Fetva Meclisi
Soru
Hocam trafik kurallarına uymak dinen gerekli bir konudur denebilir mi? Kur’an’da ve hadislerde olmayan bir konu için nasıl dinen gereklidir denebilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Trafik kurallarına uymayan kişi dinen sorumlu olur mu? Fert ve toplumun yararını sağlama (celb-i mesâlih) ve onlara gelebilecek zararları önleme (def'-i mefâsid), İslam'ın gözettiği gayelerden biridir. Bu gayeye matuf olarak din, can, akıl, nesil ve mal güvenliğinin sağlanması, korunması gereken beş temel esas (zarûrât-ı hamse) olarak değerlendirilmiştir. “Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın.” (En‘âm, 6/151; İsrâ, 17/33), “Kendinizi öldürmeyin.” (Nisâ, 4/29), “Kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın.” (Bakara, 2/195), “Şüphesiz kanlarınız (canlarınız), mallarınız ve namuslarınız birbirinize haramdır/dokunulmazdır.” (Buhârî, İlm 37) vb. birçok ayet ve hadiste bu husus ortaya konulmuştur. Yaşanan acı tecrübeler sonucu oluşturulan trafik kuralları, söz konusu beş temel esasın tamamı ile irtibatlı olmakla birlikte, özellikle insanların can ve mal güvenliğini sağlama noktasında önem arz etmektedir. Aracın genel bakımlarından hız sınırlamalarına varıncaya kadar trafik kurallarının tamamı, bu dokunulmazlıkların korunmasını amaçlamaktadır. İslam âlimleri, kesin olarak mefsedete/zarara sebep olan fiillerin önlenmesi (sedd-i zerâi‘) gerektiği hususunda fikir birliği içerisindedirler. Kamuya ait yollara çukur açmak gibi başkalarının canı veya malı için tehlike oluşturan fiillerin önlenmesi, buna örnek olarak zikredilmiştir. (Karâfî, el-Furûk, II, 32-33) Trafik kurallarına uyulmaması sebebiyle insanların canına, beden bütünlüğüne veya malına zarar geldiği tecrübe ile sabit olduğundan bu kurallara uyulması ve muhtemel zararların önlenmesi gerekmektedir. Trafik kurallarına riayet edilmesi, diğer bir yönüyle İslam’da emredilen ahlakî ilkelere uymanın da bir gereğidir. Zira Kur’an ve Sünnette, yolun hakkının verilmesi (bu meyanda trafik kurallarına uyulması), başkalarına zarar vermekten kaçınılması (trafikte kural ihlalleri yapmak suretiyle başkalarına zarar verilmemesi), yolda yürürken mütevazı ve ölçülü olunması (sürücü ve yayaların birbirlerinin haklarına saygılı olması), kendini bilmezlerin sataşmasına karşılık “selâm!” denilip geçilmesi (trafikte öfke kontrolü) gibi ilkeler yer almaktadır. (Bkz; Furkân, 25/63; Lokmân, 31/19; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 36; Müslim, Libâs 32, Îmân 58) Sonuç olarak, yukarıda ifade edilen ilkelerden de anlaşılacağı üzere trafik kurallarına uyulması aynı zamanda dinî bir vecibedir. Aksine davranışlar, kul ve kamu haklarının ihlal edilmesi anlamına gelir.
Trafikteki kurallar, insanî değerler durumundadır. İzleyen olsun veya olmasın Müslüman'ın trafik kurallarına riayet etmesi gerektiğini söylüyoruz. Yaşanan ülkenin yönetiminin ne olduğu önemli değildir bu hususta.
Gitgide riski büyüyen bir sorun olarak trafik kazalarını yaşadığımız bu hayattaki en büyük kul hakkı noktalarından biri olarak görmemiz gerekir. Trafik kurallarına muhakkak uyulmalı ve uyulmamasını günah olarak görmeliyiz. Trafik kuralı koyan mercilerin dini merciler olmaması bu gerçeği değiştirmez. Herhangi bir kazadan sonra da helalleşmenin ahiret açısından gerekli olduğunu bilmeliyiz. Sürücü yüzde yüz kurala uygun sürüş yapıyordu ise ortaya çıkabilecek bir kazanın sonuçlarından mesul olmaz. Buradaki uygunluk izin verilen sürati aşmamaktan aracın bakımını yapmış olmaya kadar en ince ayrıntıları ihtiva eder. Söz konusu kurala uygunluğu da yetkili mercilerin raporu belirleyecektir. Hile yapılmamış, taraflardan biri kayrılmamış bir rapor muteberdir. Sürücünün hatası söz konusu ise mesela sürati fazla ise veya daha dikkatli davransa durabileceği bir mesafede kaza yapmış ise gibi hatalarla kazanın sonuçlarına katlanır. Bu sonuçlar ölüm durumunda diyet ödemek ve keffaret orucu tutmaktır. Kusur her iki tarafta da olacak bir sonuç söz konusu ise sürücü keffaretini tutar. Hatası oranı kadar da diyet öder. Mesela yayaya yasak bir yola yaya çıkmış ve sürücü de dikkat etse çarpmayacak iken dikkatsiz olduğu için çarpmış ise hata oranı kadar taraflar sorumluluğu üslenirler. Kaza, üçüncü tarafın sebep olması ile oluştu ise mesela bir başka araç arkadan onun çarpıp kaza yapmasına sebep oldu ise üçüncü taraf söz konusu sorumluluğu yüklenir. Ölüm nedeni ve benzeri etken sebepler için yapılacak tıbbi tespitler de muteberdir. Ölüm, yaralanma ve benzeri insan üzerindeki hasar için muhakkak bir fetva merciine müracaat ederek dinen ödenmesi gereken miktar ve ödeme şekli öğrenilmelidir. Yetkili mercilerin tespit ettiği maddi hasar da karşı tarafa ödenmelidir.
