Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben üniversite son sınıf öğrencisiyim. Biz bu dönemin başında eve çıktık, evde birkaç eşyamız hariç hepsi vardı. Bu eksik eşyaları da bir vakıftan temin ettik. Bu eşyaları bize veren görevliler daha sonra istifa ettiler. Bu malları vakfın bize hibe ettiğini söylediler. Biz vakıf malı olduğu için bu eşyaları satıp satmama konusunda kararsız kaldık. Bize bir yol gösterebilir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Eğer size vakfın yetkili kimsesi kullanmanızı söyledi ise sizin açınızdan bir vebal olmaz biiznillah.
Vakıflara bağışlanan eşya iki türlü bağışlanabilir. Birincisi şartlı bağıştır. Şartlı bağış, bağışlanan şeyin nasıl kullanılacağını bağışlayanın şarta bağlaması halidir. Bu durumda nasıl şart koşulduysa öyle kullanılması gerekir. Satılamaz, değiştirilemez. İkinci tür ise genel bağıştır. Yanı bağış yapanın herhangi bir şart koşmadan serbest bağış yapması durumudur. Bu durumda vakıf yönetiminin onu uygun gördüğü şekilde kullanması mümkündür. Size satılan motorun durumunu buradan çıkarabilirsiniz. Allah’a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Olma ihtimali ile bir sakınca oluşmaz. Gerçekten vakıf malı iken şu anda gasp edildiğini ve vakfiyesi dışında bir alanda kullanıldığını biliyorsanız günaha ortak olmayın.
Selamünaleyküm. Vakıf mallarının kullanılmasında özel kurallar vardır. Özel bir kurala bağlı değilse ve vakıf açısından da bir yasaklama getirilmedi ise kullanabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Elinizde vakıf bir arazi olduğunu ispat eden bir belge olmadıkça, ihtimale binaen öyle bir arazinin kullanılması, satılıp alınması haram olmaz. Kalbinizi sıkıştıran bir durum varsa şüpheden uzak durursunuz, o ayrı bir meseledir.
Selamünaleyküm. Bu bursun sizin için temiz olmadığını siz de anlıyorsunuz. O vakfa bunu yazın, size geri vermenizi isteyen bir cevap verirlerse verirsiniz, değilse sizde kalabilir.
dernek konusundaki diğer fetvalar
Haricilik esasen bir mezhep değil bir karakter yansımasıdır. Evet, dönem dönem mezhep gibi algılanacak noktaya gelmişlerdir ama bu algı, Müslüman toplum içinde karakterleri açısından birbirine benzerlerin bir araya gelmişliği olarak ortaya çıkmıştır. Bugün de benzerleri görülmektedir yarın da görülmeye devam edecektir. Özellikle devlet otoritesinin zayıf kaldığı zamanlarda bunların örgütlenebileceğini söylememiz mümkündür. Hariciliği mezhepten çok bir karakter olarak görünce onların kimi zaman bir tarikat, vakıf, dernek, oluşumlardan bir oluşum olarak önümüze çıkmasını beklememiz de doğal olacaktır. Bu da her zaman ve her yerde var olabileceklerini ispat eder. Haricilerde temel karakterleri şu başlıklar altında tespit edebiliriz: Kur'an anlama incelikleri yoktur. İbadet ederler, dünyaya tenezzül etmezler ama itikatlarını kendi kafa yapılarına göre şekillendirirler. Kâfilerden çok din kardeşleri ile uğraşırlar. Küçük yaşta büyük sözlerin sahibi olmaktan çekinmezler. Elbise ve tıraş şekillerini önemserler. Bu konuda aykırı olmayı bir meziyet olarak görürler. Ortalama anlayışları yoktur. Tek renktirler ya evet ya hayır. Ya beyaz ya siyah. Kaba sözlü ve kaba tavırlıdırlar. Ayrıntılarla uğraşamazlar. Kendilerine muhalif gördüklerine hayat hakkını kısarlar. Düşüncelerine ve tavırlarına güvenleri adeta sonsuzdur. İnatçıdırlar. Öncelikli ve önemli ayrımı yapmazlar; her şeyi hemen ve nasıl yaparlarsa öyle uygun bulurlar. Tartışmaktan lezzet alırlar.
