Fetva Meclisi
Soru
Hocam Afrika’da göz ameliyatları için para toplanıyordu. Bir yakınımız, “Benim adıma da verin, parayı size sonra vereceğim” dedi. Onun adına niyet ederek yardımı yaptım ancak parayı hâlâ vermedi. Bu durumda, bu yardım onun adına kabul olur mu? Yardımın onun adına geçerli olması için paranın kendi malından çıkması şart mıdır? Aynı şekilde, kurbanda birisi, “Benim adıma kurban kesin, parasını sonra vereceğim” der fakat parayı vermezse ya da çok geç verirse, bu kurban onun adına kabul olur mu? Bu tür durumlarda yardım ve kurban gibi ibadetlerin geçerli olması için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini açıklar mısınız?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Babanızın sizin adınıza kurban kesmesi mümkündür. Allah kabul etsin.
Kurban bir ibadet olarak oğlunuza da vacip oldu ise o kurban ibadetini yerine getirmekle sorumludur. Bu ibadeti onun adına siz vekâleten yani tamam sen benim kurbanımı kes diyeceği bir şekilde kesebilirsiniz, kurban olarak sakıncası olmaz. Yine de siz onun kendisinin bu ibadeti eda etmesini yönlendirin, daha kalıcı bir iş olur.
Hakkın azı çoğu yoktur. Bir kuruş bile olsa kıyamet günü hak konusu olarak önümüze çıkacaktır. İki hususa dikkat ederseniz biiznillah hakka girmiş olmazsınız: a. Karşınızdaki insana durumu beyan edin. Küsuratınızın olmadığını belirtin. Özellikle talepte bulunmazsa biiznillah sorun olmaz. Talepte bulunuyorsa da çaresini bulup vermek zorundasınız. b. Bilhassa bozuk para bulundurmayıp bunu hesabına kâr olarak sayan anlayışın kul hakkı ihlali yapmış olacağını bilin. Allah yardımcınız olsun.
Hac ibadeti sağlık, mali imkân ve yol emniyeti yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve buluğ çağına erişmiş Müslümanlara farzdır. Bu şartları taşıyan kişinin, imkân bulunca, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü olması için, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile yaşlılar, hac kendilerine farz olsa bile eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler. Eğer şartlar oluşmazsa kendi yerlerine bedel göndererek hac yaptırırlar. Mali bakımdan imkânı olmayanlara -kur 'ada çıkmış olsalar da- hac farz değildir. Bu kişiler hacca gitmekle yükümlü olmadıkları gibi, kendi yerlerine bedel göndermeleri de gerekmez. Söz konusu kişiler adına, vekâleten hacca gitmek üzere resmi işlem yaptırıp, gerçekte kendileri adına hac yapan kişiler haccın rükünlerini ve şartlarını yerine getirdikleri takdirde, hac mükellefiyeti kendilerinden sakıt olmaktadır. Ancak bu ibadetin ifası esnasında yalan beyana tevessül edilmekte, üstelik bu şekilde hac sırasının kendisine gelmesi gereken bir başkasının önüne geçilerek kul hakkı da ihlal edilmektedir. Ayrıca namına vekâleten hac yaptırılmak üzere resmi işlem yapılan kişi de, bu şekilde hakkını kullanmış sayılacağından dolayı, bilahare imkânlara kavuşsa bile tekrar hacca gidemeyecektir. Hac gibi önemli bir ibadetin, yalan beyan gibi meşru olmayan yollara başvurularak ve kul hakkı ihlal edilerek ifa edilmesi caiz değildir. Dolayısıyla bu gibi yollara tevessül ve yardım eden tüm taraflar sorumlu olacaktır. İhlas ve ihsan üzere icrası gereken bir ibadetin, bu gibi haram vesilelerle zedelenmemesi gerekir.
Şöyle bir ayrıntıya girmeliyiz: Müslüman kardeşlerinizi size yardım niteliğinde bir çeşit sadaka vermişlerse elinizdeki parayı rahat bir şekilde istediğiniz yerde kullanabilirsiniz. Size para verenler gösterdiğiniz hastanın tedavisinde kullanılma şartı ile verdilerse hastanız iyileştikten sonra geri kalan kısmını başka işlerde kullanamazsınız. Genel olarak bu tür vakalarda insanlar şartı olmayan genel bir yardım olarak vermektedirler. Umarız kullanılmasında sakınca olmaz. Size özellikle o ayrıntı ile vereni biliyorsanız onu sahibine iade edersiniz.
