Fetva Meclisi
Soru
Hocam biz yurt dışında kalıyoruz ve küçük minaresiz bir camimiz var. Burası biraz farklı, camilere başkan seçiliyor. Eşim cami başkanı seçildi, başlangıçta çok sevindim Allah yolunda hizmet edeceği için ama bizim cemaat hizmet falan anlamıyor. Camiye kimse de gelmiyor. Bir de Türkiye’den hoca gelmiş. Eşim işinin dışında tüm vakitlerde oraya koşuyor, koşsun tabi ama beni ve üç yaşında bir kızım var onu çok ihmal ediyor. Zaten anne babasıyla yaşıyoruz birbirimize kalan vakit sınırlı. Sizce namazını bazen evde kılması daha iyi bir ibadet değil midir? Ben burada Avrupa İslam üniversitesi okuyor ve medrese eğitimi alıyorum ama belki nefsime yenik düşüyorumdur, öyle ise beni düzeltin. Sizden bir cevap bekliyorum hocam düşüncem yanlış ise tövbe ile düzeltmeyi haklıysam eşimi uyarmayı görev bilirim.
Cevap
Benzer fetvalar
Bacım, size tavsiyem şudur: Eşinizle direkt siz bu konuları konuşmayın artık. O size karşı inatlaşma yoluna girmişe benziyor. Onu etkileyebilecek başka arkadaşları üzerinden, çevresi ile etkilemeye çalışın onu. Mesela namaz kıldığı caminin imamına söylemeye çalışın. Biraz uzun zaman alır ama böylesi sizin için daha güvenlidir. Bir zaman siz onunla bu konuları hiç konuşmayın. Daha sonra sözünüzün etkisini artırdığını göreceksiniz. Dua etmeyi de ihmal etmeyin. Allah yardımcınız olsun.
Kızım, baban “olmaz” demedikçe hiçbir sakınca olmaz elbette. Bu açıdan durum normaldir ama şunu da bilmeni isterim: İstanbul cennet değil, oranın da kendine ait sıkıntıları var ve o sıkıntılar seni muhakkak bulacak. Bunu da bilmelisin. Evlenme meselesine gelince, sakın bu hissiyatını karşındakilere sezdirmeyesin, aç kurtları uyandırmış olabilirsin. Senin için dua ederim. Gelebilirsen vakfımıza gelebilirsin, oradaki hanım arkadaşlarınla tanışırsın.
Allah Teâlâ sana sabır ve sebat versin. Bu sorunun zamana yayarak düzelmesini beklemekten başka bir çaresi olduğunu zannetmiyorum. Neredeyse bütün davetçilerin bir sorunudur bu sorun. Biraz da senin idare ve yönlendirme zafiyetinden kaynaklandığını bilmelisin. Mesela sana neredeydin, neden geç kaldın? Türünden bir soru veya çıkış yönelttiğinde “güzelim, yine seni ihmal ettim, üstelik de seni çok özlemiştim” deyip yanağından öpebilirsin. Bu birinci tavır. Ya da böyle yapmayın: “Herhalde gezmiyordum, sen de biliyorsun ki teşkilatta idim” de diyebilirsin. İki cevap arasında büyük fark vardır. Evet, seni takdir etmeyen bir eşi düzeltmen zordur ama birinci türden bir cevapla daha huzura yakın olabilirdin. Kadınlarımız tatlı söz dinlemeye daha uygundurlar. Bunu hiç unutmayasın. Bir başka bilmen gereken bir mesele de şudur: Bekâr bir teşkilat mensubu ile evli bir teşkilat mensubu arasında fark olmalıdır. Biraz daha evine pay ayırarak teşkilatta bulunmaya çalış. Allah yardımcın olsun.
