Fetva Meclisi
Soru
Bir kadın eşinden ayrılmadan eşinden başka biriyle cinsel ilişkide bulunması sonrasında eşler üzerindeki hak durumu nedir? Bu durumda boşanmış sayılırlar mı? Bu durumdan sonra kadının eşi ile birlikte olması doğrumu? Kadın birlikte olduğu kişiyle evlenmek istiyor ancak bir süre beklemesi gerekmesine rağmen birlikte olup beklerken eşine bahsetmemiş olmaması ne gibi sonuçlar doğurur?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir kadın, evliliğini bir nedenden kaldıramayacağını anladığında eşinden ayrılmayı talep edebilir. Bu durum da ona dâhil edilerek boşanma talep edebilir kadın.
Selamünaleyküm. Eşlerden biri, kendisi için cinsel ihtiyacı yok sayabilir ama eşinin cinsel ihtiyacını yok sayamaz. Bu ciddi bir hak olarak durur.
Elbette kırıldığınız bir eşe sizi boşamasını talep etme hakkınız olur ama bunun sizin geleceğiniz, daha sonraki yıllarınıza maliyetini işi düşünün.
Eşler arasında bu tür sözlerin kullanılması doğru değildir. En son söylenecek sözü söylemişsiniz. Onun yaptığı da eşlik sınırları içinde kalabilecek bir tavır değildir. Sizin sözünüze gelince, söylerkenki niyetiniz ne idi ona bakılması gerekiyor. En doğrusu, eşinizle beraber size fetva verecek birinin huzuruna çıkıp durumu değerlendirmeniz olacaktır.
Kişinin eşini boşadığını başkalarına ifade etmesi ayrı bir boşama anlamına gelmez. Bu, önceki boşamayı haber vermek demektir.
Bacım, yazınızda “hiç ilişki olmadı” dediğiniz halde bir çocuğunuz olduğunu söylüyorsunuz. Demek ki, kullandığınız “hiç” sözcüğü yetersiz anlamındadır. Netice olarak size şunu söyleyebilirim: Bir kadının haftada bir kere en azından ilişki istemesi dinen hakkıdır. Bunu sağlayamayan eşi ile nikâh bağını bitirmeyi talep etmesi de günah değildir. Yalnız ne kadar objektif olduğunuz konusunda ikinci adil ve makul bir kişinin kararını dinlemenizi size tavsiye ederim. Tek başınıza karar vermeniz durumunda ileride üzülebilirsiniz. Ayrıca konuyu son defa ciddi bir şekilde eşinizle görüşüp tedavi olmasını istedikten sonra yasal yollara başvurun. Tek başınıza vereceğiniz karar sizi ezebilir. Allah yardımcınız olsun.
akıl konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Belirttiğiniz şey hadi dinde yoktu da anlayamadık, zerre kadar akılla ilgisi var mı? Uzak durun, imanınızı ve aklınızı koruyun.
İbadetle yükümlü olmak için akıl nimeti ile yaşıyor olmak gerekir. Aklı yok düzeydeki biri için bu durumu bütün Ramazan boyunca devam ediyorsa, ibadet sorumluluğu yoktur. Onun fidye vermesi de gerekmez. Alzheimer hastası sıfır akıl noktasına gelmiş ise oruç tutması da fidye vermesi de gerekmez.
