Fetva Meclisi
Soru
Kurban bayramında kesilecek kurbanlıklar için Türkiye’den vekâlet alanlar, bazı zamanlarda Türkiye’de bayram olmadan onlar bayram namazını kılıp kurbanı kesiyorlar. Bu da şu demek oluyor: Kurban sahibi bayrama girmemiş, vekil ettiği kişi bayrama girmiş ve müvekkili adına kurbanı kesmiş. Bu kurban kabul olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu konuda ölçü şudur: Kurban kesiminde zaman olarak kurbanın kesildiği yer önemlidir. Kurban kestirenin bulunduğu yer önemli değildir. Kurbana vekâlet veren için henüz bayram gelmemiş olsa bile onun kurbanının kesildiği yerde kurban bayramı vakti girdi ise kurban kesilebilir.
Kurban ibadetinde vekalet caizdir. Bir mümin, kesmesi gereken kurbanı bir başka mümine kesmesi için vekaletle devredebilir. Bu bir kişi olabileceği gibi kurum da olabilir. Kurumun vakıf veya devlet olmasında sakınca yoktur. Kurumlara ne kadar itimat ettiğiniz ise sizin bilmeniz gereken bir husustur.
Selamünaleyküm. Her iki şekilde de verilen vekâlet, vekâlet verme açısından yeterlidir. Kurbanın kesilmesi ile alakalı durum ise farklıdır. O kendi konusu içinde incelenebilir.
Mesele şöyle anlaşılmalıdır: Kurbanın bir mü'mine vacip olması için bazı şartlar gerekir. Mesela zenginliği olması gibi. Mü'minin seferi yani yolcu olmaması bu şartlardan biridir. Bunun anlamı şudur: Mü'min kurban bayramı günlerinde seferi ise ona kurban vacip olmaz. Seferi olan mü'mine kurban vacip olmaz yani kesmesi zorunlu olmaz ama keserse kabul olur mu? Bunun cevabı kesin olarak şudur: Seferi olduğu için ona kurban kesmek vacip değilse de o keserse kurbanı kurban olur. Tıpkı seferi olan mü'mine cuma namazı farz olmadığı hâlde kılması durumunda cuma kılmış olacağı gibi bir durumdur bu. Karıştırılan durum ise şudur: Bu kişi kurban günleri bitmeden mesela ikinci gün kendi evine dönecek olursa yani seferi durumu biterse o günlerde tekrar kurban kesmesi gerekiyor mu? Seferde iken kestiği kurban, kurban görevini ifa etmesi için yeterli midir? Bunun cevabı da şudur: Seferi hâlde iken bile kesmiş olsa kişinin kurban görevi biter. Kurban günlerinde geri dönmüş olsa bile tekrar kurban kesmesi gerekmez.
Kurban kesmekle mükellef olan bir kimse bir şahsa para verip “Bununla kurbanlık hayvan al ve benim adıma kes.” dese; ancak parayı alan şahıs kurbanlık almayıp parayı harcasa; parayı veren kişi de bu durumu kurban kesim günlerinde öğrenirse yeni bir kurbanlık alıp kesmesi gerekir. Parayı alan kişi de aldığı parayı tazmin eder. Eğer kişi bu durumu kurban kesim günleri geçtikten sonra öğrenirse, kendisinin kurban yükümlülüğü düşmez. Bu durumda kurban bedelini fakirlere vermesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/320)
Kurban, Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek için ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usûlüne uygun olarak kesmektir. Kurbanlık hayvanı veya bedelini bir hayır kurumuna veya yoksul kişilere bağışlamakla bu vecibe yerine getirilmiş olmaz. Ancak kurbanın sahih olması için kişinin keseceği kurbanı bizzat satın alması, kendisinin kesmesi veya kesilirken yanında bulunması şart değildir. Bu işlemler vekâlet yoluyla da yaptırılabilir. Vekâlet, sözlü veya yazılı olarak verilebildiği gibi telefon, internet ve benzeri iletişim araçları vasıtasıyla da verilebilir. Vekil tayin edilen kişi veya kurum, üstlendiği vekâleti gereği gibi yerine getirmekle yükümlüdür. Kurban ibadetinin hikmetlerinden biri, toplumun bütün kesimlerinin bayrama iştirak etmelerinin sağlanmasıdır. Kurban etlerinin başta ihtiyaç sahipleri olmak üzere aile efradı, dostlar ve komşular ile paylaşılmasının istenmesi bu amaca yöneliktir. Bu kapsamda kurban etlerinin bir an önce ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması da esastır. Kurban etlerinin satılıp başka amaçlar doğrultusunda kullanılması bu hikmetlere aykırılık teşkil eder. Bu nedenle bazı kişi ve kuruluşlar tarafından kesim öncesi henüz organize aşamasında kurban etlerinin satımının planlanması doğru değildir. Dolayısıyla, vekâletle kurban kesen kuruluşların kapasitelerini dikkate alarak kesip dağıtabilecekleri sayıda kurban vekâleti almaları, kesim işlemini mutlaka gerçekleştirmeleri ve buradan elde edilen etleri satışa konu etmeden öncelikle muhtaçlara dağıtmaları gerekir. Bununla birlikte kurban etlerinin ihtiyaç sahiplerine dağıtılması yönünde gerekli çaba gösterildiği hâlde farklı nedenlerle fakirlere ulaştırılma imkânı sağlanamamış ve elde kalan etlerin telef olma ihtimali ortaya çıkmışsa satılarak bedeli, kurban sahiplerinin niyetleri doğrultusunda muhtaçlara ulaştırılabilir. Bu şekilde elde edilen gelir, hiçbir şekilde organizasyon ve kesim masrafları için mahsup edilemez.