Mesajınızdan aileye, İslam’a ve hizmete olan bağlılığınız, sabrınız ve nezaketiniz apaçık görünüyor. Rabbim yuvanıza rahmet, eşinize basiret, size de kuvvet ve sebat ihsan eylesin. İnsanlara faydalı olmak, ilim ve hizmete vesile olmak elbette çok değerlidir. Ancak kişinin kendi hakkını ve ailesinin huzurunu feda ederek bu hizmeti sürdürmesi ne doğru ne de caizdir. Dolayısıyla vakıf çalışmaları, aile huzurunu, mali istikrarı ve eşler arasındaki dengeyi bozuyorsa, bu noktada durup düşünmek gerekir. Bir hizmet, önce evi yakarak başkaları için ışık olmaya dönüşüyorsa, bu sağlıklı bir yol değildir. Borç yükü, evin sorumluluğunu taşıyan bir erkeği yıpratır, yıpranan erkek de maalesef bazen haksız davranışlara yönelir. Bu, doğru değildir ama sebeplerinden biri olabilir. Burada yapılması gereken, hizmeti azaltmak veya istişareyle yeniden düzenlemektir. Sadece maddi kaynak değil eşin rızası ve aile huzuru da bu hizmetin temelidir. Kocanın karısından itaat beklemesi, tahakküm değil emniyet ve sevgiyle yönetilen bir beraberliğin parçası olarak görülmelidir. Ama bu itaat, haksızlığa boyun eğmek değildir. Hakkı ve sözü olan bir eşin susturulması değildir. Asla kadını korkutarak itaate zorlamak değildir. Sadece soru sorduğunuz için azar işitmeniz ve ardından “itaat etmiyorsun” diyerek cezalandırılmanız doğru bir tavır değildir. Hele ki siz anlattığınıza göre onu incitmemek için sabreden, yardımcı olan bir eşsiniz. Bu tavır sizin hakkınızı çiğnemek, kendi duyduğu bir sözle sizi hizaya getirmeye çalışmak ve sizin şahsiyetinize zarar vermek anlamına gelir. Bir erkek, yatak ayırma hakkını, Kur’an’da geçen “nüşûz” yani açık bir isyan, aile düzenini bozan ciddi bir itaatsizlik olduğunda kullanabilir. Basit anlaşmazlıklarda, küçük bir tartışmada, eşin fikir beyan etmesinde böyle bir cezaya gitmek yanlış bir adımdır. Size tavsiyem bu dönemi bir danışman eşliğinde geçirin. Bu iş artık “kadının susmasıyla” değil, “birbirini anlamasıyla” çözülür. “Allah’ım bu aileyi rahmetinle koru. Kalplerini birbirine yeniden ısındır. Öfke ve kırgınlıkla değil, merhamet ve anlayışla yol almalarını nasip et. Âmin.”
Anladım bacı, eşinizi anladım. Evet, sıkıntılı bir eş ama atılacak ve yok kabul edilecek biri değil anlaşılan. Bir kere de olsa seccadenin başına geçmesi bile büyük bir nimet. Siz eşinizi düzeltemezsiniz. Yapacağınız şey şudur: Onun bu yönlerini görmeyin, duymayın, ilgilenmeyin. Siz ondan sorumlu değilsiniz zaten. Aile içi huzurunuza bakın. Biraz daha yaşlanınca inşaallah daha iyi ve daha faydalı olur. Allah yardımcınız olsun.
Siz ve eşiniz var kabul edin. Aileniz olarak gerisini yokmuşlar gibi kabul edip yaşamaya alışın. Dertsizlik cennettedir, burası dert diyarıdır. Bırakın dertleriniz olsun ama siz dik olun, sağlam durun. 'Eşiniz ve siz', bunu unutmayın! Gerisine yüzeysel olarak hatasız bir yakınlık gösterin, onları hayatınızın ortağı yapmayın. Seviyeli ve açık vermeyen bir mesafe koyabilirsiniz aranıza. Onlarla ilgilenmeyecek kadar vaktinizi iyi işlerle doldurun. Kendinize ve ahiretinize yatırım yapın. Allah yardımcınız olsun.
cami konusundaki diğer fetvalar
Kıble sorunu olduğu zannedilen camilerle ilgili olarak müftülüklere gerekiyorsa Diyanet’e yazı yazıp inceleme yapılmasını istemek gerekir. Bu, Allah rızası için yapılması gereken bir görevdir. Müftülükler sakıncasız buluyorlarsa namaz açısından fark yoktur. Sakıncalı bulmaya rağmen düzeltilmeden namaz kılınıyorsa başka bir camiye intikal etmeliyiz. Bu nedenle cami ve cemaat bırakılamaz. Bunun haricinde daha takva olan imamı tercih ediniz.
