Fetva Meclisi
Soru
Sevgili Hocam ben İslami hassasiyeti olan bir insani yardım kuruluşunda çalışıyorum. Buranın çalışma sistemi hakkında bir sorum olacak. Biz Afrika'da su kuyusu açtırıyoruz. Su kuyusu ücreti olarak bağışçılardan 3300 dolar alıyoruz ancak kuyuyu açan Afrika'daki kuruluşa 2550 dolar ödüyoruz. Böylece her bir kuyuda 750 dolar elde ediyoruz. Bu tutar o işlem için yaptığımız giderlerin çok üstünde bir rakam. Dolayısıyla kurumun genel giderleri için kullanılıyor. Benzer durum cami inşaatı, külliye vb. projelerde de söz konusu. Böyle bir çalışma sistemi İslami açıdan uygun mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. akıf malları ancak vakfedenin vakfiyesindeki şartlara göre kullanılabilirler. Bizim VAKIF tabelası ile izlediğimiz bugünkü vakıfların büyük bölümünün vakıf mantığı ile alakası yoktur. Bu büyük bölümde 'vakıf çatısı altında para ve insan toplama' mantığı hâkimdir. Oralara mal verenler de 'vakıf' olarak değil de 'yardım ve katkı' olarak vermektedirler. Buralardaki çalışanlar için de 'vakıf çalışanı' yerine bir hayır işinde çalışan hükmü geçerli olmalıdır. Gerek vakıf ve gerekse bir işte çalışanların, onları çalıştıran belirleyeceği kurallar doğrultusunda hareket etmeleri gerekir. Bu da sorumluluğun idarecide olduğunu göstermektedir. Vakıfları idare edenlerin ise, şartlı bağışlarla genel bağışları ayırmaları gerekiyor. Personelin giderleri ya şartsız bağışlardan ya da şartlı bağışın, bağış maksadının tahakkuku için zorunlu bölümden yeteri kadar harcamayı yapmaları uygundur. Vakıf malı bir emanettir, kesinlikle kıyamet gününde ağır bir hesabı vardır. Ziyadesiyle dikkatli olmak gerekiyor. Allah'a emanet olunuz.
Devlet bazlı işlerde veya münferit uygulamalarda mü'min insanların işlerini üç kategoriye ayırmaları gerekmektedir. Bu dini bir zorunluluktur: Zorunlu işler, Gerekli işler, Güzel işler. Bu sıralamayı dünyevi işlerimizi icra ederken uyguladığımız gibi ibadetlerde de uygularız. Mesela namaz ile nafile orucu bir tutmayız. Namaz zorunludur, nafile oruç ise güzeldir. Tıpkı su ile hoşafı insanın ihtiyacı açısından karşılaştırdığımızdaki durum gibidir bu. Vakıf/dernek kuracaksanız, temel dinamiğinizi bu üç ilke üzerine oturtarak tüzük oluşturun. Mesela insanların aç gezdikleri bir ülkede Kur'an kursu projesini ihtiva eden vakıf yerinde bir proje değildir. Vakıf projenizin mantığını dininiz ve yaşadığınız ortamın ortalaması üzerine oluşturun. Bu ortalamayı belirlerken zihin mantığınız itibariyle ahiretinizi dünyanıza, dünyanızı da ahiretinize ezdirmeden yapacağınızı yapmak zorundasınız. Dini bir numara, insanı iki numara, aklı üç numara, iffeti dört numara ve malı beş numara yaparak proje üretin. Böyle bir projelendirme için de farklı birikimlerin sahipleri ile istişare etmesini ve istişare sonuçlarını değerlendirmeyi becermek zorundasınız. Kuruluş aşamasında iken istişare zafiyeti gösterilen bir oluşum, yürüyüşü esnasında istişareye hiç önem vermeyecektir. İstişaresiz büyüyen bir proje için de “İslamî” denmesi zordur. Gayet açık bir ifade ile söyleyebiliriz ki, bir vakıf/derneğin kuruluşu iki yıllık, üç yıllık bir inceleme/istişare sonrasında olabilir. Bu o vakfın/derneğin bereketini gösterir. Elbette şunu da bilmelisiniz: Vakıf kurmanız gerçekten gerekli bir iş midir yoksa bir hevesi mi tatmin ediyorsunuz? Bunu da istişareler sonucunda hiç değilse tespit etmiş olmalısınız. Hiç çekinmeden, mevzubahis projenin ne kadar ehli ne kadar da naehli olduğunuzu incelemelisiniz. Mü'minlerin emelleri üzerinde zaman ve umut israfı çirkindir. Bir başka tavsiyemiz de şudur: İnsanların muhtemel katkılarına güvenerek vakıf kurulmaz. Vakıf mevcut mala dayalı bir oluşum olmalıdır. Allah yardımcınız olsun.
