Fetva Meclisi
Soru
Vird veya evrad ne demektir? Bizim bir virdimiz olmalı mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Hadislerde geçen rakamlar hususunda konuşmak bid'attır. Bir hadiste şu kadar kere şu zamanda diyorsa onu esas alırız. Bunun dışında herkesin kendine bir vird oluşturmasında hiçbir sakınca olmaz. Şu kadar ki, oluşturduğu bu virdi 'öyle olması gereken bir ibadet' olarak anlamamalıdır. 'Yapabileceği ve asıl farzları ihmaline neden olmayacak bir nafile' olarak görmelidir. Bu şekilde olanında sakınca olmaz.
Selamünaleyküm. 'Zikir' Allah'ın kitabında, Peygamber aleyhisselamın Sünnet'inde yoğun bir şekilde geçen ibadetlerden biridir. Zikir imandır, dindir; böyle bilebilirsiniz. Vird ise zikrin belli bir kalıpta yapılan şeklinin adıdır.
İlk hadis kitapları yazılırken içlerinde Peygamber aleyhisselamdan nakledilen dualar ve zikirlerle ilgili bölümler konmaya başlandı. Bazı müellifler ise müstakil DUA KİTABI yazdılar. Ama bunların ortak özelliği rivayet olarak gelen bilgilerden oluşması idi. İlk yazılma tarihinin hicri 195’e dayandığını söyleyebiliriz. Daha sonra hicri 676’da vefat eden Nevevi, meşhur el-Ezkâr isimli eseri ile bu alanda en geniş eseri telif etti. Onun ardından bu konuda yazanların tamamı ondan istifade ettiler. Allah hepsine rahmet etsin. Bu döneme kadar yazılan eserlerin genelinde; Kur'an’dan zikir ve dua ayetleri, Peygamberlerden gelen dua ve zikirler, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden gelen dua ve zikirler, Sahabeden gelen dua ve zikirler, Ehl-i beyt başta olmak üzere salihlerden gelen dua ve zikirler bulunmakta idi. Kaynak olarak da rivayet kitapları kullanılıyordu. Bu müelliflerin özellikle Kur'an ve Sünnet ya da sahabe tercihi yapmaları, onların Allah’a yakın olmayı herkesten daha iyi bilmeleri ve yaşamaları, Arap diline daha iyi vakıf olmaları gibi nedenlere dayanıyordu. Dua ve zikirde vird oluştururken şu inceliklere dikkat edilmelidir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen cümleler olduğu gibi korunmalı ve değiştirilmemelidir. Belli bir vakit gösterilerek nakledilen dua ve zikirlerin vakitleri korunmalıdır. Sabah/akşam duası ya da zikri, sabah duası/zikri, akşam duası/zikri, gece içinde, uyumaya geçince, uyanınca, namazların ardından, şu namazın ardından şeklindeki ifadelerde bir hikmet olacağı unutulmamalıdır. Feyiz ve tesirin o belirtilen zaman diliminde olacağına inanılmalıdır. Mesela “yatarken” okunacağı söylenen bir dua/zikir “kaylule/gün ortası uykusunda” gerekli değildir. Sabah ve akşam namazının ardından on defa “La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehulmülkü ve lehulhamdü yuhyi ve yumit ve hüve ala külli şeyin kadir” denmesi tavsiye edilmiştir. Aynı bereketi başka bir namazın ardında bulamayabiliriz. Hadislerde geçen sayılar korunmalıdır. Bir kere, üç kere, dört, on, on bir, yirmi beş, otuz üç, yetmiş, yüz ve yüzden fazla gibi rakamlarda bereket aranmalıdır. Bu zikirleri bu rakamlarla emreden Peygamber aleyhisselamın rakamları hakiki anlamları ile kullandığı, bir mecaz kastetmediği bilinmelidir. Tesbihat ve zikirde zaman ve sayı belirtilmesinin bir eğitim yöntemi olduğu düşünülmelidir. Rakamlı tesbihat ve zikir yapılırken elle sayılabileceği gibi, tesbih veya teknolojik bir sayar cihaz kullanılabilir. Burada önemli olan o kullanılan nesnenin zihni meşgul etmemesidir. Zikirde bereket sürekliliktedir. Bir yapıp bir erteleme yerine süreklilik sağlanmalıdır. Bu yüzden, virdini yani sürekli yaptığı dua veya zikrini o vakitte yapamayanın onu kaza etmesi tavsiye edilmiştir. Hâlbuki farz bir ibadet değildir ama bunu bir eğitim metodu gibi gördüğümüz için sanki kazası yapılıyor gibi kabullenilmesi faydalı olacaktır. Dua ve zikirde sadelik, sessizlik, huzur esas alınmalıdır. Bu bir ibadettir. İbadette en temel iki esas, şeriata uygunluk ve ihlastır.