Cuma namazı ancak camide/cemaatle kılınabilen bir namazdır. Erkekler için de Cuma namazı farzdır. Yaşadığı şehir içinde Cuma kılınan bir mahal bulan muhakkak Cuma namazı kılacaktır. Devletin stratejik önemine binaen hassas koruma yaptığı bir noktada Cuma namazı için bir muafiyet belki bulunabilir ama eşinizin mesela namaz kılmayan bir arkadaşı ile nöbet değişimi rica etmesi gibi alternatif üretmesi mümkündür. Özellikle Cuma namazı nedeniyle o işi terk etmesi ise onun adına bir ecir kaynağı olur diye düşünüyoruz. Alternatif üretmek için araştırma yapsın, bulana kadar da işine devam etsin. Kılamadığı zamanlarda da öğlen namazını eda etsin.
Mü'min kardeş olduğumuzu kabul ettiğimiz sürece o camideki insanlarla beraber bulunmalıyız. Cuma ve diğer namazları onlarla kılmayı kabul etmeliyiz. Ortada artık mü'min olma vasfının yitirildiğine dair bir kanaat varsa elbette mü'min olmayanların arkasında namaz kılmayız. Yalnız şunu unutmayalım: Şu hayatta en zor karar bir insanın mü'min olmadığına dair kati görüş belirtmektir. Büyük bir tehlike olarak bundan uzak durulmalıdır. Şu görüşü veya bu açıklaması gibi yorum götürebilir durumlarla insanların imanına veya küfrüne karar veremeyiz.
Ne soruyorsun? “Müslüman bir erkek nasıl olmalı?” Bu soruyu aslında “Müslüman nasıl olmalı?” diye sormak daha yerinde olur. Neden? Çünkü biz, erkek veya kadın, önce kuluz. Allah’ın kulları olarak bu âlemde bulunuyoruz. Kulluğumuzu beceremedikten sonra erkek veya kadın olmamız sonucu değiştirmeyecektir. Akıbet cennet olunca cinsiyet önemsiz olur. Cehennemde yanacak olduktan sonra erkeklik ne değer taşıyacak değil mi? Bizden beklenen erkeklik değil kulluktur. Allah yardımcımız olsun. Bu mantıkla baktığımızda, asrımızdaki yaşam tarzını da dikkate alarak erkek bir mü'minin önceliklerini ya da genel yaşama tarzını özetleyebilecek şu kuralları paylaşabiliriz sizinle: Bütün insanlık Allah’a kul olmaya çağrılmıştır. Erkek ve kadın, kulluğa muvaffak olduğu zaman ebedî kurtuluşa erecektir. Mücadelemiz budur; ebedî saadet sebebimiz olacak kulluk imtihanını kazanmak! Bunun karşılığında da bizi hedefimizden saptırması için İblis’e yetki ve güç verilmiştir. O da sapmamız ve hedefimizden geri kalmamız için mücadele etmektedir. Erkek mü'min, bu mücadelede İblis’e yenilmeyen insandır. Asla imanımızı ve imanımızın içini dolduran değerlerimizi ona kaptırmayacağız. Allah’a, meleklere, peygamberlere, Kitab’a, ahiret gününe ve kadere imanımızı sarsmayacağız. Hiçbir fitne ve hiçbir insan kılıklı düşman bizi bu ilkemizden saptıramayacak. İşte erkekliğin bir numaralı konusu budur. Erkek olmaya muhakkak bir anlam yüklenecekse o anlam şu olabilir: Âdem aleyhisselamın erkek çocuğusun. Kadına karşı veya erkeğe karşı olmak bir iş değildir. Adam olmak iştir. Adamlık da mü'minliğin ve insanlığın hakkını vermektir. Erkek gürültüsü de kadın gürültüsü de bir değer taşımaz. İmanımızı muhafaza ettikten sonra en önemli tutanağımız Allah’ın haramlarından kaçınmak olacak. Erkek mü'min harama bulaşmamayı korumuş mü'mindir. Bir hata olur da haramlardan biri ile yüzleşilirse ilk fırsatta tevbe ile ondan kurtulmak hedefimiz olur. Şöyle bilebiliriz: Haramlardan korunmuşluğum kadar imanım ve erkekliğim canlı demektir. Allah’ın farz olarak bize bildirdiği emirlerini eksiksiz yerine getirmek iman etmişliğimizin sonucudur. Farzlarda eksiği olmayan, olursa onu telafi etme yollarını ihmal