Fetva Meclisi
Soru
Hocam bilindiği üzere, İslam hukukunda sigortaya doğrudan cevaz verilmemekte ve ancak zaruret durumlarında yapılabileceği belirtilmektedir. Zorunlu trafik sigortası da bu zaruret kapsamına dâhil edilen bir uygulamadır. Bu noktada şu soru ortaya çıkmaktadır: Zaruret çerçevesinde zorunlu trafik sigortası yaptırırken en ucuz seçeneği mi tercih etmek gerekir, yoksa karşı tarafın olası mağduriyetini en aza indirebilmek adına daha kapsamlı bir poliçe mi yaptırmak uygun olur? Zira sigorta kapsamının dar tutulması durumunda, bir kaza anında karşı tarafın hasarının tam karşılanamaması ve mağduriyet yaşaması söz konusu olabilir. Bu durumda mağdur taraf, sigortanın karşılamadığı kısmı talep ederek hukuki yollara başvurabilir ve eksik tutar, sigorta yaptıran kişiden tazmin edilebilir. Bu meselede hangi yaklaşımın İslam’ın adalet ve zaruret ilkelerine daha uygun olduğu konusunda bir yol gösterir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Kasko ve diğer ticari sigorta türlerinin fıkıh kurallarına göre caiz olmayacağı görüşü muasır âlimler arasında neredeyse ittifak edilecek düzeydedir. Zira sigorta, faizin alt zeminini oluşturan uygulamalar arasındadır. Kısacası sigortaya caiz demek mümkün değildir. Özellikle de kasko için bu söz geçerlidir diyebilirim. Ancak Şeriatımız, Müslüman'ı eli kolu bağlı olarak da bırakmış değildir. Zaruretler bazı yasakları geçici olarak kaldırabilmektedir. Günümüz şartlarında ciddi bir ticaret değil, doğru dürüst bir taşımacılık bile yapılabilmesi için sigorta gereklidir. Ya da Müslümanların değerli bir araca binmemeleri gerekecektir. Burada iki cümleyi not alabiliriz. Birincisi: İslam'da kasko vebenzeri sigortalar yoktur. İkincisi: Müslüman, zaruret oluştuğunu hissettiğinde sigortaya başvurabilir. Buradaki zarureti de Müslüman'ın imanı ve o imanını yönlendiren ilmî danışmanı, mürşidi belirleyecektir. Allah'tan sebat üzere kalmayı bize nasip etmesini dileriz.
Muasır ulemamız, sigortanın caiz olmayacağı kanaatindedir. Ancak şeriatımızın zaruret adını verdiği kuralları da vardır. Evet, zaruret kişinin keyfinin bozulması olarak anlaşılamaz. Zaruret hayati denebilirlik düzeyde bir sıkıntının oluşması ile ortaya çıkar. Buna göre, sigorta için caiz diyemeyiz. Ama Müslüman'ın zarûreten yaptığı işler de olabilir. Allah korkusu seviyesi ise Müslüman'ı yönlendiren etken olacaktır.
Selamünaleyküm. İslamî bir ortam dikkate alınarak konuşulduğunda kasko ve benzeri sigortaların caiz olması asla mümkün değildir. Fakat, yaşadığımız ülkelerdeki şartlarımızı dikkate alarak, zaruret dairesinde kalan uygulamalar da söz konusu olabilir. Bu tür zaruretler kulun imanı ile takvası arasında gelir gider. Zira bilhassa malı olan Müslüman için sigortayı kökten yok saymak oldukça zordur.
Evet, dinimiz zorlu günler için ZARURET ZAMANI RUHSATLARI getirmiştir. Bu ruhsatların kullanılabilmesi için bazı ilkeler de konmuştur. Bu ilkelerin oluştuğu durumda zaruret çizgisine gelinmiş sayılır ve hükümler ona göre uygulanır. Sözünü ettiğimiz bu zaruret durumu özel olarak şu hususların gerçekleşmesi ile ortaya çıkar: 1. Zorunlu durum, muhtemel değil mevcut olmalıdır. Mesela bir ekonomik kriz bekleniyor başka şeydir, fiilen var olan ekonomik kriz başka şeydir. Zaruret ancak fiilen var olan için kullanılabilir. 2. Bu durum oluşunca Müslüman için hiçbir alternatif kalmamış olmalıdır. Mesela Müslüman, normal ticaretini veya geçimini ancak yedek arsasını satarak sürdürebilecek ise onun için faize ruhsat verebilecek bir zaruret konuşulamaz. 3. Böyle bir zaruret uygulaması, dinin temel kurallarını çiğneme nedeni olmamalıdır. Mesela başka bir insanın can ve mal güvenliğinin yok kabul edilmesi gibi bir yöntem olmamalıdır. 4. Bir şeye zaruri ruhsat verilmesi yasağın kaldırılmış olması değildir. Sadece bir merhaleyi aşmak ve bir sorunu gidermek içindir. Ruhsat bu sınırlı an için kullanılabilir, genel bir izin gibi kullanılamaz. Ruhsat kullanırken de en az zararlıdan daha zararlıya doğru atlanarak tercih yapılır. En temel ölçüleri ile bu şartlarda bir zaruret ruhsatından söz edilebilir.
