elbette. Kesinlikle hukuk, dikenli bir ormanı andırmaktadır. İçinde dolaşıp da gömleğini dikenlere takmamak neredeyse mümkün değildir. Ama yol almak diye bir derdi olanlar, gerektiğinde gömleklerini feda etmesini de bilmelidirler. Hem gömlekten olmaya razı olmamak hem de yol almaya çalışmak kime nasip olmuş! Dinimiz ve taviz kelimelerini katiyetle bir araya getirmeye yanaşmayız. Din, üzerinden taviz verilebilir bir değer değildir. Yahudiler öyle yaptıkları için Yahudi oldular. Biz inşaallah dinimizi koruma hassasiyetiyle yaşayacağız. Fakat, dinimizin asla esnemez kuralları olduğu gibi, şu şekilde de olabilir denecek kuralları vardır. Zaruretler hâlinde ruhsatla amel edilebilecek bölümleri vardır. Sizin gibi olanların izlemesi gereken siyaset şu olmalıdır: a- Bir kere İslam'ın aslını ve ana hatlarını bilmelisiniz. Bir 'İslam' kelimesinin etrafında dönüp durmak yerine, onun iç sistemini bilmek ve bu uğurda yürümek gerekir. b- Münferit kararların hayır getirmesi beklenmez. Zaten eğer İslam ise gayemiz, İslam istişareyi mü'minlik standartlarından biri olarak önümüze koymuştur, ona riayet edelim. c- Bu meseleyi veya herhangi bir meseleyi yirmi dört saatimizin bütününü işgal edecek ve diğer görevlerimizi mesela ailemizi, günlük ibadetlerimizi ihmal ettirecek hâle getirmemiz de doğru olmaz. Her şeyi dengede ve yerli yerinde değerlendirmeliyiz. İfrat veya tefrit hatadır. d- Muhakkak bir cemaat içinde ve cemaatle hareket hâlinde olmalıyız. Bu cemaat de İslam'ı kendi idrakine göre anlayan, kalıplarını aşamayan, mü'minleri kuşatacak geniş bir yürek taşıyamayan bir karakterde olmamalıdır. Ümmet'i bütün renkleriyle ve sorunlarıyla, farklılıklarıyla, geçmişle gelecek arasında dengeli bir yerde durarak kavrayabilen bir cemaat, içinde bulunmayı zorunlu gördüğümüz cemaat olmalıdır. İslam'ın bir alanını, kendine çalışma alanı yapıp gerisini yok gören anlayıştan uzak kalmaya mecburuz. e- Biz umut ümmetiyiz. Kıldan yapılmış göçebe çadırlarında yaşayanların bile Kur'an nuruyla nurlanacağına, küfür ehlinin nihai galibiyeti elde edemeyeceklerine, durum ne olursa olsun sonunda Allah'ın yardımının bize ereceğine, dünyanın ahiretteki kazancımızın yanında bir hiç olduğuna iman ediyoruz. Bu iman, bizim enerjimiz ve çalışma aşkımızdır. Yanar eririz ama ateşe atılırken bile 'Rabbim bana yeter!' deriz. İslam'ın sistemi, hilafeti kalkmış olabilir. Bir gün daha gür ve daha müessir olarak geri geleceğine imanımız, yarın sabah güneşin doğacağına olan itimadımızdan daha fazladır. Dik durun, erimeyin, küçük düşünmeyin, küçük ve dağınık düşünenlerle mesafeli kalın. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Böyle bir durumda aranızda sözleşme varsa o geçerli olur. Sözleşme yoksa, benzer durumlardaki örf yani muhasebeciler arasında biline gelen ve uygulanan uygulanır. Bu da yoksa, bir hakem tayin edilebilir.
Aleykümselam. Mü'min olarak nerede dik durabilecekseniz, para ve makamın önünde eğilmeyecekseniz onu yapın. Hiçbir meslek sıfır sorunlu değildir. Her mesleğin sorunu kadar külfeti, külfetinin ağırlığı kadar da sorunu olabilir. Siz, mesleğe değil iradenizi ne kadar kullanabileceğinize bakın. Dininizi her an yanınızda bulundurabilecekseniz en yüksek puanlı olana girin. Yoksa hiçbir işe girmeyin, tarlada çalışın.