Selamünaleyküm. Peygamber aleyhisselamdan zikir varit olduğu gibi o zikri nasıl yaptığı da varittir. Dolayısıyla onun yaptığı bir zikri ancak onun gibi yaparsak doğru bir iş yapmış oluruz. Bu da zikrin nasıl yapıldığını kaynağından öğrenmemizle mümkündür. Bundan sadece, bilmeyenleri öğretme gibi bir durum istisna edilebilir.
Türkçe yazıyor ve konuşuyorum. Bir nebze de Arapça ve tefsir bilgisi gördüm. Elhamdülillah. Bu kimliğimle gayet sarih bir ifade ile şunu söyleyebilirim: Sıradan bir Müslüman’ın ilmihal bilgisini hazmetmeden meal okuması ona bir ilim oluşturmaz. Sadece ara ara gözüne çarpan enteresanlıklara takılır kalır ve çok şey öğrendiğini zanneder. Baştan sona meal okumanın ilim niteliği zayıftır. Elbette mü'min olan herkesin meal okuyarak öğreneceği çok şey vardır ama “Kur'an deryasına dalmak” düzeyinde bir ilim hiçbir zaman elde edemez. Bu sebeple Kur'an’ımızı, tefsir ilmi ile ve Arapça üzerinden öğrenmek orijinal olan öğrenme şekli olarak bilinmelidir. Bir sureyi ders gibi okumaya vakit ayıracak yerde bir konuyu mesela İhya’dan okumalı ve orada zikredilen ayeti daha iyi anlamak için mealinden izlemelidir. Meal okumayı sapıklık gibi gören anlayış uç bir anlayıştır. Meal üzerinden Kur'an âlimi olacağını zanneden de öbür uçta durmaktadır. Ortasını belirttiğimiz şekilde bulmak mümkündür. İlmihal bilmeden ise hiç birine girmenin gereği yoktur.
HATİM kavramı, Kur'an’ımızı baştan sona ezber veya bakarak okuyup bitirme anlamında kullanılmaktadır. Bahsettiğiniz bilgi doğrudur; bu ümmetin selefi içinde günlük, haftalık hatim yapanlar pek çoktur. En azından pek çok bilgi bize kadar ulaşmıştır. Kur'an okumanın başka hiçbir okuma ile kıyas edilemeyecek kadar büyük bir sevap kaynağı olduğunu düşünürsek bu okumanın bir yarışa dönüşmesinde de hayret edilecek bir durum göremeyiz. Allah Teâlâ’dan kitabını okuyan, onunla amel eden ve onu bir sonraki nesillere taşımaya gayret eden kullarından olmayı bize nasip etmesini dileriz. Size şu bilgileri özetleyebilirim: Kur'an-ı Kerim’i okumanın bir kuralı ve edepleri olduğunu bilmemiz gerekiyor. Okumuş olmak değil gereği gibi okumuş olmak okumaktır. Daha doğrusu o tür okuyuş sevap kaynağıdır. Başta tecvid ve talim şarttır. Diğer edepleri de ihmal edilmemelidir. Kur'an’ımızı, bölümlere ayırıp hergün veya her hafta o bölümlemeye göre okuma tarzı Nebi aleyhisselam zamanından beri vardır. Bugünkü cüzlere bölünmüş şekil için de örneği o zamanlardan var olan bir şekil diyebiliriz. Her mü'minin Kur'an okuma süresi, zamanı kendine göre belirlenebilir. Farz olan zaman ve yer yoktur. Yeter ki Kur'an okunmuş olsun. Ağır bir işte çalışan ile emekli olanın okumasını aynı zamanlamaya ve seviyeye getirmek mümkün de değildir gerekli de olmaz. En iyi okuma tarzı için şunu söyleyebiliriz: İstikrarlı, özellikle farz ibadetleri ve insani görevleri ihmal ettirmeyen, edeplerine uygun, haz alarak gerçekleştirilen okuma en iyi okumadır. Selefimizin Kur'an okumasında üç gaye güttüğü söylenebilir: Okumak, düşünmek ve öğrenmek. Bizim için de böyle bir amaç belirlenebilir. Bir aya bölünmüş hatim tavsiye edilir hatimdir. Bunun iki olması da kişinin özel durumuna göre mümkündür. Bir haftaya da indirilebilir. Üç güne de alınabilir. Bir haftayı düşen okumanın sevabı için bir şey söylenemez ama etkisi ve istikrar temini tenkit edilebilir. En güzeli zamanlamadan önce etkilenmeye ve amele bakılmasıdır. Allah Teâlâ Kur'an ehli olmayı hepimize müyesser kılsın.
