Fetva Meclisi
Soru
Hocam yurt dışında ev ya da araba almak istediğimizde peşin fiyatı farklı taksitli fiyatı farklı oluyor. Böyle bir durumda alışveriş yapmak caiz midir? Faize bulaşmış olur muyuz?
Cevap
Benzer fetvalar
Pazarlık yapılırken taksitle ve daha yüksek fiyata geri alma şartı konması durumunda o alışveriş caiz olmaz. Bunun bir benzeri olan taksitle satıp peşin fiyatı ile aynı kişiye satmak da caiz değildir. Her iki durumda da faize kılıf uydurmak vardır.
Taksitle alışverişin bir sakıncası yoktur. Sakıncalı olan durum şudur: Sizin ödeme gününüz gelen taksidinizi ödeyemeyeceğiniz için alacaklının gecikme karşılığı borcunuza ilave yapması sakıncalıdır. En baştan taksitli alışveriş yapanın peşine göre belli bir farkı kabul etmesinde sakınca yoktur.
Bir alım satımın caiz olması için gerekli şartlardan biri de, satılan şeyin fiyatının belli olmasıdır. Satımı yapıp ödemeyi ileride belirleme anlamındaki satışlar caiz değildir. Böyle bir işlem faiz değildir. Ticarette yasak olan sadece faiz değildir. Buradaki sakınca belli olmayan fiyatın ileride sıkıntı oluşturmasındandır.
Bir malı peşin olarak satmak caiz olduğu gibi vadeli ya da taksitle satmak da caizdir. Peşin veya çeşitli vadelere göre taksitlendirilerek satışa sunulan bir malın, değişik alternatifleri gözden geçirdikten sonra bunların birini tercih edip, akdi onun üzerine kurmak suretiyle vadeli veya taksitli olarak satımında dinen bir sakınca yoktur. Alışverişte önemli olan, pazarlığın bittiği sırada satış bedelinin belirlenip akdin bu bedel üzerinden kesinlik kazanmış olmasıdır. (Serahsî, el-Mebsût, 13/7-8) Bu şartlara uymak kaydı ile veresiye alışveriş fiyatının peşine göre daha fazla olmasında bir sakınca yoktur. Ancak akit bittikten sonra banka ya da finans kuruluşları gibi üçüncü şahıslar tarafından zimmetteki peşin borcun vadeli olarak yeniden yapılandırılması faizli işlem sayılacağından caiz değildir.
Günü gelmiş borcun ödemesinin geciktirilmesine karşı konan fark faizdir, haramdır. Bir meta satılırken peşin ödemeye mesela “on” fiyat verilirken iki ay sonra ödeme yapılmasına karşı “on bir” fiyat verilmesi ise taksitle satıştır, bu caizdir. İki durum arasındaki fark şudur: Birinde geciken borç durumundaki paraya fark getirilmektedir. Diğerinde ise satışı yapılacak metaın kendisine gecikecek tahsilattan ötürü fiyat farkı konmaktadır.
Selamünaleyküm. Faiz, parayı zaman karşılığı daha yükseğine satmaktır. Buna tam olarak tercümesi KREDİ kavramıdır. Beş alıp belli bir zaman sonra altı ödemek budur. Taksitle satış ise böyle değildir. Peşin beş olan şeyin taksitle altı olması sakıncalı değildir. Satış esnasında anlaşılan rakam altıdır. O da faiz değildir. Ancak taksit vakti geldiğinde ödeme geciktiği için ikinci bir ilave fiyat getirilmesi mesela altının, altı buçuk yapılması faizdir. Aradaki yarım rakamı faiz hükmündedir, ticaretin bütününü kirletmiştir. Araba meselesinde ise durum şöyledir: Gerçekten belli bir rakama kadar fark almıyor olabilir. Bu da peşin de versen fiyat aynıdır demesi ile ortaya çıkar. Bu durumda faiz yoktur. Yalnız bir bankanın aslı faizli ise yani faizli iş için çalışıyorsa o bankanın faizli olmayan başka bir işi de bizim ona destek olmamamız bakımından kaçınmamız gereken bir iş olur. Bunu bilmeliyiz. Faizli olmayan bankalarla iş görmeye çalışalım.
araba konusundaki diğer fetvalar
Size emreden en üst makamın izni helal olması için yeterlidir. Müdür veya bir üstü biliyorsa ve izin veriyorsa sorun yoktur biiznillah.