ibadet konusundaki diğer fetvalar
Bizim kanaatimize göre kurbanın fiyatının önceden belli olması gerekmektedir.
Böyle bir sıkıntı olmasa bile ibadetleri bırakarak kendinize yazık etmişsiniz. Hemen namaz başta olmak üzere ibadete dönün. Dünya sizi bir kere yörüngesine alırsa bir daha kurtulamazsınız, aman dikkat edin. Özel sıkıntınızı da muhakkak bir psikologla görüşün. Geçici bir durum olduğunu zannederiz.
Elbette ibadetleri meşru bir neden olmadan bozmak yanlıştır. İbadet ciddiyetimiz açısından bir hatadır bu. Eğer öyle bir bozma oldu ise o oruç yeniden tutulur. İkinci bir güne gerek yoktur.
Kendisine kurban vacip olan bir mü'min kurbanını evinin bahçesinde kendisi keser, bir mezbahanede kestirir, köyünde keser/kestirir… Bunların hiçbirinde sakınca yoktur. Kurbanını ülkesindeki muhtaçlara ulaştırmak üzere bir vakfa devreder, bunda da hiçbir sakınca yoktur. Yurt dışında bir yere gönderir, kurban açısından bunda da bir sakınca yoktur. Bu seçenekler arasında herkes tercihini kendi şartları ve gözlemleri doğrultusunda yapabilir. Yurt dışında fiyat açısından menfaat olması, muhtaçların oralarda daha yoğun olması gibi etkenler kabul edilebilir. Kurban muhakkak yurt dışındaki kardeşlerimize gönderilmelidir şeklindeki bir anlayış ise doğru değildir hatta yerinde de değildir. Kurban ibadetine sadece yardım konusu gözüyle bakamayız. Bu bir ibadettir. Bir nevi yıllık vergi gibi anlaşılması mübarek bir sünneti zaman içinde eritebilir. Bu bir ibadettir, evlerimizde bu ibadetin yılda bir de olsa izi görülmelidir. Bunu aile bireylerimiz açısından bir eğitim konusu olarak da görmemiz gerekir. Evet, yurt dışına gönderilmesi için acil ve mücbir sebepler oluşabilir ama aynı sebepler ülkemizde de olabilir. Zamanı ve ortamı kollayarak bu konuda karar verilmelidir.
Esas olan kaza namazlarını da kılmak ve sünnetleri ihmal etmemektir. Kazaların çok gecikmesinden korktuğunuz için sünnetlerin yerine kaza kılsanız vebale girmezsiniz. Bunu süreklileştirmeyin ki sünnetleri ihmal üzere kendinizi geliştirmiş olmayın. Allah yardımcınız olsun.
Böyle bir söz espri maksatlı olarak bile söylenemez. Mürşidimiz Peygamber aleyhisselam efendimizdir. Elbette bir âlimin veya salih kimsenin yönlendirmesi her mü'min için faydalıdır ama "kabul olmaz" sözü abartıdır ve kasıttır. Sünnete uygun, bir ilmihal kitabından yararlanarak yaptığınız işler için bunu kimse söyleyemez.