Fetva Meclisi
Soru
Kur’an’dan veya hadislerden alıntı yaparken uymamız gereken kurallar nelerdir? Mesela “Allah bize şu şu ayetlerde şu işi emrediyor” derken ayetin mealini veya Arapçasını da söylemeli miyiz? Hadisler için de aynı sorum geçerli. Bu konu hakkında ”ayetin meali veya Arapçası kesin söylenmeli” gibisinden koyulmuş kurallar var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bilhassa ezberlenen ayetleri unutmanın ağır bir günah olduğu hakkında hadis vardır. Ancak buradaki unutma, ihmal etme, basit görme nedeni ile olan unutmadır. Yaşlılık gibi bir nedenle oluşan unutma buna dâhil değildir. Kuran’ımızın hatalı okunmasına izin veremeyiz. En azından sessiz bir şekilde doğrusunu kendimiz okuruz.
Kur'an'ımız sadece ilim kitabımız değildir. Ondan hem ilim öğreniyor hem de ibadet hazzımızı alıyoruz. Nasıl nefes alışımızdaki ayrıntıları bilip bilmememiz bizim açımızdan önemli olmuyorsa kitabımız Kur'an'ı okurken de anlasak da anlamasak da onu okuyoruz. O okuyuşumuzu Rabbimizin bizim için ecre dönüştürmesini temenni ediyoruz. Bizzat Kur'an'ın içindeki âyetlerde bu incelik gösterilmiştir. İslam'ı sadece konuşulan bir ideoloji gibi algılamak isteyen geri düşünceler için böyle olmayabilir bu. Biz ise ibadetle emrolunduk. Namaz gibi ibadetlerden biri de Kur'an okumaktır. Doyasıya okumak, ona boğulmak bir ibadettir. Onu anlamak ve amel etmek de başka bir ibadettir. İbadetlerden birini yapmak diğerini gereksiz hale getirmediği gibi birini yapamamak da diğerini yapma görevini düşürmez.
Meal ve metin okuması konusunda yanılıyorsunuz. Kim içtiği ilacın içeriğini bilerek o ilacı içiyor? Kur'an'ımız, anlaşılmadığı yerde ve zamanda bile hidayet kitabıdır. Onun mucizeliği ve bereketi de buradadır zaten. Evet, onu bilme ve öğrenme mücadelemiz mübarektir ama mücerret okumayı asla basit göremeyiz. Hiç tereddüt etmeden diyebilirim ki, okumak öyle veya böyle sevap kazandırır da mealini öğrenmenin sonu ne olacağı belli olmayabilir.
Kur'an’ımızı tecvid adını verdiğimiz bir kaideler manzumesi ile okumak zorundayız. Başka türlü okunması asla caiz olmaz. Kur'an’ımız dışındaki hadisler de dahil olmak üzere metinlerin okunmasına yönelik bir tecvid benzeri kurallar yoktur. Asıl maksat olan hadisin bereketini gidermesin, dikkat edin.
Kur'an’ımızı tecvid adını verdiğimiz bir kaideler manzumesi ile okumak zorundayız. Başka türlü okunması asla caiz olmaz. Kur'an’ımız dışındaki hadisler de dâhil olmak üzere metinlerin okunmasına yönelik bir tecvid benzeri kurallar yoktur. Asıl maksat olan hadisin bereketini gidermesin, dikkat edin.
Türkçe yazıyor ve konuşuyorum. Bir nebze de Arapça ve tefsir bilgisi gördüm. Elhamdülillah. Bu kimliğimle gayet sarih bir ifade ile şunu söyleyebilirim: Sıradan bir Müslüman’ın ilmihal bilgisini hazmetmeden meal okuması ona bir ilim oluşturmaz. Sadece ara ara gözüne çarpan enteresanlıklara takılır kalır ve çok şey öğrendiğini zanneder. Baştan sona meal okumanın ilim niteliği zayıftır. Elbette mü'min olan herkesin meal okuyarak öğreneceği çok şey vardır ama “Kur'an deryasına dalmak” düzeyinde bir ilim hiçbir zaman elde edemez. Bu sebeple Kur'an’ımızı, tefsir ilmi ile ve Arapça üzerinden öğrenmek orijinal olan öğrenme şekli olarak bilinmelidir. Bir sureyi ders gibi okumaya vakit ayıracak yerde bir konuyu mesela İhya’dan okumalı ve orada zikredilen ayeti daha iyi anlamak için mealinden izlemelidir. Meal okumayı sapıklık gibi gören anlayış uç bir anlayıştır. Meal üzerinden Kur'an âlimi olacağını zanneden de öbür uçta durmaktadır. Ortasını belirttiğimiz şekilde bulmak mümkündür. İlmihal bilmeden ise hiç birine girmenin gereği yoktur.