Selamünaleyküm. Avukatlığın bu bölümü risk taşımaktadır. Faize yardım bir faiz işlemidir. Direkt faiz değilse de faize yataklıktır. Müvekkil açısından ise durum böyle değildir. O, 'ben görmeden faizi al' der gibi yapmaktadır. Cebinden çıkarmadan faiz üzerinden masrafları vermesi bu anlama gelmektedir. Bu pozisyonda avukatın parasını alma açısından durumu daha ehvendir.
Avukatlık sadece faizli işlem üzerine yürütülen bir meslek değildir. Ama faiz kadar ağır olan bazı günahlar açısından kaygan bir zeminde icra edilebilen bir meslektir. Bu nedenle avukatlık için tanım yapıp 'icra edilemez' şeklinde bir kural koymayalım da, 'riskli alanlarda dikkat edilmesi gereken bir meslektir.' diyelim; daha adil davranmış oluruz. Çünkü faiz kadar yalan da ağır bir günahtır ve avukatlık açısından her adımda Müslüman'ı riske sokan bir tehlikedir. Ama sırf tehlike açısından bir karşılaştırma yapılacaksa imamlık bile sorunsuz bir meslek değildir bu düzen içinde. Kaçarak halledebileceğimiz bir iş yoktur aslı zatında. İmanımızı ve kişiliğimizi muhafaza ederek yangının ortasına dalmamız gerekebileceğini unutmayalım. Allah yardımcımız olsun.
Hukukla bağlantınız devam ettiği sürece bu ve benzeri sıkıntılar sürecektir. Faize her neresinden yardım edilirse vebale ortak olmak vardır. Siz müvekkilinizi yeteri kadar ikaz ettiğinize göre bundan sonra yapmanız gereken bir şey yoktur. İştirak ettiğiniz hata için de istiğfar edin. Tekrarını yapmamaya ahdedin. İnşaallah sıkıntı olmaz. Allah yardımcınız olsun.
avukat konusundaki diğer fetvalar
Faiz konusunda şunu bilmelisiniz: Direkt veya dolaylı, faize destek olan herkes vebal altındadır. Bu nedenle sadece faizli işleri yürüterek yaptığınız işten elde ettiğiniz kazanç da helal olmayı kaybeder. Bazı dosyalar itibariyle işlemin adı veya yürütülmesi faiz hükmü dışına kayabilir ama bu bir istisna dairesinde kalır. Alternatifsiz kaldığınızda o işi bırakmalısınız. Allah yardımcınız olsun.
Kadınlar için hukuku anlamlı bulmuyoruz. Erkekler o boşluğu doldurmalıdır. Psikoloji kadınlar için daha makuldür kanaatindeyiz.
Kesinlikle adımlarımızın “kadın” olarak bulunacakları konumları sözünü ettiğiniz yerdeki konumlarından daha aşağı değildir. Belki de karşılaştırılması bile yapılamayacak kadar üstündür bile. Mü'min kadın olarak bulunun da nerede bulunursanız bulunun derim size ama sözünü ettiğiniz makamda bir zaman sonra sizi tanımak bile mümkün olmayabilir. Erkekleri nerede bu insanların da kadınlarını o koridorlarda feda edecekler? Mü'min hanım efendi olarak bulunacağınız yeri kalbinize danışın.
Evet, hukuk alanı “içeriği itibariyle” risklidir. Yaşadığımız ülkedeki durum itibariyle bir kere daha risklidir. Üçüncü bir risk de bayanın o dikenlikte çekeceği mesleğe mahsus sıkıntılar olacaktır. Buna rağmen imanını ve Müslümanca duruşunu koruyabilen ve iyi bir çevrede kendini muhafaza edebilen bir hanım için "o işi yapamaz" diyemeyiz ama kim neye güvenerek o riski alabilir onu herkes kendi takdir etmelidir.
Mazlumun günahkâr biri olması ondan zulmün kaldırılması için destek olmayı engellemez. İşlediği günaha yönelik ona destek olmak caiz değildir. Bir de şunu bilmelisiniz: Mazlumluk iddiasının yanlış olduğunu anladığınızda yani onunla ilgili iddialar gerçek olduğuna ikna olduğunuz anda desteğinizi geri çekmelisiniz. Allah yardımcınız olsun.
Alacağınız olan miktara ilave yapmanız caiz olmaz. Alacağınızı tahsil etmek için yaptığınız, avukat masrafı, mahkeme harcı gibi ilave masrafları borçludan tahsil edebilirsiniz. Mahkemenin size takdir ettiği ilave rakamdan bunları alabilirsiniz.