Hiç şüphesiz her kuruşu sözü edilen yere harcamak esas olmalıdır. Ne var ki, bugünkü vakıf hizmeti uygulamalarında bunu sağlamak zorlaşmıştır. Bu nedenle bir ayrıntıyı açmamız gerekmektedir: A- Toplanan yardımların size verilmesi esnasında önünüze “tamamı kuyu için olacak” şeklinde bir şart varsa o şarta aynen uymanız gerekir. Aksi takdirde farkı tazmin etmeniz üzerinize düşer. B- Böyle bir şart getirilmeden vakfa verilen paraları vakfın kuyu açmada kullanması ama o harcamalardan vakıf giderleri için de pay ayırması ya da artandan vakfa harcaması, şartsız bağışlar açısından mümkündür. Zira insanlara “kuyu açmak için” para makbuzu gösterilirken ayrıca “vakfın ayakta kalması için de” bir makbuz gösterilmesi zordur. Bağış yapanlar, şartlı bir bağış yapmadıkça bu giderlerin onun bağışından alınacağını bilmekte veya takdir etmektedirler. Bu sorunuzun cevabına “vakıf parasının suistimalini” dâhil etmediğimi bilmelisiniz. Allah Teâlâ rızasına uygun olarak iş yapmayı hepimize muvaffak kılsın.
bağış konusundaki diğer fetvalar
Yasal zorunluluğu olmayan hiçbir şeyi vermek zorunda değilsiniz. Bağış adı altında siz bile isteye verdiğiniz şeyden de şikâyetçi olamazsınız. Eğer yasal olmayan bir işlem yapılıyorsa onu teftiş etmek de devletin görevidir. Bu konuda vatandaş olarak varsa hakkınızı savunursunuz. Eğer vatandaş olarak sizin yapabileceğiniz hiçbir şey yoksa o zaman zaten sorumlu olmazsınız.
Size daireyi bağışladığında sizin tapuya giderek daireyi almanız gerekirdi. Siz almadan önce o öldüğüne göre daire mirasçılarınındır. Mirasçılar size verirlerse daire sizin olabilir. Vermezlerse onlarındır.
Bu işlemi geçmişte yaptıysan, bir daha yapmamaya niyet ederek, samimi bir kalple istiğfar etmen gerekir. Harama bulaşmanın pişmanlığını ortaya koymak, Allah’a yaklaşmak için gönlünden geldiği miktarda sadaka vermek güzeldir, temizleyicidir. Allah, geçmişi affeden, niyete göre muamele eden, merhameti gazabını geçen bir Rabb’tir. “Kim tövbe eder, iman eder ve salih amel işlerse, Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.” (Furkan Sûresi 70. âyet)
İnşaallah bunları yapanların niyetleri onları kurtarır. Siz, kalbinizin meyletmediği işleri yapmayın, desteklemeyin ama hizmet olan yeri de terk etmeyin. Size göre özünü alıp posasını bırakmayı becermelisiniz. Size göre isabetli olmayan bir tutum, başkaları için çok isabetli olabilir. Onlar haklı da olabilirler. Siz, bu nedenle hizmetten geri kalmamalısınız.
Bahsettiğiniz karar aşamasıdır. Hayvan alınmadıktan sonra bu tür niyet değişikliklerinin bir önemi yoktur. Önce birisine niyet ettikleri için kesinlikle onu yapmaları gerekmez.
Sen insanlara ‘bu verdiğiniz parayı kurbana harcıyorum’ dediğiniz bir üslupla yaparsanız bu işi, artırdığınız para size haram olur. Çünkü insanlara yalan söyleyerek almış olursunuz. Kurban organizesi yaptığınızı ve verdikleri para ile kurban keseceğinizi ama kendinize de organize payı alacağınızı söyleyerek alırsanız artanın size kalmasında sakınca olmaz.