Fetva Meclisi
Soru
Kınadığımız şey başımıza kesin olarak gelir mi? Tevbe etsek, pişman olsak kınadığımız şeyin başımıza gelmesini engelleyebilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Kul hakkı ile alakalı bir günah için sahibi ile helalleşmek şarttır. Onun dışındaki günahlar için samimi bir tövbe ve tekrar dönmemek yeterlidir. Devletin tatbik etmesi gereken cezalarla düşen günahlar vardır ama şu anda böyle bir imkân olmadığından en büyük umudumuz tövbedir. Allah yardımcımız olsun.
Bu hadis Tirmizi'nin rivayet ettiği bir hadistir. Hadisi siz aslından farklı olarak aktarmışsınız, netice olarak aynı anlamda bir hadisten söz ediyoruz. Hadis ilmi açısından bu hadis, hadisliği tartışılabilecek durumdadır ancak başka hadisler ele alındığında bu anlamın, anlam olarak doğru olduğu görülmektedir. Bize verdiği ders ise şudur: İnsanın bir başka insanın ayıbını, kendisini öne çıkarmak ve kibirlenmek anlamında ayıplaması kulluk mantığı içinde hatadır. Bu hatanın cezası da benzeri bir hatayı işlemekle cezalandırılmaktır.
Tevbe, pişman olmak ve bir daha tekrarlamamaktır. Bu iki şey gerçekleştikten sonra ayrıntılara takılmanın yararı yoktur. Unutmuyoruz: Pişmanlık ve tekrarlamama kararı.
Âyetin kendisini veya anlamını kastetmedikçe biiznillah öyle bir tehlike oluşmaz ama yine de Kur'an sesi duyulan bir yerde edebe ve vakara dikkat etmek gerekir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Tevbe, Allah'a karşı işlenen bir suçun affı içindir. Gıybet kul hakkıdır. Sahibinden helallık alınmalıdır.
Hayır, böyle bir kural yoktur. Elbette Allah Teâlâ yaptığının benzerini yaşamadan kulunun ruhunu almayabilir. Bu bir ceza çeşidi olabilir ama kural değildir. Hata eden, ettiği hatadan tevbe etmelidir. Eğer hata bir insanla ilgili ise yani kul hakkı dediğimiz durum varsa tevbe ile alakalı olarak ilave bir durum daha oluşur; o kişi ile de helalleşmek gerekir. Hak sahibi yaşarken sadece tevbe etmek yeterli olmaz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Zariyat suresinin 56. ayetinde Allah Teâlâ, bütün insanları ve cinleri 'ona kulluk etsinler diye' yarattığını buyurmaktadır. Demek ki asıl maksat kulluk edilmesidir. Evet, kulluk edecek olan insanlar ve cinlerdir. Kâinat da o kulluğu yapacak olanların mekânıdır. Tıpkı asıl maksadın namaz olması ama caminin namaz mekânı olarak inşa edilmesi gibi bir durumdur bu.
Evet, böyle sahih bir hadis vardır. Buradaki Türk kelimesi ise Türkiye'de yaşayanlarla ilgili değildir. Tarif edilenlerin bir dönem İslam toprağını kana bulayan Moğol ve Tatar kökenlilere daha yakın olduğu anlaşılmaktadır. Hadisteki ifadenin hangi hikmete dayalı olduğunu bilemiyoruz. Bildiğimiz şu ki, yarın Müslüman olması muhtemel bir kitleyi karşınıza almayın denebilecek bir rahmet mesajı verilmektedir.
Hak etmiş biri durumunda iseniz sizi işe aldırabilir. Tercih yaparken hak edenler arasında sizi tercih etmesinde sakınca yoktur. Hak etmiyor olmanıza rağmen sizi tercih ederse o bir vebaldir.
Haramları, bu sorunu çözmeye yardımcı olması bakımından şu şekilde tasnif etmemiz mümkündür: a- Haram olduğu kesin ve belli olanlar. Domuz ürünleri, alkol ve haksız bir şekilde elde edilen yiyecekler böyledir. Bunların yenmesi, içilmesi hiçbir şekilde caiz olmaz. Bu konuda da bir tereddüt yoktur zaten. b- Haram oluşu hakkında elimizde kesin bilgi bulunmayan ama şüphe ettiğimiz yiyecekler, içecekler... Bunları tüketmemeyi tercih etmeliyiz. Genel tavrımız tüketmemek yönünde olmalıdır. Aile fertlerini de bu yönde eğitmeliyiz. Yalnız elimizde haram olduğu konusunda net bilgi bulunmayan yiyecek ve içecekleri, haramlığı kesin olan bir domuz ürünü gibi kabul etmemiz de mümkün değildir. Ortada bir şüphe varken kesin tavır koyamayız. Bugün ekmekten peynire pek çok gıda maddesi için geçerlidir bu. Çok inceleyecek olsak ekmekte bile zorlanabiliriz. Takva üzere olma adına vesveseye yol açmak da doğru değildir. Keyfilik ile titizlik arasında izlenebilir bir yöntem kullanmak gerekmektedir.
Meselemiz sadece etlerin helal olması meselesi değildir. Bir ahlâk/kültür değirmenine dönen o firmalara teslim olmamalıyız. Şükürler olsun aç değiliz.
Bu nedenle namaz bozulmaz.