Fetva Meclisi
Soru
Bir kardeşimizin iki sene önceden birisinde 40 bin TL alacağı varmış. Bunu o tarihte avukata vermiş, avukat da 40 bin TL'ye ek olarak 22 bin TL tahsilat yapmış. Fazladan tahsil edilen bu tutar caiz midir, ne yapılmalı?
Cevap
Benzer fetvalar
Bizim itikadımızda borç, bir iyiliktir. O iyiliğin karşılığı da Allah’ın sevabı olacaktır. İyilik yapmanın yük getirmesi karşılığı Allah’ın sevabı olduktan sonra dert olmaz. Böyle görmeliyiz. Zamanla ortayı çıkan yıpranmanın kapatılması için fark talep edilmesi faiz dediğimiz illettir. Faiz en büyük haramlardan biridir. Mü'min asla faize yanaşamaz. Ortada bir pazarlık ve beklenti yokken, parayı kullanan taraf ana borcu ödedikten sonra bir ikram niteliğinde karşı tarafa fazladan ödeme yaparsa bu faiz olmaz, helaldir.
Selamünaleyküm. Bir kere, avukata vereceğiniz paranın sizin öz paranız olması gerekir. Sadece kendinizi aldatmış olursunuz. İkinci olarak da bu işlem yüzde yüz faiz gibi değildir. Şüpheli bir maldır. O bölüme ihtiyacınız yoksa onu vakıflara verebilirsiniz.
· Zekâtı hak eden bir fakire bir kerede ne kadar zekât verilebilir sorusunun cevabıdır buradaki sorunun cevabı. Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin içtihadında ancak nisap miktarı kadar verilebilir. Diğer Fukahanın içtihadında ise bir yıllık ihtiyacı kadar verilebilir. · Bir ev fiyatı genellikle bir ailenin yıllık nafakasından çok daha fazla bir rakamdır. Bu nedenle fukahanın ölçülerine göre fakirlere zekât olarak ev verilmesi yerine oturması zor bir durumdur. Aynı şekilde araba verilmesi de böyledir. · Şöyle bir çözüm olabilir: Fakir bir ev satın alır. O evden ötürü yüklü borcun altına girer. Derneğiniz de “borçlu” olduğu için ona zekât fonundan o evin ödemesine yardım eder. Bu olabilir ama neticede bir zorlamadır. · Makul olan fakirin ev kirasını vermektir ki, ev kirası mantığı birden çok fakirin zekât fonundan istifade etmesidir. Zira bir ev fiyatı ile pek çok fakirin evinin kirası yıllarca ödenebilir. · Mümkün olduğu kadar zekâtı, fakirlerin çalışma ve ekonomik kazanç elde etmesine yönelik bir tercihte değerlendirmeye çalışınız. Mesela iş üretip kullanabileceği alet, işinde kullanacağı araç, dükkân yönünde değerlendirilse daha kolay fetvaya uyumu bulunabilir. · Burada bir istisna olarak şunu zikredebiliriz: Bazı yörelerde “ev” birkaç duvardan müteşekkil basit bir yapıya deniyor olabilir. Onun maliyeti de fukahanın “bir yıllık” sınırlamasına aykırı olmayabilir. O tür zorunlu durumlar için böyle bir tercih yapılabilir.
Bu konuyu şöyle değerlendirebiliriz: Para, döviz ve altın gümüş gibi değerler üzerinden oluşan borçlar borcun tahakkuk ettiği rakam kadarı ile iade edilir. Üzerinden zaman geçmesi, paranın değer kaybetmesi, kazanç kaybına neden olması gibi sebeplerle borca ilave yapılmaz. FIKIHTAKİ GENEL KURAL BU ŞEKİLDEDİR. Alacaklının bir talebi olmadan borçlu kendiliğinden farklı ödeme yapabilir. Bin olan borcunu mesela bin yüz olarak ödemesi, önceden bir sözleşme maddesi olmadığı ve alacaklı da böyle bir istekte bulunmadığı için caiz bir ilavedir. Para ile oluşan borçların tahsil vaktinde paranın değer kaybetmesi durumunda ise bu kayıp üçte birden daha az bir kayıp ise ödeme aynı rakamlar üzerinden yapılmalıdır. Üçte birden daha yüksek oranda bir değer kaybı oluştu ise muasır âlimlerden bazıları sabit bir değer üzerinden (mesela altın) paranın değer kaybı hesaplanıp borç ödenebilir demişlerdir. Alacaklı ve borçlu kendi aralarında bir sulh da yapabilirler. Borçlu daralmış ise veya ödeme imkânı tıkanmış birisi ise ona mühlet verilmesi Kur'an’ımızın emirlerindendir. Buna dikkat edilmelidir. Ancak nakdi bulanmayan fakat gayrimenkulleri ve benzeri yatırımları bulunan birinin darda kaldığı kabul edilemez. Altın ve gümüş için b