Fetva Meclisi
Soru
Biz çiftçilerin mahsulüne gelen don, dolu ve fırtına gibi doğal afetlerden oluşan zarar için devlet destek veriyor ve hasarı karşılıyor. Bizim bunu almamız doğru mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Yapılacak yardımı alabilmek için gereken şartlarda bir hile yapılmadıkça sıkıntı yoktur, alınabilir.
Hile ile alınan mal kimden alınırsa alınsın haramdır. Devleti kandırarak aldığınız destek de haramdır. Bunu elinizden çıkarmanız gerekir. Asıl olan aldığınız yere geri vermektir. Bu mümkün değilse yine devletin vatandaşına harcama yaptığı alanlardan birinde faaliyet yapan mesela bir vakfa verebilirsiniz. Bu hatanız için de tevbe ve istiğfar etmeyi ihmal etmeyin.
Selamünaleyküm. Devletin malını kullanmak da bir kula hakkıdır. Zarureti olmayanın bunu yapması caiz olmaz.
Devlet size, 'kaça baktırıyorsan benden onu alacaksın' diyorsa öyle yaparsınız. Hayır, devlet size bakma yardımı olarak bir para veriyorsa siz çocuğa bakıyor olduktan sonra yani gaye gerçekleştikten sonra aradaki fark size haram olmaz.
Devletimiz öğrenci olduğunuz için size bahsettiğiniz ödemeyi yapıyorsa ancak öğrenci iseniz o parayı alabilirsiniz. Muhtaç durumda olmanız da bu ödemeyi helal kılmaz. Bu konuyu yetkililere bildirip onların tavsiyesi doğrultusunda adım atmanızı tavsiye ederim.
Bu bir yalan ve hiledir. Yalan ve hile ile kazanılan ise helal değildir. Yalan, hile ve tuzak ile kazanılan mal sahibine iade edilmelidir. Sahibine iade edilemiyorsa sadaka verilebilir yerlere verilmelidir. Ateşle oynamaya değmez bir dünya hayatı yaşadığımızı unutmamalıyız. Az kazanın helal kazanın.
çiftçi konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ işinizi kolay etsin. Elinize, toprağınıza, sofranıza bereket versin. İnsanlar sizi köylü/çiftçi görebilirler ama siz mübarek bir iş yaptığınızı bilin. Allah yardımcınız olsun. Hayvanların boynuzlarının kırılması daha güzel görünsün ya da ona benzer lüks denebilecek bir gerekçe diye yapıldığında caiz olmaz. Beslemede ve büyütmede zorluk oluştuğu veya çevresine zarar verdiği gibi bir gerekçe ile yapılabilir, biiznillah sakıncası olmaz. Ziraat işinde ortaklık hakkında ise size şöyle bir özet bilgi aktarabilirim: - Bir taraftan arazi diğer taraftan çalışma ve elde edileni yarı yarıya, üçte bir gibi nispetlere paylaşma şeklindeki ortaklık caizdir. Bu anlaşma bir yıl iki yıl gibi bir süre için yapılmalıdır. - Ekim yapılacaksa ekilecek tohumu kimin vereceği konuşulmalıdır. - Ne ekileceği konuşulmalıdır. - Taraflardan birinin alacağı mahsül önceden ‘şu kadar kilo garanti alacak’ şeklinde belirlenirse bu caiz olmaz. Zira yetişen ne kadar ise o bölüşülecektir. Hiçbir şey yetişmezse ona razı olacaklardır. Ana hatları ile böyle bir anlaşma caizdir. Özellikle ziraat ortaklığını sıkıntılı duruma getiren durumlar olabilir. Onları gerektiğinde hususi olarak öğrenebilirsiniz. Allah yardımcınız olsun. Size dua ederiz, sizden de dua bekleriz.
Diyanet, tarım adına yapılan masrafları düştükten sonra kalan miktarın nisap miktarı olması durumunda zekatının verileceği konusnuda görüşü vardır. Bununla amel edin. Masrafları düşün, geri kalanın zekatını verin.
Ürün kotasını doldurma ile alakalı olarak o kuralı uygulayan yönergeler açısından sakınca yoksa sakıncalı görmeyiz.
Aile reisinin sahibi olduğu bir işte çalışan aile bireyleri ÜCRET ALMAYI HAK EDEN İŞÇİLER olarak görülemezler. Böyle bir örf yoktur. “Hep beraber çalışıp yiyoruz, babamız da bizi idare ediyor” şeklinde anlaşılan bir örf vardır. Mal da aile reisinindir. Buna göre de sizin çalışmaktan kaynaklanan muayyen bir hakkınız yoktur o bahçelerde. İzin verilmeden zimmetinize aldığınız şey sizin için helal olmaz. Helal olmayandan da sadaka veremezsiniz. Bu konuyu şöyle veya böyle önlerine çıkarmanız durumunda da şeytan becerir eşinizle ülfetinizi zedeleyebilecek sonuçlara sevk eder sizi. Siz bu sadaka verme niyet ve heyecanınızı içinizde taşımaya devam edin. Uygun bir fırsat bulduğunuzda onu eda edersiniz biiznillah.
Diyanet'in bu husustaki fetvası muteberdir. Gübreleme ve diğer masrafları da sulama gibi kabul eden bir görüş ile amel etmektedir. Biiznillah bu hususta isabet etmiş olursunuz. Allah kabul etsin.
Fındığınızı satarken şu yöntemlerden birini yaparsınız: Fındığı peşin fiyatına satarsınız. Sıkıntı yoktur. Fındığı taksitle satarsınız; peşin olsa idi mesela on idi dört ay taksitle on ikiye satarsınız. Bunda da sıkıntı yoktur. Fındığı yeriniz olmadığı için bir tüccarın deposuna koyarsınız. Fındık orada emanette kalmış olur. Satmak istediğinizde gidip tartar satarsınız. Bunda da sıkıntı yoktur. Fındığı bir tüccarın deposuna bırakırsınız. Adına emanet dersiniz ama o fındığınızı satar parasını kullanır. Siz paraya ihtiyacınız olduğunda gider O GÜN FINDIK KAÇ PARA EDİYORSA o kadar paranızı tüccardan alırsınız. Aslında sizin fındığınızı siz satmıştınız ama fiyat belirlememiştiniz ve piyasanın yükselmesini bekliyordunuz. Bu tür fındık satışında kadim kitaplarımızdaki bilgilere göre sakınca vardır. Biz de bu sakıncayı uyarıyoruz. Müftülüğünüzün bağlı olduğu Diyanet bu konuda yaygın bir uygulama olarak ZARURET NEDENİYLE sakınca olmayabileceğini söylemiştir. Müftülük de size bunu iletmiştir. Bu görüşü almanızda inşaallah bir sakınca olmaz.