Allah Teâlâ babanıza afiyet size sabır ihsan etsin. Tıp ehlinden öğrendiğimiz kadarı ile bu hastalığın (alzheimer) üç kademesi bulunmaktadır. Bu kademeleri şöyle sıralayabiliriz: Hafif olan; Aynı şeyi çokça tekrar etme, Daha önemsedikleri şeylere ilgi azalması, Bildikleri isimleri hatırlamada zorlanma, Gereğinden fazla bir şeyi arama, Şahsiyetlerinde değişiklik, Zor konuları kavramada tıkanma gibi belirtileri olur. Orta durumda olan; İyi bildiği bir yerde kaybolmaları, Son olayları hatırlamamaları, Giyim kuşanma dâhil iş yaparken yardıma ihtiyaç duymaları, Normalinden fazla tartışmaları, Olmamış olayları hayal etmeleri, Uyku problemi yaşamaları, Çok dolaşmak istemeleri, Toparlama zorluğu çekmeleri ile belirginleşirler. Son evrede olanlar; Sözcük kullanma ve anlamada, Aile bireylerini tanımada, Kendini kollamada, Tek başına harekette becerileri yoktur. Birinci evre olan hafif hastalar için sağlıklı insandaki gibi ibadet ve diğer sorumluluklar devam eder. Son evrede olanlar için ise ibadet ve sorumluluk tamamen kalkar. Artık o bir akıl engellisi durumunda olur. Orta derecede hasta olanlarda ise anlık kararlar verilir. İş/ibadet yapacağı andaki durumu aklı yerinde ise akıllı değilse aksi karar verilir. Başkalarına verdikleri zarar tazmin edilmelidir. Boşamasının kıymeti yoktur. Ekonomik/yasal değeri olan sözleşme yapması muteber olmaz. Sözlerinin bağlayıcılığı yoktur. İkinci ve üçüncü derecedeki hastalar için veli/vasi tayin edilmesi gerekir.
Deli olarak bilinen insan mükellef değildir. Bir insanın mükellef olması veya olmaması, ona Allah Teâlâ’nın hesap sorması veya sormaması anlamındadır. Deli mükellef değildir yani ona hesap sorulmayacaktır. Yasakları işlemesi veya emirleri yapmaması onun aleyhine bir durum değildir. Ahirette deliler için ne olacağına dair kati bir bilgimiz yoktur. Deli doğup öyle yaşayanın ebeveyni Müslüman ise onlarla beraber cennete gireceği, ebeveyni Müslüman değilse orada bir tür imtihan sonunda cennete gireceği şeklinde bir bilgi vardır. Baliğ olduktan sonra bir süre akıllı olarak yaşayıp sonradan deliren ise delirmeden önceki dönemin hesabına çekilecektir. Bir insanın hakkında deli olup olmadığı kararını ancak uzman doktor verebilir. Uzman doktora göre deli denen biri için bu kurallar geçerlidir.
Hafıza kaybı, hatırlamama durumu hakkında bilmemiz gereken önemli bir gerçek şudur: Bu bir insanî durumdur. Birden çok sebebe bağlı olarak oluşabilir. Genetik olabileceği gibi bir çarpma sonucu, psikiyatrik bir durum, yaşlılık ve alzaymır gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir. Sebebi ne olursa olsun kişiye ait hüküm olarak şunu tespit edebiliriz: Unutma durumu “hiç hatırlamama” düzeyinde ise yani hafıza tamamen gitmiş durumda ise o kişiden ibadet sorumluluğu (teklif) kalkmıştır. Namaz kıldı veya kılmadı fark etmemektedir. Bir mesuliyeti de yoktur. Unutma/hatırlamama “hiç” düzeyinde değil de biraz hatırlıyorsa mesela eksik veya yanlış yaptığını sonradan hatırlıyorsa o kişiden sorumluluk kalkmaz. Hata ettiğini hatırladığında hatasını telafi etmek zorundadır. Bu durum namazda ise ve söz konusu olan namazın farzlarından birinde ise eksik yapması durumunda hatırlayınca onu telafi edecektir. Mesela namaza başlarken tekbir getirmediğini sonradan hatırlarsa o namazı yeniden kılacaktır. Çünkü tekbir namazın farzlarındandır. Bir öyle bir böyle durumu olan yani unuttuğunu bazen hatırlayıp bazen hatırlamayan ise hatırladığı zamanlarda eksiğini telafi eder, hatırlamaz ise bir şey yapması gerekmez. Namaz içindeki tertibi yani önce rükû sonra secde şeklindeki sıralamayı bozan için de durum böyledir.
İnsanın ibadetle sorumlu olmasının birinci şartı akıl nimetidir. Aklı olmayan ibadetle yükümlü olmaz. Çocuğunuz, AKLI YOK kabul ediliyorsa tıp açısından onun ibadet sorumluluğu da yoktur. O açıdan üzerine gitmeyin. Biraz var, biraz yok gibi bir durum söz konusu ise kaldırabileceği kadarı ile temel din ve itikat konularını öğretmeye çalışın, yaptırabildiğiniz kadar da ibadet yaptırın ama onun bir hasta olduğunu hiç unutmayın. Allah Teâlâ size sabırlar ihsan etsin.