Nasıl olur böyle bir şey? Dinde utanma, hayâ olmaz da nerede olur? Din olduğu gibi hayâdır. Dini bir meseleyi öğrenmede utanmaya gerek yoktur çünkü öğrenmemekle çıkacak sonuç, onu öğrenmedeki utanmadan daha ağır olur, anlamında bir kural doğrudur.
Yaşadığımız zaman imanın avuçta kor taşımak kadar zor olduğu bir zamandır. Hepimiz, herkes bu fitneye karşı uyanık olmalıdır. Bugün bir arkadaşa “Neden böyle düşünüyor ki?” diye hayret ederken insan fark etmeden kendisini zehirleyecek bir fitne de kapmış olabilir. Siz kendinizi koruyun. Arkadaşınız samimi sorular sorarsa onları cevaplandırın veya cevap verecek birine yönlendirin. Kurtuluş aramayana çare üretmek zordur. Önce kendi imanınızı ve insanlığınızı korumaya bakın. Allah Teâlâ hepimize hayırlar ihsan etsin.
Sokak şartlarının korunduğu bir ortam sağlandığında mahrem olmayan kadın-erkek oturup yemek yiyebilir. Sokak şartlarını şu şekilde özetleyebiliriz: Bedensel temasın olmaması, dikkatli bir gözle bakıldığında bile sokak kıyafetinden başka bir şeyin fark edilmemesi, gözün korunması, gözden korunulması, laubalilik imkânının açılmaması, sadece sokakta halledilecek işin (alışveriş vb.) gerektirdiği kadarıyla konuşulması, alınıp verilmesi. Bu şartlar sağlanınca yemek yenebilir. Fakat böyle yemek yemenin pek anlamı olmadığı, ağza kaşık götürmek bile mümkün olmadığı ya da bu şartlarda oturmanın muhabbet anlamı olmayacağı için ön tedbir olarak kadın-erkek birlikte oturması yasaklamıştır. Gözü bile haramdan koruma, fitneye zemin oluşturmama mantığı üzerinden dinimizin oluşturduğu bütünlüğü bozmamak ana hedefimiz olmalıdır. Allah'a emanet olun.
araba konusundaki diğer fetvalar
Babanızın hizmetinde olduğunuz sürece sizin de o aracı kullanmanızda sakınca olmaz. Allah Teâlâ size sabır, babanıza afiyet ve huzur ihsan etsin.
Bankalardan alınan araç ve ev kredisi, “kredi” kelimesinin tanımı (para karşılığı alınan para) itibariyle faizdir. Katılım bankaları bunu para değil de kâğıt üzerinde de olsa bir şeyin alınıp verildiği ticarî işlem hâlinde yaptıkları için caiz olmaktadır. Elbette neyin kâğıt üzerindeki gibi işlediği meselesi ayrı bir konudur. Kredi kelimesi, içeriğini bildiğimiz hâliyle kullanıldığı sürece ne alınmış olursa olsun faiz denen günahın kapsamına girer.
Önce borçlar ödensin. Bu ilk düşünülen konu olmalıdır. Sonra da kalan malı çocuklar ve eş arasında taksim etmelisiniz. Mevcut belirttiğiniz kanun dinimize aykırıdır.
İnsanın sattığı şeyin (ev veya araba ya da başka bir şey) BİLDİĞİ kusurlarını, eksikliklerini söylemesi gerekir. Bilir de söylemezse aldatmış olur. Aldatmak ise kebair günahlardandır. Bu aynı zamanda bereketin kaybolma nedenidir. Satıcının, “önündedir, bak kendin incele” demesi yeterli olmaz. Muhtemel veya mevcut arızayı, ayıbı bilmeden satar da sonradan o eksiklik ortaya çıkarsa bundan dolayı bir vebal oluşmaz. Ayıplı bir nesneyi satan ve daha sonra da tevbe etmek isteyen kimse sattığı kişiyi bulup onunla helalleşmek zorundadır. Bulup helalleşme imkânı olmazsa kusurdan dolayı ortaya çıkan maddi değer kadar sadaka vererek vebalden kurtulur inşaallah.
Kadının tek başına mahremsiz olarak seferîlik mesafesine araç kullanmasının caiz olmayacağında bir ihtilaf yoktur. Kısa mesafelerde kadının araç kullanması ise ittifakla yasak değildir. Bazı âlimler bunu bu asrın şartlarını dikkate alarak uygun bulmamışlardır ki, haksız da değildirler ama KADIN ŞEHİR İÇİNDE ARAÇ KULLANAMAZ sözünü oturtabileceğimiz sarih bir nas yoktur. Şartlara ve günlük duruma bakılarak kişiden kişiye değişebilecek bir kanaat durumundadır bu kanaat. Yine de siz, aile huzurunuzu arabadan ve götürüp getirmek işinden daha önemli görün, aman!
Size emreden en üst makamın izni helal olması için yeterlidir. Müdür veya bir üstü biliyorsa ve izin veriyorsa sorun yoktur biiznillah.