Fetva Meclisi
Soru
Hocam darbe girişiminden sonra bu suça karışanlar bırakıp açınca Fetönün kendilerine ait olan yerler devletin oldu. Kirada olan yerleri ise eşyaları ile birlikte bina sahibinin binasında kaldı. Biz vakıf olarak üniversite öğrenci yurdu açmayı planlıyorduk ve karşımıza böyle bir yer çıktı. Bu terkedilmiş eşyaları kullanmamız caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Terk edilmiş eşyayı kullanmanızda sakınca olmaz. Emaneten bırakılmış, sahibi tarafından alınacak eşyanın korunması, kullanılmaması gerekir.
Eğer size vakfın yetkili kimsesi kullanmanızı söyledi ise sizin açınızdan bir vebal olmaz biiznillah.
Her an çıkacak şekilde, Gayrimenkule zarar vermemek, Ecrimisil gibi bir ücret takdir edildiğinde ödemeye hazır olmak şartıyla kullanılmasında sakınca olmayacağını umarız.
Ayasofya, onlar için de bizim için de bir semboldür. Onun cami olması fethin hâlâ aktif olması demektir. Sizin düşünceleriniz bu gerçeğin yanında lüks düşmektedir. Şu anda onun kapalı olmasının kimin hoşuna gittiğinden hareketle gerçeği görebilirsiniz. Beş asır orayı ibadetle ihya eden nesli karşınıza alma manasında bir düşünceye yer vermemelisiniz.
O arkadaşınız sadece suiistimal ediyor. Dini de buna katıyor. Gerisini konuşmaya gerek yoktur.
Allah Teâlâ yolunuzu aydınlık kılsın, beraberliğinize bereket versin. Âmîn. TOKİ evleri konusunda bizim kanaatimiz bu haliyle sıkıntılı olduğu şeklindedir. Bazı hoca efendiler ise caiz olacağını düşünüyorlar. Onların görüşü ile de hareket edilmesinde sakınca olmaz. Allah yardım etsin.
darbe konusundaki diğer fetvalar
Bu genel itham dışında siz insanlık ve komşuluk olarak onları iyi biliyordu iseniz şimdi onlara zaruri ihtiyaçlarında yardımcı olmanız mümkündür, güzeldir.
Şeriat açısından muteber bir mahkeme kararı olmadan ‘insan öldürmenin’ asla kabul edilebilir yanı yoktur. İnsan öldüren ebedî ölüm tatmıştır artık. Ebedî cehennem onun içindir. Allah Teâlâ öyle bir afetten muhafaza buyursun. Ancak insan öldürmenin bunca ağırlığına rağmen ‘kâfir’ sözcüğünü kullanmaktan imtina ederiz. Onun hesabını Allah’a bırakmak en güzelidir. Anadolu deyimiyle ‘ısıran köpeği ısırmak’ durumuna düşmemek gerekir. Beşeri olarak hangi cezayı verebiliyorsak veririz ama imanı üzerinden kimseyi yargılayamayız ta ki, onun imandan çıktığını gördüğümüz bir sözüne veya eylemine kadar.
Sebebin darbe veya başka bir şey olmasına bakmadan, kadının huzuru açısından ortamın nasıl olduğuna bakmamız gerekir. Eğer ortam kadın açısından sıkıntılı ise mahalle camisine gitmesine bile izin verilmez. Ortam açısından uygunluk söz konusu ise kadınların da tepki vermeleri gereken yerde bulunmasında sakınca yoktur.
Sokak şartları sizi bir harama itmeyecekse ve eşiniz de uygun buluyorsa inin, evinizde ve her yerde dua etmeyi de unutmayın. Yeter ki bunu 'yapmanız gereken bir iş olarak' yapın, eğlenceye dönüştürmeyin.
Biz, her şeyden evvel dinimizin yaşayanı olmak zorundayız. İmanımızı ve ibadetlerimizi canlı tutacağız. Sokak dalaşı denebilecek dalaşlara girmeyeceğiz. Mevcut fitne ise bir sokak dalaşının çok üzerinde ağır bir beladır. Bu belaya karşı hiç değilse kalbi nefret taşıma mecburiyetimiz vardır. Müminlere karşı müstekbir bir eda ile yıllardır savaş yapılıyor. Asla destek olamayız. Sessiz kalmamız bile seviye açısından düşüklüktür. Seviyeli bir tepki en doğru olanıdır.
Mümin basiret sahibi insan olmak zorundadır. Körü körüne bir fitneye takılıp kalan için samimiyet, ispat edilemez bir iddiadır. Okuma yazması olmayan, dil bilmeyen ve benzeri sosyal ilişkileri zayıf durumda olan birisi için ‘her şeye rağmen samimi’ olmaktan belki söz edilebilir. Bir beşere körü körüne bağlanarak sanki tapınır gibi teslim olmanın Şeriat’ımız’da asla yeri yoktur. Bunun üzerine bir de o gruptaki yaygın TAKİYYE illetini ekleyince, müminlerin o gruptan olduğunu kati olarak bildiklerine karşı tedbirli olmaları çok daha doğru olandır. Ateşe barutla gitmek türünden kışkırtıcılık da doğru değildir. Özellikle iftira eksenli tavırlardan kaçınmak imanımızın gereğidir. Hakikati görmeleri için dua edelim.