Gitgide riski büyüyen bir sorun olarak trafik kazalarını yaşadığımız bu hayattaki en büyük kul hakkı noktalarından biri olarak görmemiz gerekir. Trafik kurallarına muhakkak uyulmalı ve uyulmamasını günah olarak görmeliyiz. Trafik kuralı koyan mercilerin dini merciler olmaması bu gerçeği değiştirmez. Herhangi bir kazadan sonra da helalleşmenin ahiret açısından gerekli olduğunu bilmeliyiz. Sürücü yüzde yüz kurala uygun sürüş yapıyordu ise ortaya çıkabilecek bir kazanın sonuçlarından mesul olmaz. Buradaki uygunluk izin verilen sürati aşmamaktan aracın bakımını yapmış olmaya kadar en ince ayrıntıları ihtiva eder. Söz konusu kurala uygunluğu da yetkili mercilerin raporu belirleyecektir. Hile yapılmamış, taraflardan biri kayrılmamış bir rapor muteberdir. Sürücünün hatası söz konusu ise mesela sürati fazla ise veya daha dikkatli davransa durabileceği bir mesafede kaza yapmış ise gibi hatalarla kazanın sonuçlarına katlanır. Bu sonuçlar ölüm durumunda diyet ödemek ve keffaret orucu tutmaktır. Kusur her iki tarafta da olacak bir sonuç söz konusu ise sürücü keffaretini tutar. Hatası oranı kadar da diyet öder. Mesela yayaya yasak bir yola yaya çıkmış ve sürücü de dikkat etse çarpmayacak iken dikkatsiz olduğu için çarpmış ise hata oranı kadar taraflar sorumluluğu üslenirler. Kaza, üçüncü tarafın sebep olması ile oluştu ise mesela bir başka araç arkadan onun çarpıp kaza yapmasına sebep oldu ise üçüncü taraf söz konusu sorumluluğu yüklenir. Ölüm nedeni ve benzeri etken sebepler için yapılacak tıbbi tespitler de muteberdir. Ölüm, yaralanma ve benzeri insan üzerindeki hasar için muhakkak bir fetva merciine müracaat ederek dinen ödenmesi gereken miktar ve ödeme şekli öğrenilmelidir. Yetkili mercilerin tespit ettiği maddi hasar da karşı tarafa ödenmelidir.
Kadınla erkeğin HALVET/birbirlerine mahrem olmayan erkek ve kadının üçüncü kişilerden gizlenilmiş bir ortamda bulunmaları durumu caiz olmayan bir durumdur. Bu durumun oluşup oluşmadığını siz belirlemelisiniz. Gün ortasında kalabalık bir şehirde iki kilometrelik bir mesafede bir taksi HALVET oluşturmayabilir. Şehir dışı bir mekânda oluşabilir. Akşam karanlığı bunu oluşturabilir. Sizin bizzat yaşadığınız pozisyonla bunu belirlemelisiniz. Yalnız halvet sakıncası açısından yaşlı, hoca, iyi niyetli, samimi gibi ayrıntıların bir önemi yoktur, bunu da unutmayınız.
Bir yerdeki işçi/çalışan o işte ve yerde emin olmalıdır. Emanete riayet etmek ise mü'min karakteridir. Eğer o yaptığınız iş, şirkete ait bir nesneyi tüketiyorsa zaten kul hakkı barizdir. Tüketilen bir şey yoksa bile mesela bilgisayarı kullanıyorsanız ortada bir yıpranma vardır. Özellikle şirket sahibinin bunu ihtiva eden genel bir izni yoksa kullanmamalısınız. Devlet daireleri için de durum aynıdır.
Bankalardan alınan araç ve ev kredisi, “kredi” kelimesinin tanımı (para karşılığı alınan para) itibariyle faizdir. Katılım bankaları bunu para değil de kâğıt üzerinde de olsa bir şeyin alınıp verildiği ticarî işlem hâlinde yaptıkları için caiz olmaktadır. Elbette neyin kâğıt üzerindeki gibi işlediği meselesi ayrı bir konudur. Kredi kelimesi, içeriğini bildiğimiz hâliyle kullanıldığı sürece ne alınmış olursa olsun faiz denen günahın kapsamına girer.
Katılım bankalarının işlemleri kâğıt üzerinden izlendiğinde faiz olmadığı anlaşılmaktadır. Ekonomiden anlayanlar ise bu konuda tereddüt gösteriyorlar. Biz bir işlemin zahiren görüntüsünü inceleyebiliriz. Zahiri görüntüye göre de onlarla ticarette sıkıntı yoktur gibi duruyor.