dua konusundaki diğer fetvalar
İnsanların ömür ve amel bakımından şu şekilde tasnif edilmesi mümkündür: Ömrü uzun salih ameli çok, Ömrü kısa salih ameli çok, Ömrü uzun salih ameli az, Ömrü kısa salih ameli az. Bu türler içinde en değerlisinin birincisi olduğu şüphesizdir. Aslında ömrün uzunluğu direkt istenen değildir, olmamalıdır da. Uzun ömre büyük salih ameller yerleştirmek için ömür uzasın istenir, istenmelidir. Bu da Allah'ın nimetlerinden bir nimettir. Bu nimeti herkes istemeli ve gereğini de hakkıyla yapmalıdır. Bereketli ve salih amellerle donanmış biri ne hoştur; Allah teala hepimize nasip etsin.
Dua, kul ile Rabbi arasındaki en samimi bağdır. Kimi zaman uzun uzun, kimi zaman kısa bir şekilde dua edebilirsin. Allah Teâlâ ne dediğini de bilir, niyetini de bilir, kalbinden geçeni de bilir. Senin yaptığın bu “toptan dua” şekli, Kur’an’a ve sünnete aykırı değildir. Yalnız şunu unutmamanı tavsiye ederim: Her bir dua, kulun Rabbine yakarışıdır. Onu alışkanlık hâline getirip sadece “toptan” dua ile yetinmek doğru olmaz. Dolayısıyla dua ederken yaşadığın hali dikkate alarak zaman zaman tek tek, zaman zaman da geçmişte yaptığın duaya gönderme yapabilirsin. Bu şekilde hem sünnete daha uygun olur hem de kalbindeki canlılık korunmuş olur. Allah dualarını kabul etsin.
Senin içini bilen, kalbini gören, dualarını işiten Rabbimizdir. Çok samimi, çok dertli bir yüreğin var. Ama bil ki duası kabul olmuyor gibi hisseden herkes, aslında Allah’a en yakın olanlardandır. Dua Ettim, Olmadı... Ne Yapmalıyım? Evvela şunu bilelim: Dua eden bir kul asla kaybetmez. Çünkü dua ya hemen kabul edilir ya daha iyisi verilir ya da ahirete saklanır ve orada öyle büyük sevaplara dönüşür ki, kul o gün şöyle der: “Keşke dünyada hiç duam kabul edilmemiş olsaydı da bu mükâfatı burada toplasaydım!” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: " Allah’a dua eden herhangi bir insanın/müslümanın duası mutlaka kabul edilir. Günah işlemediği, yakınları ile ilişkisini kesmediği ve isteğinde acele etmediği sürece Allah ona ya dünyada istediğini hemen verir veya isteğini ahirete bırakır ya da duası nispetinde günahlarını bağışlar. Sahabe, “Ey Allah’ın elçisi! Nasıl acele edilir? diye sordular. Hz. Peygamber, “Kulun, Rabbime dua ettim de duama icabet etmedi, demesidir” buyurur. (Tirmizî, De’avât, 13) “Allah’ım Sana Küsüyorum” Demen... Kardeşim… O anda kalbin kırılmış, çok sıkılmışsın. Bu söz imanla söylenmiş bir isyan değil, bir sitem olmuş. Ama yine de böyle cümleler kurmak uygun olmaz. Niçin mi? Çünkü sen Rabbine küsersen nereye gideceksin? Sığınacak başka bir kapı var mı? Yaralarına merhem olacak kim var? Ama üzülme… Sen kötü niyetle söylememişsin belli ki. Zaten sonra pişman olmuşsun. Bu da tevbedir. Allah-u Teâlâ buyuruyor: "De ki: Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar." (Zümer sûresi, 53. âyet) Küsme… Sitem etme… Ağla ama terk etme. Zaten Allah şöyle diyor: "Bana dua edin, duanıza karşılık (icâbet) vereyim." (Mümin sûresi, 60. âyet) Senin duanı kabul