Böyle bir durumda hakkınızı aramanız makuldür. Hakkınızı arayın, devletin ona vereceği ceza olarak size verilecek tazminattan yaptığınız masrafları düşün. Bedensel bir zararınız yani organlarda bir eksiklik oluşmadı ise sizde manevi tazminat olarak alacağınız parayı kullanmasanız daha iyi edersiniz. Bir hayır kurumuna verin. Bedeninizde bir eksiklik oluştu ise mesela parmağınız koptu ise zaten maddi tazminat hakkınızdır. Fıkıh kitaplarımızda manevi zararlar için maddi tazminat alma şeklinde bir tazminat yoktur. Muasır ulemanın bir bölümü böyle bir tazminatı kabul ediyorsa da alınmaması yönündeki görüş daha takvaya yakındır. Öte yandan trafik canavarlığı yapan birini terbiye etmenin de başka bir yolu bulunamadığı için böyle bir cezalandırmanın yapılması gerekmektedir. Bunun için 'alın, masrafları düşün, gerisini bir fakire veya hayra verin' görüşünü size tavsiye ettik. Geçmiş olsun, Allah Teâlâ beterinden muhafaza buyursun.
Selamünaleyküm. Muasır fukahamızın genel görüşü, bu çağda gelişen sigorta sisteminin Şeriat'ımıza uygun olmadığı yönündedir. Bu da İslam'a göre mevcut sigorta sisteminin caiz olmadığı anlamına gelmektedir. İlke olarak bunu kaydedebilirsiniz. Ne var ki mü'min, çaresiz kaldığında esasen caiz olmayan şeyleri de kullanabilir. Mevcut hayat tarzmızıda da ticaret ve benzeri masraflı işleri yapanların böyle bir durumu olabilir. Bu da zarurete binaen bir ruhsat kullanmak demektir. Mevcut durumunuzun bir zarureti gerektirip gerektirmediğini, zaruretinizin ne denli olduğunu siz tespit edebilirsiniz.
araba konusundaki diğer fetvalar
Katılım bankaları ile ilişki, faizli bankalara göre biraz daha ehvendir. Yani katılımlar için “faizlidir, haramdır” açıkça söylenemiyor. Evet, uzak durmak bereketli kalma sebebidir ama oradan araba alan faize girdi de denemez. Yine de siz, eşinizle böyle bir sebepten ötürü tartışma yaşamayın, şeytan aranıza fitne sokmasın.
Sattığınız bir üründe bir sorun çıkarsa: Bu sorun sonradan oluşmuş ise sizin bir sorumluluğunuz yoktur. Sorun siz satmadan önce vardı ise müşterinin alışverişi iptal edip malı germe veya tamir ettirip farkı size ödetme hakkı vardır. Siz satarken, “bir eksiklik kabul etmiyorum, bu şekilde alıyorsun” dedi iseniz o da kabul etti ise zararı müşteri karşılamak zorundadır. Siz, “arabanın ayıbını gizlemiş” durumda olursanız yani “bir eksikliği yoktur” dedi iseniz o takdirde o haklı olur.
Şayet araç yasal olarak alınmış ve devletin koyduğu kurallara uyularak alınmış ve kullanılmışsa, babanızın bundan dolayı azap çekmesi söz konusu olmaz. Ancak yanlış bir uygulama yapıldıysa, bunu düzeltmek gerekir ki kimsenin vebali kalmasın. Bu yüzden bir mali müşavire veya vergi dairesine danışarak net bir cevap almanız daha sağlıklı olur.
Verdiğiniz bilgiye göre zekât verme zamanınız geldikten sonra üzerinize borç tahakkuk etmiş/gerçekleşmiştir. Dolayısıyla önce bir milyonun zekâtını vermelisiniz. Her kazandığınızın üzerinden bir yıl geçmesi gerekmiyor. Sene sonunda hesabınızdaki paraların kazanma tarihine bakmaksızın % 2,5 oranında zekâtını vermeniz gerekir.
Elbirliği sistemiyle mülkiyet sahibi olma konusunda bazı çekincelerimiz olduğundan bu konuda fetva veren hocalarımıza başvurmalarını tavsiye ediyoruz. Dolayısıyla olumlu bakmadığımız bir sistemin işleyişi hakkında bir yorum yapmamız doğru değildir. Yalnız size "bir anlaşma yaptıysanız ona uygun davranma zorunda olduğunuzu" hatırlatabiliriz.
“Hac düşer mi?” sorusunu “Zekât düşer mi?” gibi anlamamalıyız. Belli bir miktar para belli bir süre bekleyince ona zekât düşer yani onun belli bir miktarı zekât olarak verilir. Hac böyle değildir. Bir Müslüman'ın mevsiminde hacca gidip gelecek kadar malı varsa o kimseye hacca gitmelisin denir. Siz bunu soruyor olmalısınız. Araba almak için para biriktirdi iseniz ve parayı arabaya yatırmadı iseniz sizin paranız var kabul edilir. Paranız varsa ve hacca gitme fırsatı da doğdu ise hacca gitmeniz gerekir. Bir şeye yatırım yapmak başka bir ibadeti kilitlemez.