Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben tarım ve hayvancılıkla geçinen bir ailede yaşıyorum. Bu hayvanlarla birebir ben ilgileniyorum, tarlada da aynı şekilde çok büyük emeğim var. Kendi çalıştığım, emek harcadığım ürünlerden yani süt, yoğurt ve sebzelerden sadaka vermek istiyorum. Ev halkının hepsinin buna razı olmadığını biliyorum ama. Özellikle işleri birlikte yürüttüğümüz kayınpederim razı değil. Bu durumda gizlice o mahsullerden sadaka verebilir miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Verilen yer doğru bir yer ve sizin de rızanız bulunduğu sürece sevap size de yazılmaktadır. Hatta asıl sevap size yazılmaktadır. Bu açıdan bir merakınız olmasın.
Sorunuz detay vermeyi gerektirdiğinden dolayı cevabı açarak ve olabilirler üzerine kurarak cevap yazıyorum. Kesin bilgi sahibi olmadan ihtimallere dayalı olarak eşinizin kazancını şüpheli olarak nitelemeniz doğru değildir. Eşinizin post cihazı/nı kullanması (meşruluk şartlarına riayet ederek) günümüzde ticaret yapan kimse için eleştirilecek veya günah sayılan bir durum değildir. Eşiniz helal bir ticareti kurallarına göre yapıyorsa/yapmaya gayret ediyorsa kazandığı para helaldir; sadaka olarak dağıtabilirsiniz. Ancak eşiniz helal-haram hassasiyetinin zayıf olduğuna kuvvetli bir kanaatiniz varsa helal tarafına niyet ederek yine hayırlarda bulunabilirsiniz. Hayır yapmak için kazancın yüzde yüz temiz olması gerekmez. Kazancınızın kirli tarafı varsa sevap beklemeden dağıtarak temizlersiniz. Aynı şekilde temiz tarafına da niyet ederek sevap ümidiyle hayır yapabilirsiniz. Kazancı şüpheli olan kimselerin yardım yapmasıyla ilgili tavsiyemiz evinizin bereketi kaçmaması için şüpheli tarafın sevap beklenmeden fakirlere verilmesi şeklindedir. Eşinizin kazancıyla ilgili hiçbir bilginiz yoksa veya küçük şüpheleriniz varsa bile helal kazanç olarak kullanabilirsiniz. Özetle eşinizin size hayır yapmanız için teslim ettiği içeriğiniz bilmediğiniz parayı iyilik yapmak üzere kullanmanızda sakınca yoktur.
Emekli maaşı veya ek sabit bir kazancı gibi geliri olan ve Allah’a tevekkül konusunda fitneye kapılmayacağı kanaati olan birisi hayatta iken bütün malını sadaka olarak verebilir. Bunun için de sağlığı yerine olmalıdır. Geçindirmekle yükümlü bulunduğu aile bireyleri için sorun oluşmayacağına kanaat getirmelidir. Bütün malını sadaka veren birinin asıl maksadı aile bireylerinden intikam almak, onlara miras bırakmamak gibi bir maksat ise sadakası caiz olsa bile yaptığı iş meşru sayılmaz, sünnete aykırı bir iş yapmış olur.
Bu bir yalan ve hiledir. Yalan ve hile ile kazanılan ise helal değildir. Yalan, hile ve tuzak ile kazanılan mal sahibine iade edilmelidir. Sahibine iade edilemiyorsa sadaka verilebilir yerlere verilmelidir. Ateşle oynamaya değmez bir dünya hayatı yaşadığımızı unutmamalıyız. Az kazanın helal kazanın.
Siz bir evlat olarak, aile ocağınıza dönerken bir misafir değil, bir emanetçisiniz. Anne babanıza hizmetiniz, onlarla kurduğunuz muhabbet, sadece bir ziyaret değil; bir ibadettir. Ailenizin gelirinde haram şüphesi varsa sizin o evde yaşamanız doğrudan harama bulaştığınız anlamına gelmez. Çünkü eve helal de giriyor, haram da. Siz tümüyle haram olandan değil, karışık olandan faydalanıyorsunuz. Bu durumda haramlık sabit değildir. Elinizden geldiğince maddi destek veriyorsunuz, ev işlerine yardım ediyorsunuz, ailenize haram-helal farkını hatırlatıyorsunuz. Bunların hepsi, sizin o evdeki varlığınızı meşru ve hatta sevaplı kılar. Bundan sonra da helale teşvik etmeye devam edin. Gücünüz yettiği kadar destek olmaya devam edin ama bu hassasiyet sizi vesveseye götürmesin. Çünkü vesvese şeytanın oyunudur.
Allah Teâlâ babanıza rahmet etsin. Babanızdan kalan malı, varisleri arasında taksim etmeden herhangi bir harcama sadaka da olsa yapmayın. O malda bütün varislerinin hakkı vardır. Hepsinin izin vermesi durumunda öyle bir harcama yapabilirsiniz. Eğer varislerden biri çocuk ise o büyüyene kadar yine harcama yapamazsınız. Önce varislerin payını verin sonra dilediğiniz kadar sadaka verin.
çiftçi konusundaki diğer fetvalar
Diyanet'in bu husustaki fetvası muteberdir. Gübreleme ve diğer masrafları da sulama gibi kabul eden bir görüş ile amel etmektedir. Biiznillah bu hususta isabet etmiş olursunuz. Allah kabul etsin.
