Fetva Meclisi
Soru
Hocam benim babam engelli. İndirimli araç alma hakkı var. Babamla şöyle bir şey düşündük. Bir araç alalım ücretini ben vereyim aracı da ben kullanayım. Babam da trafiğe tam adapte olduğunda istediği zaman kullanabilecek. Zaten istediğinde gerekli yerlere ben götürüyorum. Yasal olarak da oğlu olarak benim kullanmamda bir sakınca yok. 2016 yılından sonra çıkan yasada alınan aracın çocukları tarafından da kullanılabileceği açıkça belirtilmiş. Bu şekilde bir araç almamızda bir sakınca var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu anlattığınıza göre bir sakınca yoktur. Allah size sabırlar versin, annenize de afiyetler ihsan etsin.
Bu iş, yasaya göre suç ise yani onun size arabasını satması veya başka bir yolla devretmesi suç ise sizin bunu yapmanız caiz olmaz.
Yalan üzerine kurulu bir kazanç helal olmaz. Ama engelliye o hakkı tanıyan makamın, o aracı engellinin kullanmayacağını biliyor ve bunu da yasada açık bir şekilde belirtiyorsa sakınca olmaz. Kamuya karşı hileyi makul göremeyiz. Bu ayrıntıya takılmıyorsa kullanımınız inşallah sakınca yoktur. Allah’a emanet olun.
Şayet araç yasal olarak alınmış ve devletin koyduğu kurallara uyularak alınmış ve kullanılmışsa, babanızın bundan dolayı azap çekmesi söz konusu olmaz. Ancak yanlış bir uygulama yapıldıysa, bunu düzeltmek gerekir ki kimsenin vebali kalmasın. Bu yüzden bir mali müşavire veya vergi dairesine danışarak net bir cevap almanız daha sağlıklı olur.
Sizin karışmadığınız bir alış veriş sonucu banka o kişinin arabasına el koymuş. Siz de o arabayı alacaksınız. Durum böyle ise size bir sakıncası olmaz. Selametle kalın.
Güzel kardeşim, bu soruyu sizin oranın şartlarını daha iyi bilen oradaki bir âlime sorsanız daha iyi edersiniz. Biz Türkiye’de böyle bir şeye ruhsat olacağını zannetmeyiz.
araba konusundaki diğer fetvalar
Önce borçlar ödensin. Bu ilk düşünülen konu olmalıdır. Sonra da kalan malı çocuklar ve eş arasında taksim etmelisiniz. Mevcut belirttiğiniz kanun dinimize aykırıdır.
İnsanın sattığı şeyin (ev veya araba ya da başka bir şey) BİLDİĞİ kusurlarını, eksikliklerini söylemesi gerekir. Bilir de söylemezse aldatmış olur. Aldatmak ise kebair günahlardandır. Bu aynı zamanda bereketin kaybolma nedenidir. Satıcının, “önündedir, bak kendin incele” demesi yeterli olmaz. Muhtemel veya mevcut arızayı, ayıbı bilmeden satar da sonradan o eksiklik ortaya çıkarsa bundan dolayı bir vebal oluşmaz. Ayıplı bir nesneyi satan ve daha sonra da tevbe etmek isteyen kimse sattığı kişiyi bulup onunla helalleşmek zorundadır. Bulup helalleşme imkânı olmazsa kusurdan dolayı ortaya çıkan maddi değer kadar sadaka vererek vebalden kurtulur inşaallah.
Dinimiz insan hayatını ve malı korumayı emretmiştir. Trafik bu iki korunması zorunlu değer olan can ve mal üzerinde risk oluşturmaktadır. Mevcut trafik kuralları esasta bu iki değeri korumak için geliştirilmiştir. Direkt dinle alakalı olmayan bir konu olsa da sonuç olarak dinin korunmasını emrettiği can ve malı korumaya yönelik kurallardan oluşmaktadır. Bu sebeple dine aykırı bir durum oluşturmayan trafik kurallarına uymak dinen zorunludur denir.
Kadının tek başına mahremsiz olarak seferîlik mesafesine araç kullanmasının caiz olmayacağında bir ihtilaf yoktur. Kısa mesafelerde kadının araç kullanması ise ittifakla yasak değildir. Bazı âlimler bunu bu asrın şartlarını dikkate alarak uygun bulmamışlardır ki, haksız da değildirler ama KADIN ŞEHİR İÇİNDE ARAÇ KULLANAMAZ sözünü oturtabileceğimiz sarih bir nas yoktur. Şartlara ve günlük duruma bakılarak kişiden kişiye değişebilecek bir kanaat durumundadır bu kanaat. Yine de siz, aile huzurunuzu arabadan ve götürüp getirmek işinden daha önemli görün, aman!
Şirketin haramla iştigal etmesi sattığı arabasını almaya mani değildir ama bereketsiz bir ticaret yapacağınızı siz de tahmin edebilirsiniz.
Bankalardan alınan araç ve ev kredisi, “kredi” kelimesinin tanımı (para karşılığı alınan para) itibariyle faizdir. Katılım bankaları bunu para değil de kâğıt üzerinde de olsa bir şeyin alınıp verildiği ticarî işlem hâlinde yaptıkları için caiz olmaktadır. Elbette neyin kâğıt üzerindeki gibi işlediği meselesi ayrı bir konudur. Kredi kelimesi, içeriğini bildiğimiz hâliyle kullanıldığı sürece ne alınmış olursa olsun faiz denen günahın kapsamına girer.