arapça konusundaki diğer fetvalar
Hayatımıza bereket ve ciddiyet, sevap hanemize de sevap kazandıracak bir Kur'an tilaveti hepimizin temel uygulamalarından biri olmalıdır. Ve bu uygulama da kesinlikle istikrarlı yani hayatın ayrılmaz bir parçası gibi olmalıdır. Bunun için de şu noktalara özen göstermek gerekir: İhlas her şeyin başıdır. Kur'an okumada ihlas ise hiçbir dış etki olmadan sadece Allah’ın rızasını kazanmak, Kur'an ile bereketlenmek için okumaktır. Bütün dış etkilerden arınarak okunmuş bir Kur'an bu bereketi getirir biiznillah. En kolay örneği olarak ses güzelliği ve makam yapmayı buna örnek gösterebiliriz. Yapay güzellik ve gereksiz makam takıntısı bu ihlas hedefini zedeler. Herkes iyi Kur'an bilen birinden mümkün ise “Kur'an Hocası” vasfı olan birinden temel okuma bilgilerini almalı ve kendisini test ettirmelidir. Kur'an okuyan onunla amel etmeyi yani helalini helal haramını haram görmeyi gaye edinmelidir. Evet, Arapça bilmeyen için “ne diyor bu ayette?” şeklinde bir bilgi istenmeyecektir ama insan bir dili bilmese dahi kalbin heyecanı adeta o dili biliyor gibi hissiyat verir. Kur'an bizim için saygının en üst noktasında olmalıdır. Onun yazılı olduğu kâğıda varıncaya kadar Kur'an ile alakalı ne varsa ona saygılı olmak gerekmektedir. Bu ciddi bir bereket kaynağı olur okuyan için. Kur'an, yazısına temas söz konusu değilse abdestsiz de okunabilir ama özellikle abdestli okumanın kazandıracağı feyiz daha büyüktür. Kur'an okuyacak olan mümin vaktin ve mekânın en uygun olanını tercih etmelidir. Kıbleye yönelerek ve en ihtiramlı bir oturuşla oturarak okumak önemlidir. Ağız temizliği önemli bir sünnettir. Okumaya başlamadan önce İSTİAZE (euzu billahi mineşşeytanirrecim) ve BESMELE (bismillahirrahmanirrahim) denmesi mühim bir sünnettir. Tefekkürü ve heyecanı azaltacak etkenlerden arınmış sadece tilavete yoğunlaşmış olarak okunmalıdır. Aşırı yavaş ve aşırı hızlı tilavet olmamalıdır. Bir sayfa iki dakikadan önce ve yirmi dakikadan daha yavaş olmamalıdır. Kur'an TECVİD adı verilen bir ilmin kurallarına göre okunur. Bunun dışında özellikle müzik adamlarının kurallarına göre okunması caiz olmaz. Kur'an okurken anlamasa bile insan anlar gibi olmalıdır. Zira anlatılan zaten cennettir cehennemdir kıyamet gibi konulardır. Bunlar da bir dil bilmeye gerek kalmadan kulaktan kalbe girebilecek ifadelerdir. Abartılı olmamak kaydıyla sesli okumak daha üstündür. Kur'an okumayı belli bir istikrarla, ara vermeden aynı zaman içinde okumak daha bereketli olur. Uyku bastırması ve iş yoğunluğu, zihin dağınıklığı gibi durumlarda okunmamalıdır. Tilavet secdelerine dikkat edilmeli ve yapılmalıdır.
Sadece Arapça okuyacaksanız bir vakit israfı olabilir. Arapça yanında diğer din ilimlerini de okuyacak ve kendinizi yetiştirecekseniz neden israf olsun? Yirmi yıl bile az gelir o zaman. Size bir not düşelim: Bir fakültede Arapça sizin beklediğiniz gibi öğretildiğini henüz duymadık. Beklentiniz ile ehil gördüğünüz yeri iyi denkleştirin. Ve insanlara öğretmeyi hedeflemeyin, kendinizi geliştirmeyi hedefleyin. Öbürü peşinden gelecektir zaten. Allah yardımcın olsun.
Müslüman’ın Arapçayı dil olarak öğrenmesi herkese farzdır yani farz-ı ayındır denemez, böyle bir hüküm yoktur. Arapçanın dinimizin kaynağı, Ashab-ı Kiramın tebliğ dili olması gibi sebeplerle öğrenilmesi teşvik edilmiştir. Özellikle din ilimleri ile meşgul olanlar için bu önem farz-ı kifâye düzeyine çıkmıştır ama herkese farzdır denemez.
Dil öğrenmeyi yasaklayan bir delil yoktur. Şu kadar ki insanın kendi dilini, dininin dilini öncelikli tutması şarttır. Zira dillerin kültürleri ve inançları etkilediğini bilmek gerekiyor.
Evet, asıl olan Arapça haliyle ikrar edilip söylenmesidir. Arapça bakımından yetersiz olan ise kendi dilinden söyleyebilir.
Biri ibadettir diğeri ilimdir. Biri direkt sevaptır diğeri dolaylı sevaptır. Buna göre değerlendirme yapabilirsiniz.