Fındığınızı satarken şu yöntemlerden birini yaparsınız: Fındığı peşin fiyatına satarsınız. Sıkıntı yoktur. Fındığı taksitle satarsınız; peşin olsa idi mesela on idi dört ay taksitle on ikiye satarsınız. Bunda da sıkıntı yoktur. Fındığı yeriniz olmadığı için bir tüccarın deposuna koyarsınız. Fındık orada emanette kalmış olur. Satmak istediğinizde gidip tartar satarsınız. Bunda da sıkıntı yoktur. Fındığı bir tüccarın deposuna bırakırsınız. Adına emanet dersiniz ama o fındığınızı satar parasını kullanır. Siz paraya ihtiyacınız olduğunda gider O GÜN FINDIK KAÇ PARA EDİYORSA o kadar paranızı tüccardan alırsınız. Aslında sizin fındığınızı siz satmıştınız ama fiyat belirlememiştiniz ve piyasanın yükselmesini bekliyordunuz. Bu tür fındık satışında kadim kitaplarımızdaki bilgilere göre sakınca vardır. Biz de bu sakıncayı uyarıyoruz. Müftülüğünüzün bağlı olduğu Diyanet bu konuda yaygın bir uygulama olarak ZARURET NEDENİYLE sakınca olmayabileceğini söylemiştir. Müftülük de size bunu iletmiştir. Bu görüşü almanızda inşaallah bir sakınca olmaz.
Bu meselede şöyle bir durum var: a- Fındık şu anda sekiz lira ediyor. Tüccar beş ay sonrası için on liradan alırım deyip pazarlığı yaparak alışverişi bitiriyorsa yani satan fındığı satmış ama parasını beş ay sonra alacak ise bu ticarette sıkıntı yoktur. Zira satanın sattığı bellidir, alanın alacağı bellidir. Bu bir helal ticarettir. b- Eğer halk arasında EMANETE VERMEK diye bilinen şekil olursa yani üretici fındığı tüccara yedinci ayda verir ama fiyatı ne zaman parayı alacaksa mesela iki ay sonra gelip o günkü fiyat kaç para ise o kadarı alıp giderse bunda bizim kanaatimize göre sıkıntı vardır. Zira bu bir helal ticaret değildir esasen. Fındık tüccara verilmiştir ama üreticinin ne alacağı belli değildir. Fındık işlem görmüş, belki de yenmiş midelere inmiştir. Üretici ise ne kazanacağını bile bilmemektedir. Bu bir bilinmezlik ortamıdır. Bunun fıkıh açısından sakıncası vardır. Bu bizim meseleden çıkardığımız kanaatimizdir.
Bu konuda Diyanet İşleri’nin fetvasını esas alabiliriz. Fetva aşağıdaki gibidir: “..Sulanması masrafsız olan arazilerden elde edilen ürünün onda biri, masraf edilerek ve emek sarf edilerek sulanan arazilerden elde edilen ürünün ise yirmide biri öşür olarak verilir. Sulama ile birlikte, günümüz tarım şartlarının gerektirdiği gübre, ilaç ve mazot gibi masrafların öşür hesabında dikkate alınıp alınmayacağı tartışmalı bir konudur. Bu ilave masraflar üretimin maliyetinde önemli bir yekûn oluşturduğundan bunların öşür hesaplamasında dikkate alınması görüşü daha uygundur. Bu nedenle tarım ürünleri, sulama masrafları ve yukarıdaki ilave masraflar çıkarıldıktan sonra nisaba ulaşması hâlinde 1/10 oranında zekâta/öşre tabidir. Eğer masraflar çıkarılmadan verilecekse 1/20 oranında öşür verilir. Tarım ürünlerinde nisap miktarı, buğday, arpa, mısır, pirinç gibi saklanabilir ürünlerde, beş vesktir. Bunun günümüzde kullanılan ağırlık birimi ile karşılığı, ürüne göre 653-1000 kg arasında değişmekte mesela buğdayda 653 kg’a tekabül etmektedir. Bunların dışındaki ürünlerde ise yukarıdaki maddelerden beş veskinin değeri en düşük olanının kıymetine denk olan miktardır. Seralarda yetiştirilen ürünler için de aynı hükümler geçerlidir.”
Diyanet, tarım adına yapılan masrafları düştükten sonra kalan miktarın nisap miktarı olması durumunda zekatının verileceği konusnuda görüşü vardır. Bununla amel edin. Masrafları düşün, geri kalanın zekatını verin.
Allah Teâlâ işinizi kolay etsin. Elinize, toprağınıza, sofranıza bereket versin. İnsanlar sizi köylü/çiftçi görebilirler ama siz mübarek bir iş yaptığınızı bilin. Allah yardımcınız olsun. Hayvanların boynuzlarının kırılması daha güzel görünsün ya da ona benzer lüks denebilecek bir gerekçe diye yapıldığında caiz olmaz. Beslemede ve büyütmede zorluk oluştuğu veya çevresine zarar verdiği gibi bir gerekçe ile yapılabilir, biiznillah sakıncası olmaz. Ziraat işinde ortaklık hakkında ise size şöyle bir özet bilgi aktarabilirim: - Bir taraftan arazi diğer taraftan çalışma ve elde edileni yarı yarıya, üçte bir gibi nispetlere paylaşma şeklindeki ortaklık caizdir. Bu anlaşma bir yıl iki yıl gibi bir süre için yapılmalıdır. - Ekim yapılacaksa ekilecek tohumu kimin vereceği konuşulmalıdır. - Ne ekileceği konuşulmalıdır. - Taraflardan birinin alacağı mahsül önceden ‘şu kadar kilo garanti alacak’ şeklinde belirlenirse bu caiz olmaz. Zira yetişen ne kadar ise o bölüşülecektir. Hiçbir şey yetişmezse ona razı olacaklardır. Ana hatları ile böyle bir anlaşma caizdir. Özellikle ziraat ortaklığını sıkıntılı duruma getiren durumlar olabilir. Onları gerektiğinde hususi olarak öğrenebilirsiniz. Allah yardımcınız olsun. Size dua ederiz, sizden de dua bekleriz.