Fetva Meclisi
Soru
Hocam biz kardeşlerle İslami bir toplukta çalışmaktayız. Çalışmalar dâhilinde iki haftada bir ortaöğretim yaş grubuna dâhil olan kızlarımız için günübirlik kurslar düzenliyoruz. Aylık kurs ücreti ödüyor aileler. Şimdiye kadar bu gelir ile hep kızlarımıza harcamalarda bulunduk ve kursa ait giderleri kapattık. Arta kalan miktar ile kızlarımıza hediyeler aldık. Yani bir kuruşu dahi başka çalışmalar için kullanılmadı. Normalde arta kalan miktarı başka çalışmalarımız için kullanmamızda İslami yönden bir sakınca var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Elbette Kur'an’a hizmet edenin ücret almaması bu dünyadaki en mübarek işlerdendir ama ‘Kur'an’a hizmet eden ücret almaz, alırsa caiz olmaz’ şeklinde genelleşmiş bir fetva yoktur. Bir iki âlimin görüşü olarak bulunabilir. Vazifenizi hakkıyla yaparak, ibadet heyecanı taşıyarak yapacağınız Kur'an hocalığından ücret alabilirsiniz. Yeter ki hakkını verin, içini doldurun. Allah mübarek kılsın.
Selamünaleyküm. Aynı miktarı bir yolla kursun bütçesine aktarın, yeter.
Bu sözler doğru ama yerli yerinde söylenmemiş sözler olabilir. İlahiyat veya başka bir bölümde erkek ya da kadın olarak okunmaz diye bir kural yoktur. Kural şudur: Mü'min kendisini bile bile harama itmez, haram ortamında tutmaz. Bu kural değil fakülte, cami için bile geçerlidir. Bir kimse kendisini ne kadar haramdan uzak tutabileceğine bakarak bu konularda karar vermelidir. Bir harama ya da cehennemde bir saniye kalmaya değebilecek bir fakülte bu kâinatta kurulmamıştır ve kurulamayacaktır. İkinci olarak da şunu açık yüreklilikle düşünmeliyiz: Herkes, İslam'a hizmet etme, diplomayı din için kullanma gibi bir sloganla bu işe giriyor ama diploması olan bu sözleri yastık altına atıyor. Öyle başlayıp başka amaçlarla bitirmek hiç hoş değil. Bile bile kendimizi aldatıyoruz sadece. Ne kadar samimiyiz, bunu da ölçelim. Rabbim yardımcımız olsun.
Kur'an okutmayı becerebilecek birinin ücret alması şu şekildedir: Eğer bulunduğu yerde ondan başka Kur'an öğretebilecek kimse yoksa ücret talep etmeden okutması ona farzdır; verilirse alabilir. Eğer ondan başka da Kur'an okutabilecek kimseler varsa ücret talep etmesinde bir sakınca yoktur. Ne var ki Kur'an'ımıza bu gözle bakmamalıyız. Kur'an öğrenenlere ücret vermek gerekirken bizim ücret talep etmemiz, neyin ne olduğunu bilmediğimizden kaynaklanır.
Size genç bir bayan olarak bakabilecek yaştaki çocuklara ders vermeniz doğru değildir. Sekizinci sınıf öğrencileri bu açıdan yanlış bir tercihtir. Küçük sınıflarda görev alın. Allah yardımcınız olsun.
Anlattığınız olaydaki cümlelere bakılırsa üçüncü kişi olan hanımefendiyle ilgili bir söz, iftira ya da hakkında bir konuşma değil eşinizle aranızdaki konuşma şekli olduğu görülüyor. Soru şeklinde değil hanımefendi bence böyle hissetti şeklinde yorum yapmış olsaydınız o zaman zanna dayalı bir gıybet olurdu. Yine de iki kişi arasında geçen konuşmalarda üçüncü kişilerin isimlerini geçirmemek çok daha iyi olur. Rabbim rızası doğrultusunda işler yapabilmeyi onun razı olacağı şekilde yaşayabilmeyi hepimize kolay kılsın. Allah'a emanet olun.
