Fetva Meclisi
Soru
Babam 1969-2007 arasında Almanya'da yaşadı ve burada vefat etti. Burada çalıştı, yaşadı ve mal mülk biriktirdi. Yatırımını merkez bankasında değerlendirdi. 2003 yılında Almanya Maliye Bakanlığı çifte vergilendirmeden (Türkiye'de aldığı faizi Almanya'da vergilendirmekten dolayı) babam hakkında soruşturma başlattı. Bunlara babam yanıt vermedi. Maliyenin istediği bilgileri de vermedi, vefatına kadar maliyeden kaçtı. 2007 yılında da vefat etti. Babam maliyeye aldığı faizin vergisini ödemedi. Vefatından sonra maliyeye gittim dosyasını kapatmışlar. Şimdi biz babamın devlete olan borcunu nasıl ödeyeceğiz? Kur'an ve sünnete göre ne yapmamız gerekiyor? İkinci sorum, babam bu parayı bankada faizle biriktirdi, bunu hepimiz biliyoruz. Kardeşlerim, babamız biriktirdi bize kaldı, bu da helaldir diyorlar. Bu para mirasçılarına helal mi? Üçüncü sorum, 21 sene babamla beraber yaşadım. 19 sene çalıştım, aylığımı, çocuk parasını ve bakım parasını babama verdim. İçinden bir kısmını ayırdı ve benim namıma tasarruf yaptı. 17 sene pazarcılık yaptık. Şimdi başta annem olmak üzere kardeşlerim bu parada bizim hiç hakkımız olmadığını söylüyorlar. Burdaki kardeşler olarak yükü biz çektik, bunları anlatmamıza rağmen zerre kadar kul hakkı görmediler. Ne yapmalıyım bu durumda ben?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu sorunun böyle uzaktan çözülmesi mümkün durmuyor. Sizin muhakkak bir mirasınız vardı ama sizin reddi miras yapmanız da sizin bir hatanız olmuş. Şu anda yapacak bir şey yoksa ve siz de düzlüğe çıkmış iseniz unutun gerisini gitsin.
Miras, kitabımız Kur'an'ın kesin çizgilerini çizdiği kurallarla belirlenmiş bir sistemdir. Kesinlikle bireysel davranışlar caiz olmaz. Allah herkesin hakkını belirlemiştir. Babanız öldükten sonra, abilerinizin kendi şahıslarına ait olduğunu ispat ettikleri bölümler dışında bütün mal paylaşılacaktır. Anneniz yaşıyorsa o da pay alacaktır. Sizin hakkınıza düşen bölümü istemeniz ne ayıptır ne de günahtır. Sılai rahim bahane edilerek de hakkın zayi edilmesi doğru olmaz. Malınızı isteyin, kardeşlik hukukunuzu da devam ettirin. Zor ama gerekli olan budur. Eğer İslam'a göre bir taksime razı olurlarsa ona davet edin. Olmazsa bir hukuk yolu ile hakkınıza düşeni alın. Ama dikkat edin; haklı iken haksız duruma düşecek kaba hareketlere tevessül etmeyin. Geri dönülmeyecek sözler sarf etmeyin.
Selamünaleyküm. Bir insana miras yoluyla intikal eden maldaki haramlar, intikal yoluyla haramdan arınmış olmaz; o malı haram olarak oluşturan açısından vebal devam etmektedir. Malın kendisine intikal ettiği kişi açısından ise durum şöyledir: - Eğer gasp, hırsızlık gibi yollarla edinilmiş bir mal söz konusu ise o malı sahiplerine iade etmesi gerekir. Miras yoluyla intikal nedeniyle ona helal olmaz. - İntikal eden mal, faiz ve benzeri bir haram yoluyla elde edilmiş ise bu durumda, malın tamamının haramdan olması durumunda mü'min bir mirasçının o mala tenezzül etmemesi gerekir. İman ehli olmak budur. Eğer örneğinizde olduğu gibi, bankaya da giderek malını geliştiren biri ise miras bırakan, bu durumda elimizdeki intikal etmiş malın ne kadarının haramdan olduğunu bilmemiz mümkün olmayacaktır. Sadece 'çalışmasında haram da vardı' zannı ile bir insanın mirası reddedilmesi gerekmez. Belli bir miktarı, 'bu kadarı faizdendi' şeklinde bilebilecekseniz onu ayırıp sadaka olarak verebilirsiniz.
Allah babanıza rahmet etsin, size sabır ve afiyet versin. Mal ve cinsellik imtihanının etrafında bu kadar kolay dolaşılabileceğini zannetmemelisiniz. Anneniz yanlış yönlendiriyor sizi. Bereketi kaybetmeyelim derken asıl bereket olan kardeşliği ve huzuru kaybedebilirsiniz. Bizim şahit olduğumuz sayısını hatırlayamadığım kadar çok olan örneklerde bu tür duygu ve temennilerin mahkeme kapılarında eridiğini biliyorum. Size tavsiyemiz şu şekildedir: - Babanızın size bıraktığı malı Şeriat’ımıza göre aranızda taksim edin. - Yaptığınız bu taksimi muhakkak devlet mahkemesi nezdinde tescil edin, sözlü olmasın. - Bu tescilden sonra babanızın işini devam ettirirken kardeşler olarak sanki yabancıymışsınız gibi ortak olmanız mümkündür. Allah yardımcınız olsun.
