Fetva Meclisi
Soru
Hocalar bir şeyin haram olduğunu nasıl anlıyorlar?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir işe HARAM denmesinin anlamı şudur: Allah o işi kuluna yasak etmektedir ve kul o işi yaparsa ona azap edecektir. Yapıldığında da muhakkak tevbe edilip terk edilmesi sürekli bir emir olarak beklemektedir. Haram denen şeyin halkça izahı budur. Böyle bir hükmü/kararı ancak Allah Teâlâ verebilir. Bir insan âlim bile olsa bu kararı veremez. Hiçbir âlim de böyle bir yetki sahibi olduğunu söylememiştir, söyleyemez de. Bizim Müslümanlar olarak HARAM diye bildiğimiz şeyler şu şekilde belirlenmiştir: a- Bizzat Allah Teâlâ Kur'an’da onu haram olarak bize bildirmiştir. b- Peygamber aleyhisselam efendimiz bize ‘Allah bunu haram etti’ demiştir. c- Ashab-ı kiramdan bize bu konuda açık bir hüküm/bilgi gelmiştir. Biz de onlar dini bizden daha iyi biliyorlar diye onlara uymuşuzdur. d- Bu üç kaynağın dışındaki haram olarak bildiğimiz şeylerde ise ehliyeti olan alimler, o haram denen işe bakarak: ‘Bu konuda Kur'an ve hadiste bilgi yok, yeni bir konudur bu ama Kur'an veya hadiste bulunan filan konuya benzemektedir bu, buna göre de haram olması gerekir’ demişlerdir. Örnek olarak da şunu benzetebiliriz: Peygamber aleyhisselam zamanında üzüm ve hurma ile yapılan şarap haram kılınmıştı. Haram kılınmadaki gerekçe de uyuşturma üzerine kurulu idi. Bugün elmadan aynı nitelikte bir şarap yapıldığında alimler ona da haram derler. Zira gerekçe üzerinden bakılınca sonuç aynı olur yani uyuşturur/sarhoş eder, hükmü de aynı olur. Yoksa âlimlerin bir şeye haram/helal deme hakkı yoktur. Durumun özeti böyledir.
Haram işleyen, harama hizmet eden, aracı olan, seyreden, harama tepki göstermeyen yanlış yapmaktadır. Haramı seyretmek bile yoktur bizde, hizmet nasıl olabilir?
Evet, dinine hizmet eden birinin hoca olsun veya olmasın yaptığı işi ücretlendirmemesi esas ve bereketli olandır. Ancak müçtehitlerimiz, dine hizmet olan işlerden özellikle de başka bir işi olmadan o işi yapanların ücret almalarının haram olmayacağına içtihat etmişlerdir. Kitap yazanlar, konferans verenler, Kur'an öğretenler veya bir şekilde dine hizmet denebilecek bir işi yüklenenler ücret almadan o işleri yaparlarsa en güzelini yapmış ve sevap kazanmış olurlar. Niyetleri bu iş üzerinden mal kazanmak olarak o işleri görüyorlarsa zaten ibadet çizgisinden geri kalmış olacakları için ahiret sevabı da kazanamamış olacaklardır. Niyetleri dinlerine hizmet etmek ama geçinebilmek için de makul bir ücret talep ediyorlarsa bu onların sevabını biiznillah azaltmayacaktır. Genel olarak bildiğimiz bu şekildedir. Allah Teâlâ dinini en güzel şekilde yaşamayı ve yaşanmasına yardım etmeyi bize nasip etsin. Âmîn.
Bir kere böyle şeylerin basit ve seviyesiz insanların işi olduğunu, asla zannedildiği gibi etkili olmadığını, insanın psikolojik bir huzursuzluk yaşamasına sebep olacağını biliniz. Bunu yapan ise muhakkak kul hakkına girmiştir. Helallik almadıkça da ahirette ateşi bulacaktır. Zira insana zarar veren her ne ise o bir kul hakkı konusudur.
