Fetva Meclisi
Soru
Allah’ın bütün bu kâinatı yaratmaktaki amacı nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Rabbimiz Kitab'ında bu sorunun cevabını şöyle veriyor: “Cinler ve insanları ancak kulluk etsinler diye yarattım.” Cevap bellidir: Kulluk! Kulluk nedir peki? Her şey Allah ile Allah için olacak. Medeni hallerden ticarete, ziraattan siyasete, ibadetten ahlaka kadar her şey bu çerçevede olacak: Allah ile Allah için. Bunu sağlamak nasıl mümkün ise onu yapmanın adı da cihat olacak. Şeytan bunun gerçekleşmemesi için uğraşan en büyük düşmanımız olduğuna göre en büyük cihadımız da ona karşı yapılacak. Bunun için varız.
Bu tür soruların tartışmayı bitirebilecek bir cevabı yoktur. Zira öğrenmekten çok merak ve şüpheden kaynaklanır bu sorular. Bu soruda ise cevabı bizzat Kur'an’ımız veriyor: Allah bütün kullarını hatta cinleri “Ona kulluk etsinler diye yarattı.” Dolayısıyla “kulluk” yani Allah’a teslim olmuş bir hayat yaşamak yaratılış gayemizdir. Neden böyle istedi, bu şekli verdi gibi sorular ise kulluk düzeyinden bakarak yaratıcılık düzeyindeki bir sırrı çözmeye çalışmanın anlamsızlığını yansıtır. Uzak durmak gerekir. İnsanlar olarak birbirimize soru sorar gibi yaratılmışların yaratanlarına soru sormasına yeltenemeyiz. Neticede zaten var olan bir yığın şüphe fırtınasına bir rüzgâr daha ekleriz o kadar, elimize geçecek bir hakikat olmaz.
Zaman ve mekân Allah tarafından yaratılmış olup sınırlılık ifade eder. Bu nedenle zaman ya da mekânla sınırlı olmak yaratılmışlara ait bir özelliktir. Allah ise yaratıcıdır. Dolayısıyla Allah zaman yahut mekânla sınırlı olacak şekilde ifade edilemez. Zaman ve mekândan münezzeh olarak Allah Teâlâ her daim kullarına yakın ve onlarla beraberdir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu anlamı ifade eden pek çok âyet vardır; “Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulabilsinler.” (el-Bakara, 2/186), “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf, 50/16), “O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ edendir... Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.” (el-Hadîd, 57/4) “Rahmân Arş’a istiva etmiştir.” (Tâhâ, 20/5) gibi müteşâbih âyetlerden yola çıkarak Allah’ın gökte olduğu şeklinde yapılan yorumlar, İslâm âlimlerinin geneli tarafından kabul görmemiştir. Zira bu ve benzeri âyetlerin anlamları müteşâbih olup Allah’ın yüceliğini ifade etmektedir. Her ne kadar sıfatlarıyla Allah Teâlâ’yı bilsek de O (c.c.), zâtı itibarıyla idrak ve tasavvurumuzun ötesindedir. İnanan kimseye düşen, O’nun insana şah damarından daha yakın olduğu bilinciyle hareket etmesi, iman ve amelleriyle Rabbine yönelip kulluk görevini yerine getirmeye çalışmasıdır.
O'na itaat edelim diye yarattı. Bizim O'na ihtiyacımız olduğu için yarattı. Hoşumuza giden zevkleri de O verdi. Zorlanacağımız işleri de O emretti. Böylece kim samimi bir şekilde yaratıcısına vefa gösterecek kim de O'na nankörlük edecek bunu görmek istedi. Böylece hiç kimsenin mazeret hakkı kalmayacak ve herkes kendi işlediği amellerle cenneti ya da cehennemi hak edecek. Yaptıklarımız bizlerin şahidi olacak. Allah bunları biliyor ama bizim de mazeret etme hakkımızı kaldırıyor ve bu noktada hiç kimseyi zorlamıyor, kilitlemiyor. Her insan kendi özgür iradesiyle doğruyu ya da yanlışı tercih ediyor. İmanın hakikati de burada ortaya çıkıyor. Haramlardan kaçmak ve emredilen ibadetleri yapmak kendine zor gelen insanlar iman etmemekle çözüm bulacağını zannediyor. Gerçekten düşünen insanlar ise meseleyi idrak ediyor ve imanın tadını alıyor. Allah doğrudan ayırmasın.