Aleykümselam. Anlaşılan siz, babanızdan kalan malı kardeşler olarak yiyip tükettiniz. Yapmanız gereken onu herkesin payına göre taksim etmekti. Yapmamanız hata olmuş. Kardeşler olarak bu durumu kendi aranızda helalleşip kapatabilirseniz mesele kalmaz. Yalnız baliğ reşid olmayan kardeşinizin helallik vermesi mümkün değildir. Şöyle yapabilirsiniz: Size kalan malları kâğıt üzerinde herkesin hakkını alacağı şekilde bölüşün. Kardeşinizin hakkı belli olsun. O hakkı onun namına bir kenara koyun. Reşid olunca yani on sekiz yaşını doldurunca onu kendisine verin. Bu arada o mal sizde emanette kalmış olur. Kardeşiniz o zaman hakkını size helal etmesi durumunda ise mal size iade edilmiş olabilir. Devletin kardeşinize tahsis ettiği maaş ise onundur. Reşid olmadan o maaşı sizin veya başka birisinin alması, ondan harcaması caiz olmaz. Ona ait giderlere kullanılmalıdır. Ya da onun adına bekletilmelidir.
Ablanız babanıza para verirken 'BORÇ' verdiğini belirterek, babanız da 'BORÇ' olarak almamış ise bu bir babaya hibe durumundadır. Anlaşılan da sonuç böyle çıkacaktır. Bir borç sözleşmesi söz konusu ise o takdirde babanız aldığını geri verecektir. Bu durumda borç değil de kızın parasını babaya vermesi şeklinde bir anlayış ortada olduğundan babanızın yaptığında bir zulüm vardır ama ablanızın ahiretini tehlikeye atmamasını tavsiye ederim. Eğer babanız buradaki haksızlığa göz yumuyorsa işi ahirete havale ediyor demektir. Ablanız alacağını orada alsın, daha kârlı olur. Allah'a emanet olun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Finans kurumlarının fıkıh açısından 'helal' sınıfında olmasını engelleyen uygulamalar ortadadır. Bu nedenle 'orayı kullanın' diyemiyoruz. Ama diğer bankalarla tamamen aynı saymamız da zordur. Onun için zaruri işlerimizi orada halleder, zaruret olmadıkça orada para tutmayız demek en orta yol durumundadır. Takva olan oralardan soframıza bir şey koymamaktır. Ama paranızın aslı sizindir, onu kullanın. Oradan geleni de bir yere verebilirsiniz.
Tam derece kazanacak bir mülakata giriyorsunuz. Sakın derece kaybetmeyin Allah'tan. Var mı Allah'ı kaybedip de kazanmış olmak? Orucun bedeli hiçbir şey olamaz. Bunu düşünmeyin bile.
Bin kere batmış olsanız bile TEVBE yegâne kapınızdır. Şeytanın sizi umutsuz düşürmesine karşı dikkatli olun. Acilen yapmanız gereken ise bulunduğunuz ortamı değiştirmenizdir. Başka bir semte taşınmaya bakın. Namazlarınızı camide kılmanız gerekiyor. Kur'an öğrenin ve her gün okuyun. En az haftada bir sohbet halkalarından birine katılın. Çok dualar edin. Ümitvar olun.
Ticarette, hile, yalan ve aldatma olmadığı sürece kazancın sınırı yoktur. Özellikle devletin nah koyduğu yani fiyat belirlediği mallar bunun dışındadır.
Sizin bu şikâyetiniz neredeyse her Müslüman'ın öyle veya böyle şikâyetidir. Çünkü biz, bir kulluk savaşı veriyoruz. Şeytana mağlup olmadan Rabbimize kavuşmayı diliyoruz. Kesinlikle bu bir mücadeledir; temenni ile, umutla elde edilir bir şey değildir. Sizi bu hâlinizle, başkasını da bir başka şey ile oyalayacaktır şeytan. Biz ise, imtihanımız her ne ise onu başarmak için uğraşacağız. Peygamberlerden bir peygamber bile olsak durum bu olacaktı. Siz, 1- İmanınızı tartışma konusu yapmayın, öyle bir ortamda bulunmayın, 2- Asla, Allah'tan ve rahmetinden umut kesmeyin. 3- Fasıklarla beraber bulunmayın, onların gündemlerine katılmayın. 4- Yaptığınız ibadetleri az bile olsa asla küçük ve basit görmeyin. Bir kere 'Sübhanellah' demenin cennet demek olduğunu bilin. 5- Sizden daha iyi olduklarına itimat ettiğiniz bir grubun içinde bulunun. Onlarla programlı bir şekilde işler yapın. 6- Dengeli işler yapın; sadece zikir, sadece siyaset, sadece oruç gibi işler yapmayın. Farzların bütününü, nafilelerin de yapabildikleriniz kadarını yapmaya çalışın. Gerisini de Allah'a bırakın; şeytan, tevazu kılıfı ile sizi tuzağa düşürmesin. İyi haberlerinizi bekleriz. Allah'a emanet olunuz.
Haram bir işle hayır yapılamaz. Bu tam anlamıyla şeytan tuzağıdır. Ne hayır yapın ne de harama tevessül edin!