maddesindeki kural uygulanamaz. Altın ve gümüş ile oluşan borçlarda borç ne ise o ödenir. Borç ilişkilerinde sözleşmeye GECİKME DURUMUNDA FARK gibi bir cezai müeyyide konması caiz değildir. İş üzerinden yapılan sözleşmelerde ise iş gecikmesine karşı CEZAİ MÜEYYİDE konabilir. Borçlarda sözleşme yapılırken nakit üzerinden bir rakam borç olarak sabit olduğu hâlde borcun enflasyon oranlarına, altın ve gümüşe, başka bir dövize, ödeme zamanındaki faiz oranlarına, milli gelir rakamlarına bağlanamaz. Ödenmesi geciktirilen borçların tahsili için yapılan bütün masraflar borçludan tahsil edilebilir. Borç davalarına bakan mahkemelerin alacaklı lehine borca ilave ettiği faiz miktarından alacaklının yaptığı masraflar düşülebilir. Geri kalanının da bir hayır kurumuna ya da fakire verilmesi tavsiye edilmelidir. Mahkemeler faizle tahsilat yapıyor gerekçesi ile alacakların mahkemeye verilmemesi yerine hukuk özellikle bu maksatla kullanılmalıdır. Böylece faizli işlemden uzak duran Müslümanların alacaklarını ödememe gibi temayüle fırsat açılmamış olur. Ödenemeyen bir borcun tahsili için, yeni bir ticari sözleşme yapılıp o yeni işin fiyatı (bir tür eski borçtaki zararı kapatmak için) normalden daha pahalı akdedilse bir sakınca olmaz. Geciken ödemelerden ötürü borçlunun alacaklıya mesela bir arsa vermesi caiz olabilir.
Selamünaleyküm. Avukatlığın bu bölümü risk taşımaktadır. Faize yardım bir faiz işlemidir. Direkt faiz değilse de faize yataklıktır. Müvekkil açısından ise durum böyle değildir. O, 'ben görmeden faizi al' der gibi yapmaktadır. Cebinden çıkarmadan faiz üzerinden masrafları vermesi bu anlama gelmektedir. Bu pozisyonda avukatın parasını alma açısından durumu daha ehvendir.
Aleykümselam. Geciken borca fazlalık talebi faizdir, caiz değildir. Bunu talep eden, o işlemi yapan, kararlaştıran herkes faiz haramına bulaşmış olur. Tabii olarak avukat da vebale girer. Sadece avukatlık ve dava masrafları gibi harcamalar ana paraya ek olarak istenebilir. Sizin de o kalemden aldığınız işinizin karşılığı olan para helal olur.
borç konusundaki diğer fetvalar
Kazancının tamamı haram olan mesela sadece alkol satarak geçinen birinin malı dinen mal sayılmayacağı için ondan borç alınması da caiz görülmemiştir. Olağanüstü bir durum olmadıkça öyle birinden borç alınmamalıdır. Kazancının tamamı haram olmayan yani biraz haram biraz helal karışım bir malı olan birinden ise borç alınabilir. Önemli bir husus olarak şunu bilmemiz gerekir: Bu ve benzeri konularda insanların kazançları ve birikimleri dışarıdan bilindiği kadarı ile bizim için değerlendirilebilir. İnsanların iç dünyalarına ve geçmişlerine dair bilinmeyenleri araştırmamız gerekmez. Böyle bir hakkımız da yoktur.
Verilen borç karşılığı rehin almakta sakınca yoktur. Borç için de belli bir ödeme günü belirlemek mümkündür. Borcun vaktinde ödenmemesi durumunda ise alınan rehini kendi malın gibi sahiplenmek yanlıştır, caiz olmaz. Ödeme yapılmayacağı anlaşılınca eldeki rehin satılır ve alacak miktarı satılan rehinden kesilir, gerisi de rehin veren borçluya iade edilir. Rehin yetersiz olursa eksik kalan kısım borçludan talep edilir. Alıkonulan rehinin borç devam ettiği sürece bir yolla kullanılması da caiz değildir. Rehin sadece ödeme gününe kadar alacağı tahsilde güvence için bulundurulabilir, bulundurulması ilave bir menfaate dönüştürülemez.
Eski eşiniz size borç olarak verdi ise borcu almak hakkıdır. Borç olarak değil de daireye parası kadar ortak olmak için verdi ise payını istemesi hakkıdır. Ne borç ne de ortaklık değil de size hibe olarak verdi ise ki anlatımınızdan anlaşılan hibe verdiğidir, onu istemesi hakkı olmaz. Eşler arasındaki bu tür hediyeleşmelerden daha sonra dönmek caiz değildir. Eski eşinizin sizden böyle bir talepte bulunmaya hakkı yoktur.
