Fetva Meclisi
Soru
Darbe olayında bayanların dışarı çıkıp destek vermesi doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Elbette yanlış bu ama bir de 'bari bir namaz kurtarsın!' savunmasına diyecek şey bulamıyoruz. Halimiz budur, akıbetimiz hayrolur inşaallah.
Bir partide, şurada burada diye küçük ölçülere takılmadan ana kuralları bilmemiz daha basiretli sonuçlara götürebilir bizi. Bir bayan: a- Erkeklerle karma olacağı bir ortamda bulunamaz. b- Bedeninin teşhiri şeklinde sonuçlanabilecek bir ortamda bulunamaz. c- Sesinin fitneye neden olacağı bir ortamda, işte bulunamaz. d- Eşinin rızası dışında bir işi yapamaz. e- Anneliğini ve kadınlığını aksatacak bir işi yapamaz. Bunların dışında kadınla erkeğin çalışmasında, cihadında bir fark yoktur.
Kadın veya erkeğin, gezmesini, temiz hava almasını, tabiatı izlemesini men eden hiçbir hüküm yoktur. Bugünkü gençliğin ifadesiyle ‘tur atmak’ için gezmekte yani şeytanın kolları arasında gezmekte sıkıntı vardır. Kadın veya erkek, fitne ve fesat olan bir mantıkla nerede gezerse gezsin hatta cami avlusunda bile gezse o yasaktır. Haramla yüzleşilen bir durum olmayınca ise kadının gezmesinde bir sakınca yoktur. Erkek veya kadın, kural aynıdır.
Böyle bir görevin önemli ve yapılmasının gerekliliğini tartışamayız ama bu erkek görevi olmalıdır. Bilhassa genç kızlarımızın kaş yaparken göz çıkarmak denebilecek bir hataya düşmelerinden endişe ederiz. Yapılmasına yapılabilir ama kadınlara ait bütün ilkelerin korunmuş olması şarttır.
Mesela kadınlar arasında fitne olmaz. Mesela pazarda olabilir. Mesela camide olmaz. Mesela cami çıkışında erkeklerle karışık ortamda olabilir. Herkes kendi anına ve yaşı, güzelliği, bakımı gibi özel durumuna göre bunu belirlemelidir.
Hem elinden geleni yapacaksın. Hem de elini, gözünü ve gönlünü hiçbir harama bulaştırmayacaksın. Zor günlerin insanı olmak bunu gerektirir.
darbe konusundaki diğer fetvalar
Sokak şartları sizi bir harama itmeyecekse ve eşiniz de uygun buluyorsa inin, evinizde ve her yerde dua etmeyi de unutmayın. Yeter ki bunu 'yapmanız gereken bir iş olarak' yapın, eğlenceye dönüştürmeyin.
Biz, her şeyden evvel dinimizin yaşayanı olmak zorundayız. İmanımızı ve ibadetlerimizi canlı tutacağız. Sokak dalaşı denebilecek dalaşlara girmeyeceğiz. Mevcut fitne ise bir sokak dalaşının çok üzerinde ağır bir beladır. Bu belaya karşı hiç değilse kalbi nefret taşıma mecburiyetimiz vardır. Müminlere karşı müstekbir bir eda ile yıllardır savaş yapılıyor. Asla destek olamayız. Sessiz kalmamız bile seviye açısından düşüklüktür. Seviyeli bir tepki en doğru olanıdır.
Şeriat açısından muteber bir mahkeme kararı olmadan ‘insan öldürmenin’ asla kabul edilebilir yanı yoktur. İnsan öldüren ebedî ölüm tatmıştır artık. Ebedî cehennem onun içindir. Allah Teâlâ öyle bir afetten muhafaza buyursun. Ancak insan öldürmenin bunca ağırlığına rağmen ‘kâfir’ sözcüğünü kullanmaktan imtina ederiz. Onun hesabını Allah’a bırakmak en güzelidir. Anadolu deyimiyle ‘ısıran köpeği ısırmak’ durumuna düşmemek gerekir. Beşeri olarak hangi cezayı verebiliyorsak veririz ama imanı üzerinden kimseyi yargılayamayız ta ki, onun imandan çıktığını gördüğümüz bir sözüne veya eylemine kadar.
Mümin basiret sahibi insan olmak zorundadır. Körü körüne bir fitneye takılıp kalan için samimiyet, ispat edilemez bir iddiadır. Okuma yazması olmayan, dil bilmeyen ve benzeri sosyal ilişkileri zayıf durumda olan birisi için ‘her şeye rağmen samimi’ olmaktan belki söz edilebilir. Bir beşere körü körüne bağlanarak sanki tapınır gibi teslim olmanın Şeriat’ımız’da asla yeri yoktur. Bunun üzerine bir de o gruptaki yaygın TAKİYYE illetini ekleyince, müminlerin o gruptan olduğunu kati olarak bildiklerine karşı tedbirli olmaları çok daha doğru olandır. Ateşe barutla gitmek türünden kışkırtıcılık da doğru değildir. Özellikle iftira eksenli tavırlardan kaçınmak imanımızın gereğidir. Hakikati görmeleri için dua edelim.
Bu genel itham dışında siz insanlık ve komşuluk olarak onları iyi biliyordu iseniz şimdi onlara zaruri ihtiyaçlarında yardımcı olmanız mümkündür, güzeldir.
Devletin el koyması başka bir meseledir. Müslümanlar birbirlerinin mallarına el koyma hakkı görmemelidirler kendilerinde. Ayrıca onurlu bir tavır, böyle bir eşyaya tenezzül etmemektir.