Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben namazını kılan ve düzenli Kur’an’ını okuyan biriyim. Son günlerde içimde sürekli imanımı kaybetme korkusu var. İçime vesvese düşünce dua okuyup zikir çekiyorum. Geçen gün yine böyle olduğunda Allah’a dua ederken yanlışlıkla “şeytan” dedim. Yanlış bir şey söyledim mi diye hatırlamaya çalışıyorum. İçimdeki korku geçmiyor ve nikâhıma zarar verir mi diye düşünüyorum. Bana bir yol gösterin hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir psikologla durumu değerlendirip onun tavsiyeleri ile bize tekrar yazmalısınız.
Bu durum pek çok insanda olur, hayat böyle iniş çıkışlarla doludur. Buna takılıp kalmaz ve ilerlemeye devam ederseniz geçer biiznillah. Takılıp kalırsanız şeytan bu noktadan sizi çökertebilir ve bir daha da geri dönemeyebilirsiniz. Bu mantıkla bakın meseleye. Bir şey yokmuş gibi devam edin siz. İbadet yapın. Bir kelime de olsa ilim öğrenin ama kendi kendinizle “şöyle olmalı idi, böylesi olmadı...” türünden iç tartışmalara girmeyin. Zamanla rahatladığınızı ve eskisinden daha heyecanlı günlere erdiğinizi göreceksiniz biiznillah.
Kendinize gelin, sevginin aşırısı da kontrolsüz sevgi de zehirdir. Kendinizi zehirlemeyin. Bu davranışla eşinize de zarar veriyorsunuz. Dengeli olmaya çalışın. Her şeyin sahibi Allah'tır. Allah kâinatta ne dilerse o gerçekleşir. İradenize sahip olmaya çalışın. Onu terbiye edin. Bu konuda gerekirse bir doktordan destek alın. Hocamızın, "İrade Eğitimi" dersini izlemenizi tavsiye ederim.
Aleykümselam. Böyle düşünceler yoğunlaşsa bile bunu imanınızla ilgili görmeyin. Bir şey yokmuş gibi devam edin ibadetlerinize. Bunların zihninize gelmesinden daha tehlikeli olan sizin bunlarla meşgul olmanızdır.
Selamünaleyküm. Bunları konuşmayın, eyleme dönüştürmeyin. Bu durumda vebale girmezsiniz. Bunlar geçici şeylerdir, üzerine giderseniz sorun olurlar. İbadetlerinizi yapın, dua edin.
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
dua konusundaki diğer fetvalar
Çığır açmak için bir iş yapılmaz. İnsan kendisini yetiştirir. İhlaslı ve azimli olur. Yılmadan hak bildiği işi yapar. Tepkiler ve etkiler onu yıldırtmaz. Neticede de damlaya damlaya göl olduğu gibi onun disiplini ve istikrarı onun adına açılmış bir iz oluşturur. O ize biz çığır açmak deriz. Namaz gibi bir ibadetten sokağı süpürme şeklindeki bir sosyal işe kadar her alan için geçerlidir bu ilke. Şu istikrarı ve ciddiyeti oluşturamayan ise sözünü ettiği çığırın edebiyatı ile meşgul olur. O gitmeden izi biter maalesef. Meselenin özeti şudur: İman, İşe yarar ve makbul bir iş yapma, İhlas, Azim, Dua, Heyecan, Süreklilik, Bıkmama, etkilenmeme, Sonuca değil Allah’ın rızasına kilitlenme.
Allah Teâlâ kabul buyursun. Zikir, namaz gibi ara verince bozulan bir ibadet değildir. Benzer bir şekilde ara verince kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. En iyi olanı hiç ara vermemek olsa da verilen ara zikri bölmez.
Allah, herkesin Rabbidir. Rab demek sahibi olmak, onu gözetmek demektir. Allah, kâfire dünyada yaşama izni verdiğine göre onun dua etmesi durumunda duasını kabul etmesine bir mani yoktur. Bu duanın içeriği ise ayrı bir meseledir; mü'min insanın da her duası kabul olmaz.
Peygamber aleyhisselam efendimiz bizzat kendisi umre yapmak için izin isteyen Ömer bin Hattab radıyallahu anha: “Kardeşim bizi duandan unutma” demiştir. Müslüman, Peygamber aleyhisselam efendimiz için onun makamını küçük düşürmeyecek, edep sınırlarını zorlamayacak cümlelerle dua eder. Bu bereketli bir iş olarak görülmüştür. Ezan duası olarak okuduğumuz duada da onun için dua edilmektedir.
Böyle bir kuruntu ile meşgul olmamanızı tavsiye ederiz. O zaman dua edemeyen şimdi kabirde rahat etmesi için dua eder. Sorun da kalmaz. Kimsenin duası ile kimse kesin iyi olacak değildir. Dua bir insanlık ve merhamet göstergesidir. O zaman yapamayan şimdi yapar.
Peygamber aleyhisselam efendimize salavat getirmemiz Kur'an’ımızın emridir. Bu şekilde İbrahim aleyhisselamı anarak ya da teşbih yaparak salavat getirmemiz ise bizzat Peygamber aleyhisselamın emridir. Dolayısıyla bu salavatta akılla veya beceri ile oturtulmuş bir şey yoktur. Emir böyledir böyle yapılmaktadır. Tam olarak hikmetini de ancak Allah Teâlâ bilir. Bildiğimiz makul gerekçe ise şudur: İbrahim aleyhisselam, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dedesidir. Allah Teâlâ İbrahim aleyhisselamın evine rahmet etmiş, bereket vermiştir. O bereketin aynısını bizim Peygamberimiz için de talep etmiş olmaktayız. Burada İbrahim aleyhisselamın Muhammed aleyhisselamdan üstün olmasını gerektirecek bir durum da yoktur. Zira teşbih bereket/rahmet üzerindendir isimler üzerinden değildir. Rabbim ibadetlerimizi kabul buyursun. Peygamber efendimize, ehlibeytine, ashabına salat ve selam etsin.