etmeyişi belki de seni daha çok dua eden, daha çok Allah’a sığınan bir kul yapmak içindir. Ne Yapmalısın? Namazdan sonra dua etmeye devam et. Ama “illa şu olsun” diye değil, “Hayırlıysa ver Allah’ım” diye… Sabırla bekle. Dualar bazen gecikir ki kul olgunlaşsın. Peygamberlerin dualarını hatırla. Yakup aleyhisselam yıllarca Yusuf’una kavuşamadı ama asla küsmedi. Allah Sana Yakın! Senin yüreğindeki o sızı, Allah’ın seni terk ettiğinin değil seni işittiğinin alametidir. Duan kabul olmuyor gibi görünse de sen hâlâ dua ediyorsan bu zaten bir kabul işaretidir. Sakın bırakma, sakın küsme, sakın darılma. Allah duaları kabul eder. Ama zamanı O seçer. Allah’a emanet ol kardeşim. Her sıkıntının sonunda bir kolaylık var. Rabbim sana iç huzuru, kalbinde ferahlık ve duasında sabır versin. Sen yalnız değilsin. Allah seninle…
Her ikisini söylemenizde de bir sakınca yoktur. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisi şerifinde Yahudilere hitaben “Allah size hidayet versin ve aklınızı ıslah etsin” buyurmuştur. Islah, düzeltmek, iyileştirmek manasına gelirken hidayet ise doğru yolu göstermek, hakk olana sevketmek manasındadır. Kötü davranışları olan bir insan için her ikisini kullanmanızda onun için aynı güzelliktedir.
Bahsettiğiniz durumlar “vesvese” içerisinde olduğunuzu gösteriyor. Bu yüzden Allah’ın izniyle atlatabileceğiniz bir durumdur. Bunu sizde zaten inanarak söylemediğinizi kabul ediyor, aklınıza gelen hızlı bir düşünce olduğunu ifade ediyorsunuz. Öncelikle tavsiye edilmesi gereken bir durum: - Eğer bu durum devam eder ve kökleşirse, bir psikologdan destek almanız, durumun daha fazla ilerlemeden uzman yardımıyla bu süreci kısa sürede atlatmanıza yardımcı olacaktır. OKB durumunuzdan dolayı muhakkak bir psikolog ile hareket etmeniz de gerekmektedir. -Uzmana görünene kadar ise bu tarz konular üzerinde durmayın, çok fazla araştırma ve zihninizde döndürme yoluna çok gitmemeye çalışın. Namazınızı da bozmadan devam ettirmeniz daha iyidir. Böyle bir durumda sürekli namazdan çıkmaya başlarsınız, bunu yapmayınız. Böyle yaparsanız namazınızı bırakmaya başlayabilirsiniz. Aman böyle bir durum daha sancılı olur. Aklınıza gelen kötü şeyler başınıza gelmez Allah’ın izniyle. Siz Allah’a sığının ve o esnada işinizi yapmaya devam edin, bırakmayın. -Aklınıza böyle düşünceler geldiğinde euzubesmele çekin, hiç aklınıza gelmemiş gibi kabul edin. Kuran okuyun, Felak, Nas Sureleri, Ayet el-Kürsi’yi her gün bolca okuyun. Dua etmeyi ihmal etmeyin. Boş kalmamaya özen gösterin. Çünkü meşguliyetleriniz size doğal süreçte bu vesveseleri unutturacaktır Allah’ın izniyle… Allah’a emanet olunuz.
Sünnette var olan bu duayı hayatınızın birçok alanında okuyabilirsiniz. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın bu duayı ettiğini duyduktan sonra “Ona hayran kaldım. Cennetin kapıları ona açıldı.” diye buyurmuştur. Bunu duyan İbni Ömer -sahabe- bir daha bu duayı hiç terk etmediğini söylüyor. Siz de bunu hayatınıza işlemeye çalışabilirsiniz. Rabbim yardımcınız olsun.