Mevcut sistem içinde müftülüklerin namaz kılınabilir diye ruhsat verdiği her yer cami veya mescit hükmünde olur. Özellikle de Cuma Beratı verildi ise hiçbir sakınca kalmamış demektir. Bir mescidin üzerinde meskün evlerin olması orayı mescitlikten çıkarmaz. Orada eda edeceğiniz her namaz evinizde kılacağınız namazdan daha evladır, daha sevaplıdır. Allah kabul etsin.
Selamünaleyküm. Kâinatta insanla beraber pek çok mahlûk vardır. İnsan, yaratılış itibarıyla mükerremdir yani saygındır. Allah'a kul olmayı becerebilen bir insan, yaratılmışların pek çoğundan üstündür. Anlatılan budur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İnsanların birbirlerinin ayıpları ile uğraşmamaları gerekir, herkes kendi ayıbı ile ilgilenmelidir. Bu nedenle de hadisi şerifte, ayıpladığı kişinin durumu başına gelmeden ölmez anlamında bir ikaz vardır. Buna rağmen şu kesin kuralı bilmek şarttır: Tevbesi olmayan bir günah asla yoktur. Yeter ki tevbe samimi olsun, hatanın tekrarı olmasın. Eğer bu ayıplamadan bir kul hakkı oluştu ise o takdirde de hak sahibi ile helalleşmek gerekir elbette.
Evet, böyle sahih bir hadis vardır. Buradaki Türk kelimesi ise Türkiye'de yaşayanlarla ilgili değildir. Tarif edilenlerin bir dönem İslam toprağını kana bulayan Moğol ve Tatar kökenlilere daha yakın olduğu anlaşılmaktadır. Hadisteki ifadenin hangi hikmete dayalı olduğunu bilemiyoruz. Bildiğimiz şu ki, yarın Müslüman olması muhtemel bir kitleyi karşınıza almayın denebilecek bir rahmet mesajı verilmektedir.
Haramları, bu sorunu çözmeye yardımcı olması bakımından şu şekilde tasnif etmemiz mümkündür: a- Haram olduğu kesin ve belli olanlar. Domuz ürünleri, alkol ve haksız bir şekilde elde edilen yiyecekler böyledir. Bunların yenmesi, içilmesi hiçbir şekilde caiz olmaz. Bu konuda da bir tereddüt yoktur zaten. b- Haram oluşu hakkında elimizde kesin bilgi bulunmayan ama şüphe ettiğimiz yiyecekler, içecekler... Bunları tüketmemeyi tercih etmeliyiz. Genel tavrımız tüketmemek yönünde olmalıdır. Aile fertlerini de bu yönde eğitmeliyiz. Yalnız elimizde haram olduğu konusunda net bilgi bulunmayan yiyecek ve içecekleri, haramlığı kesin olan bir domuz ürünü gibi kabul etmemiz de mümkün değildir. Ortada bir şüphe varken kesin tavır koyamayız. Bugün ekmekten peynire pek çok gıda maddesi için geçerlidir bu. Çok inceleyecek olsak ekmekte bile zorlanabiliriz. Takva üzere olma adına vesveseye yol açmak da doğru değildir. Keyfilik ile titizlik arasında izlenebilir bir yöntem kullanmak gerekmektedir.
Hak etmiş biri durumunda iseniz sizi işe aldırabilir. Tercih yaparken hak edenler arasında sizi tercih etmesinde sakınca yoktur. Hak etmiyor olmanıza rağmen sizi tercih ederse o bir vebaldir.
Bu nedenle namaz bozulmaz.
Meselemiz sadece etlerin helal olması meselesi değildir. Bir ahlâk/kültür değirmenine dönen o firmalara teslim olmamalıyız. Şükürler olsun aç değiliz.