etmeyen mü'min olmak şiarımızdır. Peygamber aleyhisselamın sünnetleri, nafileler takatimiz kadar yapmaya çalıştığımız işlerimiz olacak. İnsanî ilişkilerimizde mü'min olmanın kalitesini koruyacağız. Başta ebeveynimiz olmak üzere yakın akraba ve arkadaş çevremize mü'min insan kalitesinde insanlık göstereceğiz. Ezilip büzülmeden, yıpranmadan konuşmayı, alıp vermeyi, oturup kalkmayı becereceğiz. Allah’ın haram ettiği alanlara yaklaşmadan bize mübah kıldıklarını rahatça kullanarak insanca yaşamayı, insanlığa katkıda bulunmayı becermek görevimizdir. Bunu biz mü'min erkekler/kadınlar olarak beceremezsek insanlık yolunu kaybetmiş olacaktır. Kur'an okuma, amel etme ve tefekkür kitabımızdır. Günlük, haftalık ve aylık bir Kur'an okuma planımız olmalıdır. Bir satır da olsa okuduğumuz Kur'an, güneşin her sabah doğması gibi istikrarlı ve ciddi olacak. Farz ilimleri de okuyacağız. Din ve dünya kültürümüz için de okumamız olacak ama kendimizi zoraki âlim zannederek olmayacak bu okumalarımız. Kabiliyetimiz, iş ve aile ortamımız gibi dengeleri gözeterek okuyacağız. Gerektiğinde de okuma yerine dinlemeyi kullanabiliriz. Diploman olmalıdır. Diploman olsun ama sen diplomanın adamı olma diploma senin silahın olsun. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Arş’ın gölgesini vaat ettiği insanlardan biri “kalbi camiye kilitlenmiş” insanlardır. Belli bir vakti muhakkak camide kılmayı, cemaatle namaz eda etmeyi ciğerlerimizin solunum yapması kadar doğal görev bilmeliyiz. Zamana karşı hassas olmaya mecburuz. Dakikaların hesabını yapamadıkça ömür hesabı yapamayacağız demektir. Bunun için de mü'min arkadaş çevresi oluşturmaya gayret ederiz. Evli ve iffetli mü'min erkek mü'mindir. İffeti zedelenmiş ve tekrar ıslah edilmemiş mü'min ziyandadır. Bu zaman ve bütün zamanlar sabırla yaşanabilir zamanlardır. Diyebiliriz ki, sabrımız kadar mü'minliğimiz vardır. Sabrı bitenin imanı da erimeye yüz tutar insanlığı da. Sabır sensin ve geleceğindir. Dua et. Dua et. Dua et. Kandil akşamlarındaki toplu ve sesli duaları yeterli bulma. Onlar “olmalı” diye yapılan dualar olabilir. Sen dua et. Dua et. Yatarken, kalktığında, merdivenlerden inerken, durakta beklerken dua et. Arapça biliyorsan Arapça, bilmiyorsan bildiğin dille dua et. Kendine et, anne babana et, ailene et. Ümmetine dua et. Bir et, bin et ama dua et. Kılık kıyafetin, konuşma tarzın kör taklit olmasın. Birilerini değil mü'min selefini taklit et. Ayakkabından Batı izleri anlaşılmasın. Ceketin, tıraşın aynı şekilde sana benzesin. Elbette aileni, doğup büyüdüğün yöreni unutma. Ama ümmetinin insanı ol. Ümmetin öncelikli yaşa. Kendini Âdem aleyhisselamın çocuğu gördüğüne göre Âdem’den buyana gelenlere kardeş olmayı da bileceksin. Allah yardımcın olsun. Seni korusun ve bu merhume ümmetime bağışlasın.
Cuma namazını cami olan yerde kılmak esas olandır. Pikniğinizde hususi bir “cuma arası” vererek kalitenizi ve ibadet ciddiyetinizi gösteriniz. Allah Teâlâ amelinizi mübarek kılsın.
Mümin bir eksikliğin sahibi olabilir ama o eksikliği genelleştirmez. Mesela sabah namazını camide kılması gerekir. Kılamıyorsa sabah namazını camide kılmayı defterinden silmez. Bir gün gidebilirsem o günü kârım kabul ederim der. Siz de böyle yapın. Ayda beş kere de olsa gitmeye çalışın. Böylece nefsinizi eğitmiş olursunuz. Hemen teslim olursanız şeytan sizi yenmiş olur. Böyle olumsuz bakmayın kulluk mücadelesine.