Devlet bazlı işlerde veya münferit uygulamalarda mü'min insanların işlerini üç kategoriye ayırmaları gerekmektedir. Bu dini bir zorunluluktur: Zorunlu işler, Gerekli işler, Güzel işler. Bu sıralamayı dünyevi işlerimizi icra ederken uyguladığımız gibi ibadetlerde de uygularız. Mesela namaz ile nafile orucu bir tutmayız. Namaz zorunludur, nafile oruç ise güzeldir. Tıpkı su ile hoşafı insanın ihtiyacı açısından karşılaştırdığımızdaki durum gibidir bu. Vakıf/dernek kuracaksanız, temel dinamiğinizi bu üç ilke üzerine oturtarak tüzük oluşturun. Mesela insanların aç gezdikleri bir ülkede Kur'an kursu projesini ihtiva eden vakıf yerinde bir proje değildir. Vakıf projenizin mantığını dininiz ve yaşadığınız ortamın ortalaması üzerine oluşturun. Bu ortalamayı belirlerken zihin mantığınız itibariyle ahiretinizi dünyanıza, dünyanızı da ahiretinize ezdirmeden yapacağınızı yapmak zorundasınız. Dini bir numara, insanı iki numara, aklı üç numara, iffeti dört numara ve malı beş numara yaparak proje üretin. Böyle bir projelendirme için de farklı birikimlerin sahipleri ile istişare etmesini ve istişare sonuçlarını değerlendirmeyi becermek zorundasınız. Kuruluş aşamasında iken istişare zafiyeti gösterilen bir oluşum, yürüyüşü esnasında istişareye hiç önem vermeyecektir. İstişaresiz büyüyen bir proje için de “İslamî” denmesi zordur. Gayet açık bir ifade ile söyleyebiliriz ki, bir vakıf/derneğin kuruluşu iki yıllık, üç yıllık bir inceleme/istişare sonrasında olabilir. Bu o vakfın/derneğin bereketini gösterir. Elbette şunu da bilmelisiniz: Vakıf kurmanız gerçekten gerekli bir iş midir yoksa bir hevesi mi tatmin ediyorsunuz? Bunu da istişareler sonucunda hiç değilse tespit etmiş olmalısınız. Hiç çekinmeden, mevzubahis projenin ne kadar ehli ne kadar da naehli olduğunuzu incelemelisiniz. Mü'minlerin emelleri üzerinde zaman ve umut israfı çirkindir. Bir başka tavsiyemiz de şudur: İnsanların muhtemel katkılarına güvenerek vakıf kurulmaz. Vakıf mevcut mala dayalı bir oluşum olmalıdır. Allah yardımcınız olsun.
Bu tür merkezler adına toplanan yardımlarda yardım edenlerin aldatılmaması, yalan ve hileye başvurulmaması hâlinde, toplanan yardımlardan çalışanlara ücret verilmesinde sakınca yoktur. Bunun mubah olması için: - Yardım toplayanların, toplanan yardımlardan belli bir pay aldıkları gizlenmemelidir. Yardım edenlerden biri “şu kişiye, şu amaca” diyerek verdiği yardıma şart getirirse o yardımdan pay alınması caiz olmaz. Asıl sorumlu durumundaki dernek veya kurum yöneticilerinin önceden belirledikleri bir miktar üzerinden almalıdırlar aldıklarını. Duruma göre ücret belirleme gibi bir mantıkla pay alınmamalıdır.
Siz kurum olarak talep ettiğiniz ücreti “sadece şurada kullanacağız” diye daralttığınız bir hibe olarak almıyorsunuz. Bir ücret niteliğinde alıyorsunuz. Dolayısıyla onu şeffaf bir şekilde benzer yerlerde kullanmanızda sakınca olmaz.
Su ile zehir bir arada bulunmaz. Bulunursa su gider. Allah için bir iş yapmak, Allah’ın haramlarından birini çiğnemeye sebep olursa o su ile zehrin birleşmesi gibi olur. Bunu kabul edemeyiz. Bunun adı hizmet olmaz.
Ne yazık ki kör bir taklit peşinde akıp giden hayatımız her an bize ait değerlerden uzaklaşmaktadır. Allah Teâlâ yardımcımız olsun; elimizin, ayağımızın, göz ve dilimizin korunması için ona sığınırız. Dine hizmeti bile o kaygan anlayışa göre yapmadıkça sanki yararı olmayacak türünden bir anlayış yaygınlık kazanmıştır ne yazık ki. Bu gidişata karşı, her şeyden ve her yeniden uzaklaşmak gibi bir siyaseti izleyemeyiz. Hayatın her alanı öyle oldu zira. Seçici ve ince eleyip sık dokuyan bir anlayışla iş yapmak zorundayız. Herkes ihlası ile imtihan edilmektedir anlaşılan. Mümkün olduğu kadar seçici ve titiz olacağız. Şimdilik bunu yapabiliyoruz anlaşılan. Çok dua edelim.