dernek konusundaki diğer fetvalar
Devlet bazlı işlerde veya münferit uygulamalarda mü'min insanların işlerini üç kategoriye ayırmaları gerekmektedir. Bu dini bir zorunluluktur: Zorunlu işler, Gerekli işler, Güzel işler. Bu sıralamayı dünyevi işlerimizi icra ederken uyguladığımız gibi ibadetlerde de uygularız. Mesela namaz ile nafile orucu bir tutmayız. Namaz zorunludur, nafile oruç ise güzeldir. Tıpkı su ile hoşafı insanın ihtiyacı açısından karşılaştırdığımızdaki durum gibidir bu. Vakıf/dernek kuracaksanız, temel dinamiğinizi bu üç ilke üzerine oturtarak tüzük oluşturun. Mesela insanların aç gezdikleri bir ülkede Kur'an kursu projesini ihtiva eden vakıf yerinde bir proje değildir. Vakıf projenizin mantığını dininiz ve yaşadığınız ortamın ortalaması üzerine oluşturun. Bu ortalamayı belirlerken zihin mantığınız itibariyle ahiretinizi dünyanıza, dünyanızı da ahiretinize ezdirmeden yapacağınızı yapmak zorundasınız. Dini bir numara, insanı iki numara, aklı üç numara, iffeti dört numara ve malı beş numara yaparak proje üretin. Böyle bir projelendirme için de farklı birikimlerin sahipleri ile istişare etmesini ve istişare sonuçlarını değerlendirmeyi becermek zorundasınız. Kuruluş aşamasında iken istişare zafiyeti gösterilen bir oluşum, yürüyüşü esnasında istişareye hiç önem vermeyecektir. İstişaresiz büyüyen bir proje için de “İslamî” denmesi zordur. Gayet açık bir ifade ile söyleyebiliriz ki, bir vakıf/derneğin kuruluşu iki yıllık, üç yıllık bir inceleme/istişare sonrasında olabilir. Bu o vakfın/derneğin bereketini gösterir. Elbette şunu da bilmelisiniz: Vakıf kurmanız gerçekten gerekli bir iş midir yoksa bir hevesi mi tatmin ediyorsunuz? Bunu da istişareler sonucunda hiç değilse tespit etmiş olmalısınız. Hiç çekinmeden, mevzubahis projenin ne kadar ehli ne kadar da naehli olduğunuzu incelemelisiniz. Mü'minlerin emelleri üzerinde zaman ve umut israfı çirkindir. Bir başka tavsiyemiz de şudur: İnsanların muhtemel katkılarına güvenerek vakıf kurulmaz. Vakıf mevcut mala dayalı bir oluşum olmalıdır. Allah yardımcınız olsun.
Ne yazık ki kör bir taklit peşinde akıp giden hayatımız her an bize ait değerlerden uzaklaşmaktadır. Allah Teâlâ yardımcımız olsun; elimizin, ayağımızın, göz ve dilimizin korunması için ona sığınırız. Dine hizmeti bile o kaygan anlayışa göre yapmadıkça sanki yararı olmayacak türünden bir anlayış yaygınlık kazanmıştır ne yazık ki. Bu gidişata karşı, her şeyden ve her yeniden uzaklaşmak gibi bir siyaseti izleyemeyiz. Hayatın her alanı öyle oldu zira. Seçici ve ince eleyip sık dokuyan bir anlayışla iş yapmak zorundayız. Herkes ihlası ile imtihan edilmektedir anlaşılan. Mümkün olduğu kadar seçici ve titiz olacağız. Şimdilik bunu yapabiliyoruz anlaşılan. Çok dua edelim.
Böyle bir görevin önemli ve yapılmasının gerekliliğini tartışamayız ama bu erkek görevi olmalıdır. Bilhassa genç kızlarımızın kaş yaparken göz çıkarmak denebilecek bir hataya düşmelerinden endişe ederiz. Yapılmasına yapılabilir ama kadınlara ait bütün ilkelerin korunmuş olması şarttır.
İnternette; - Psikolojinin dini temelleri isimli dersimiz, - Mümin Psikolojisi derslerimiz ve - Fetva Meclisi sitesinde psikologlara verilmiş tavsiyelerimizi derleyebilirsiniz. Ayrıca İstanbul'da iseniz arkadaşlarınızla gelebilir ve yüz yüze görüş alışverişi yapabiliriz.
Haricilik esasen bir mezhep değil bir karakter yansımasıdır. Evet, dönem dönem mezhep gibi algılanacak noktaya gelmişlerdir ama bu algı, Müslüman toplum içinde karakterleri açısından birbirine benzerlerin bir araya gelmişliği olarak ortaya çıkmıştır. Bugün de benzerleri görülmektedir yarın da görülmeye devam edecektir. Özellikle devlet otoritesinin zayıf kaldığı zamanlarda bunların örgütlenebileceğini söylememiz mümkündür. Hariciliği mezhepten çok bir karakter olarak görünce onların kimi zaman bir tarikat, vakıf, dernek, oluşumlardan bir oluşum olarak önümüze çıkmasını beklememiz de doğal olacaktır. Bu da her zaman ve her yerde var olabileceklerini ispat eder. Haricilerde temel karakterleri şu başlıklar altında tespit edebiliriz: Kur'an anlama incelikleri yoktur. İbadet ederler, dünyaya tenezzül etmezler ama itikatlarını kendi kafa yapılarına göre şekillendirirler. Kâfilerden çok din kardeşleri ile uğraşırlar. Küçük yaşta büyük sözlerin sahibi olmaktan çekinmezler. Elbise ve tıraş şekillerini önemserler. Bu konuda aykırı olmayı bir meziyet olarak görürler. Ortalama anlayışları yoktur. Tek renktirler ya evet ya hayır. Ya beyaz ya siyah. Kaba sözlü ve kaba tavırlıdırlar. Ayrıntılarla uğraşamazlar. Kendilerine muhalif gördüklerine hayat hakkını kısarlar. Düşüncelerine ve tavırlarına güvenleri adeta sonsuzdur. İnatçıdırlar. Öncelikli ve önemli ayrımı yapmazlar; her şeyi hemen ve nasıl yaparlarsa öyle uygun bulurlar. Tartışmaktan lezzet alırlar.
Vakıf yetkilisinin size “hibe” ettiği eşyanın mülkiyeti sizindir. Kullanabilir, satabilir veya bir başkasına hibe edebilirsiniz. Özel bir engelleyici kayıt olmadıkça durum böyledir.