Haram koymak, helali belirlemek sadece Allah'ın hakkıdır. Fukahanın yaptığı haramlığı belli olan bir şeye benzeyen diğer haramları ortaya çıkarmaktır. Sigara hakkında haram demek için elimizde bir nas yani ayet veya hadis yoktur. Elimizde neyin haram olacağını belirleyen ölçüler vardır. O ölçülere uyunca da sigara veya filanca şey haramdır deniyor. Eğer piyasadaki yüzlerce şey o ilkeler açısından aynı durumda ise onlar da haramdır elbette. Şunu da tespit etmemiz gerekir: Normal günlük konuşmalarımızdaki sözlerimizin bile hesabını vereceğiz. Helal ve haram gibi bir konudaki her sözümüz yarın hesabını vereceğimiz bir sözdür. Bu tür hükümleri fukahaya bırakmak gerekir. Herkes ehli olduğu işi yapmalıdır. Bu ümmetin tertip düzeni fukahanın çalışması ile ortaya çıkmıştır. Onların alanına girmemiz sakıncalı olur, kendi kuyumuzu kazmış olabiliriz.
Şahitlik, bir duruma ait raporu belgelemektir. Bu mahkemede olur, bakkalda olur, evde olur, camide olur. Yalan beyanda bulunmak ve yalan şahitlik yapmak ise mü’min için haramdır. Herhangi bir haram gibi yalandan kaynaklanan haramdan da tevbe edilmelidir. Yalanın tevbesi de onu düzelten doğruyu ortaya çıkarmaktır. Şunu da tespit etmek gerekiyor: Kasten olmayan yani bir hata veya yanlış bilme üzerine ağızdan çıkan söz için HATA demek daha doğru olur. Yalan o durum için ağır gelir.
ayet konusundaki diğer fetvalar
Bu bir ictihadî meseledir yani iyi niyetle daha iyi anlaşılsın, aranan bulunsun diye yapılsa bu konuda ehli olanlar içtihat edebilirler, öyle bir konudur. Zira mevcut Kur'an üzerinde bir tahrifat söz konusu değildir. Sadece konularına göre dizilmiş bir tefsir gibi görülecektir. Yine de bizim tercihimiz, mevcut yapısı üzerindeki her uygulamanın gayet riskli bir iş olacağı ve yapılmaması şeklinde olur.
İnsan milim milim büyüdüğü gibi, bir lokma, bir nefes ilerlediği gibi dini durumumuz da kelime kelime ilerler. Bazen bir kelimede takılır insan bazen de bir konuyu aşamaz. Bu takıntılarla asıl vazifelerini oyalarsa kaybeder. Asıl hedef olan Allah’ın rızasına doğru HİÇBİR ŞEY YOKMUŞ GİBİ yürümeye devam ederse kazananlardan olur. Siz de bu mantıkla hareket edin. Takılıp kalmayın o konulara. İbadetinizin geneline bakın. Hedefinizin ucunu görmeye çalışın. Bu durumları da sabrınız için konu olarak görün. Allah yardımcınız olsun.
İnsanoğlu, “hata” ve “Kur'an” sözcüklerini bir araya getiremez!
Elbette, sağ el ile olması daha faziletlidir denebilir ama sol elle tesbih saymayı men eden bir âyet veya hadis yoktur.
Böyle bir tedavinin varlığını bilmiyorum ama yapsanız da sakıncası olur zannetmem. Dilerim şifa bulursun. Geçmiş olsun.
Böyle olduğuna dair elimizde bir nas yoktur. Olabilir, mümkündür ama biz mü'min olarak kaynaklarımızın bize öğretmediğine iman etmeyiz. Ortada bilimsel bir veri de yoktur. Dolayısıyla ilgilenmemiz ve bağlanmamız gereken bir konu değerinde göremeyiz bunu.