Dinimiz borcu çok ağır bir hak olarak görmektedir. Borçlu ölmek bu ümmetin büyüklerinin korktuğu bir akıbettir. Borçlanmamak, borçlanırsa ödemek için çırpınmak her müminin özelliği olmalıdır. Ölçü şudur: Borçlu da olsa bir insan, nafakasından sorumlu olduğu eşi, çocukları, ebeveyni gibilerin barınma, yeme içme ve giyinme ihtiyaçlarını karşılar. Bu birinci derecede görevidir. Bunu yaparken de borçlu biri gibi harcamayı ilke edinir, lüks ve israfa dikkat eder. Durumu böyle devam ederken başkasına sadaka vermez. Ancak elindeki mal borcunu ödeyecek ve artacak durumda ise yani borçtan dolayı bir daralma yaşamayacaksa o sadaka verebilir. Sadaka vermesi bile uygun olmayan birinin ilave yatırım yapması, gezmesi, lüks harcaması, ailesini tatminde aşırıya kaçması zaten kabul edilemez bir durumdur.
Yazdıklarından anladığım bu borç, okul için kardeşinin çektiği krediden doğmuş ve esasen sana ait bir borçtur. Ailen bu borcu üstlenmiyorsa senin ödemen doğru olur. Ayrıca evliliğinden önce doğduğu için kocan bu borçtan sorumlu değildir. Evlilikle birlikte borç otomatik olarak eşe geçmez. Kocan bu borcu ödemek zorunda olmadığı gibi, bu konuda gönülsüz davranması da onun açısından doğal karşılanabilir. Eşin, evliliğe borçsuz biriyle başladığını sanırken yüksek miktarda bir borç ve onun getirdiği gerilimle karşı karşıya kalmış olabilir. Bu durum, erkek için güven ve sorumluluk açısından sarsıcı olabilir. Bu yüzden, eşinle bu meseleyi sakin bir dille konuşman, onu borcun muhatabı yapmadığını belirtmen, onunla açık iletişim kurman bu krizi hafifletebilir. Kardeşinle düşmanlık ortamı oluşmuş olsa da en doğrusu bir aile büyüğü veya güvenilir bir dinî/aklıselim kişi aracılığıyla sulh ve uzlaşma yoluna gitmektir. Sulh, dinen tavsiye edilen bir yoldur ve kinleri dindirebilir, düşmanlığı azaltabilir. Kardeşinle yalnız görüşme. Aile ortamında veya üçüncü bir kişi eşliğinde konuşmak daha güvenlidir. Gücün yettiği ölçüde evden ya da dışarıdan bir iş yaparak ödeme planı oluşturabilirsin. Hiçbir şey yapmadan sadece dua etmek değil, fiilî gayret de göstermelisin. Ödemek üzere niyetlenmen, bunu yazıya dökmen ve küçük küçük birikim yapman bile Allah katında kıymetlidir. “Kim insanların malını alma niyetiyle borçlanırsa, Allah onun borcunu ödemesine yardım eder.” (Buhârî) Özetle, bu borç senin borcundur ve sorumluluğun altındadır. Kardeşinle sulh/uzlaşma yoluna gitmek en doğru yoldur. Kocan bu borçtan sorumlu değildir ama anlayış göstermesi beklenebilir. Şiddete karşı korunman gerekir. Ama aynı zamanda ödemeye niyetli olduğunu da yazılı/sözlü bir şekilde ortaya koyman barışı kolaylaştırır. Kardeşin haksızlık etmiş olabilir ama sen kendi ahlakınla, adaletinle davranmaya devam et. Allah’ım! Bu kulun kalbinden yükünü hafiflet, sıkıntılarını ferahlığa çevir, düşmanlıkları dostluğa dönüştür. Onu rızana uygun adımlar atmaya muvaffak kıl. Borcunu helal yoldan ödeyebileceği kapılar aç, iffetini, haysiyetini ve huzurunu muhafaza eyle. Kalbine sabır, bedenine kuvvet, hayatına bereket ver. Kendisini yalnız hissettiğinde seninle olduğunu hissettirsin ona. Hakkı bilenlerden, adaleti gözetenlerden ve mağdur değil izzetli olanlardan eyle. Ya Rabbi, onu sevenleriyle hayırda birleştir, kırılan her yönünü Sen tamir eyle. Âmin.
Kumar borcu ödemesine yardım etmediğiniz için vebale asla girmezsiniz. Eğer yardımınız gerçek bir tevbeye sebep olacaksa onu düşünün.