İnsanlığın ve toplumun makul ve helal bir ihtiyacını karşılayan her iş kendi ekseninde önemlidir. Haram olmadıktan sonra hiçbir iş için “gereksiz” denemez. Böyle bir iddia ya kendimizi başkalarından üstün görme yani kibir gösterir ya da bindiğimiz dalı kesmeyi gösterir; ikisi de kabul edilemez. Atık su işinde çalışmak basit ve seviyesiz görülebilir ama bugünkü hayatta kaç gün o işin bakımı yapılmadan sağlıklı yaşanabilir? Tepeden bakan anlayışı hayata uyumlu bir anlayış olarak göremeyiz. Helal ve sağlıklı olduktan sonra her iş rızık kazanmak için uygundur. Elbette belli bir kabiliyet, eğitim ya da benzeri birikimlere sahip olanlar daha iyi işleri seçeceklerdir. Müslüman olarak da seçmelidirler. Ancak böyle bir seçme gerekliliği başka işlerde bulunanları hor görmeye ruhsat oluşturmaz. Kur'an’ımız bize Davud aleyhisselamı büyük bir Peygamber aleyhisselam olarak tanıtırken aynı zamanda bir DEMİRCİ USTASI olduğunu da bildiriyor. Tekrar vurgulayacak olursak, biz ve çocuklarımız kaliteli ve zengin işlerde çalışsın isteyebiliriz, istemeliyiz de ama onların kabiliyetlerini ve toplumun ihtiyacını istesek de yok kabul edemeyiz. Allah Teâlâ’nın yarattığı bu düzende büyük bir planlama ve hikmetler bulunmaktadır. Biz en iyi için yatırım yaparız ama taş yuvarlanır yerini bulur; hayat budur, böyledir. Ölçümüz helal ve sağlıklı olmalıdır. Kabiliyet ve fırsatları yok kabul edemeyiz. İnsanları meslekleri ve işleri üzerinden değerlendirmek asla kabul edilemez.
Hayır kurumlarına verilen paralar, özellikle bir şart üzerine verilmedi ise yani genel bağış olarak yapıldı ise o vakfın personel ve benzeri giderlerinin yapılan bağışlardan karşılanmasında sakınca olmaz. Elbette bu hususta fıkhî kaidelere uyulup uyulmadığı vakıf yöneticilerinin imanı ile alakalı bir durumdur, bir ayrıntı olarak onu bilemeyiz.
Kurban için verilen vekâlette önemli olan vekâlet şartlarına bizzat uymaktır. Eğer vekâlet veren: 'Şu parayla, şurada, şöyle bir kurban keseceksiniz.' diyorsa, o şartlara aynen uyulması gerekir. Eğer vekâlet mesela bir havuzda biriken paraya katılmak şeklinde umumen veriliyorsa, havuz sistemi ile kesilmesinde bir sakınca olmaz. Bildiğim kadarıyla İHH, özel şartlı kurban almamaktadır. Allah Teala kabul buyursun.
Vakıflarda kural, vakfedenin koyduğu şarta uyulmasıdır. Vakıf idare edenler, o şarta veya şartlara uymadıkları takdirde vebal altında kalırlar. Müteahhide verildiğini söylediğiniz arsalar bu açıdan değerlendirildiğinde, vakıf yönetiminin böyle bir mülahazayı dikkate almış olması gerekmektedir. Ya da başka türlü değerlendirilemeyecek durumda bir arsadır. Her halükârda sizin o binadan daire almanızın yüzeysel olarak bir sakıncası yoktur. Çünkü mesuliyet vakıf yönetimi üzerindedir. Fakat siz en baştan sizi tereddüde sevk eden bir işten uzak kalın; daha rahat edersiniz. Allah yardımcımız olsun.
bağış konusundaki diğer fetvalar
İnsanların birbirlerine yardımcı olmalarını emreden ve buna sevap vaat eden bir dinimiz vardır. İnsanın yardıma muhtaç olduğu her şey yardım edene sevap vaat edilen konudur biiznillah. Bir ünite kanın bir kasa dolusu para yardımından çok daha değerli ve acil olduğu bir zamanda kan bağışı sadakadır, insanlıktır, sevaptır Allah’ın izni ile. Kan verilen kişinin dini de önemli değildir, insan olması ona yardım edilmesi için yeterlidir.
Parayı göndermemekle hata etmiş olmazsınız. Bir mecburiyet oluşmamıştır.
Sizi yöneten devletin kurallarına göre yaptığınız bir iş olduğu sürece o geri dönen para size helaldir. Helal olan parayı bağış da yapabilirsiniz, evde de kullanabilirsiniz. Haram olandan ise ne bağış olur ne de bir iş; onu bir başkasına fakir veya derneğe “sadaka niyeti taşımadan” verin.
Bu konudaki kararda tıbbi kurallara bakılmalıdır. Tıbben “öldü” dendiğinde zaten dışarıdan bir gözle “ölmemiştir” demek mümkün değildir. Bu durumda iken de organlara işlem yapılması açısından ön kurallar sağlanmış ise müdahale yapılabilir.
Küfrün yayılmasına yardımcı olacak bir ticaret yapılamaz. Bundan elde edilen kazanç şüpheli bir kazançtır. Şüpheli kazançtan istiğfar edilmeli ve elde ise bir derneğe, hayra yönlendirilmelidir.
Fıkıh kurallarına göre bir vakfı vakfedenin vakfa getirdiği şart, koyduğu kural kanun gibidir. O şarta sadık kalınmalıdır. Eğer vakfeden sadece Kur'an hafızları kullanacak dedi ise köy adına da olsa başka işler için kullanılamaz. Vakfeden esnek bir şart getirdi ise hayırlı her iş için kullanılabilir.