Fetva Meclisi
Soru
Hazreti Ömer’in kılıcını kuşanıp peygamberi öldürmeye gittiği bir zamanda Müslüman olduğu şeklindeki bilgi doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Kırkıncı Müslümanlık hakkında kati bir bilgi olmadığı doğrudur. Böyle bir rakamın da Ömer radıyallahu anhın şahsiyetine katacağı bir şey yoktur. O her hâliyle Ömer'dir.
Hadis kaynaklı sahih bilgiler arasında böyle bir namazın kayıtlı olduğunu bilmiyorum.
İbn-i Sa’d’ın TABAKAT’ı alanının ilklerinden ve muhteşem örneklerinden biridir. Tabakat bir rical kitabıdır yani biyografı niteliğindedir. Ümmetimizin ilk üç neslini tanımak için onu okuyabiliriz. Okumamız da gerekir. Yalnız şunu bilmemiz lazım: O kitaptan fıkıh, akide, tarih çıkaramazsınız. O gözle değil de ilk üç nesli tanımaktan ne alınacaksa onu almak için okumanız gayet bereketli bir iş olur.
Maalesef Müslümanlar arasında çıkan bazı gruplar, İslam namına yalan uydurmayı bir iş zannetmişlerdir. Bilhassa Şiilerin bu tür asılsız ithamları yaygındır. Değil inanmak, bilgi yerine koyup ilgilenmek bile makul değildir. Okumamış olun gitsin.
Bütün mü'minler kardeştirler, bir duvarın tuğlaları gibi birbirleri ile bağlantılı olmak zorundadırlar. Bunu ve Allah Teâlâ’nın bütün emirlerini yerine getirirken en temel ölçümüz ‘TAKATIN KADAR SORUMLU OLMAN’ ölçüsüdür. Herkes yapabildiği kadarını yapar. Kimin ne kadar gücü yettiğini ise Allah Teâlâ bilebilir. Herkesin imanı hesap birimidir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı yani ilk Müslüman olan nesil elbette bizimle aynı imanı, aynı Kur'an’ı ve aynı davayı paylaşmaktadırlar. Daha da isabetli olan ise şudur: Biz elbette onlarla aynı iddiaları ve yolu sürdürdüğümüzü söylüyoruz. Buraya kadar bir sorun yoktur. Ne var ki, onlar hakkındaki kararı bizzat Allah Teâlâ verdi ve onların kimliğini onayladı. Biz ise henüz iddia sürecindeyiz. Bizim yapmayı ideal ve iddia ettiğimiz şeyler onların başarıp bitirdiği şeyler oldu. Başta Kur'an’ımız olmak üzere onları bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz övdü ve takdir etti. Tarih onları öne çıkardı. Bu sebeple kâğıt üzerinde bir aynı olma söz konusu olur ama pratikte aynı olmayı ispat edemeyiz. Onlar hakkında ana hatları ile şu malumatı tespit etmemiz gerekir: Sahabiler Allah onlardan razı olsun, Peygamber aleyhisselamın talebeleri ve ilk neslidir. İmanla dolu kalpleri, ispat edilmiş Allah ve Peygamber sevgisi, konuştuklarına ve sözlerine sadakatleri, ortaya koydukları fedakârlıkları ve benzeri ayrıcalıklarıyla onlar bu ümmetin en üstünleri oldular. Onlardan daha imanlı, daha ahlâklı, daha iyi ibadet yapan olmadı, olmayacak da. Kur'an’ımız onları böyle övdü. O kadar ki bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onları sevmeyi imandan, onlara buğz etmeyi de nifaktan saydı. Kıyamete kadar mü'min olarak yaşamak isteyen ve Rabbine imanla gitmek isteyen herkes böyle bilmek ve bunu kabul etmek zorundadır. Hiçbir zaman ve hiçbir kavram onları eskitemeyecektir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İ’tikâf nafile bir ibadettir. Nafile ibadetlerde temel ilkelerden biri de evli bir bayanın eşinin rızası ile o ibadeti yapmasının gerekliliğidir. Siz de ya ikna edin ya da girmeyin i’tikâfa.
İtikâf sayesinde ibadet ve kulluğun daha derinlemesine idrak edilme imkânı bulunur. Kadir Gecesini idrak etme imkânı daha yüksektir. Başlı başına bir ibadet olan “mescitte bekleme” sünnetine alışılır. Günlük malayani alışkanlıklardan ve fasit çevreden emin olunan bir on gün yaşanmış olur. Dış etkilerden uzak bir Kur’an tilaveti belki de hatmi imkânı olur. Gece ibadeti ve nasûh bir tevbe için daha nezih bir ortamda bulunulmuş olur. Kalbin tedavisi yönünde bir tezkiye ve ıslah dönemi geçirilmiş olur. İtikâf beş vakit namaz kılınan bir mescitte, yılın her gününde yapılabilir bir ibadettir. Bir saatlik, bir günlük olabilir. Ancak, Ramazan ayında sözü edilen itikâf, son on gün içinde bir iftar vaktinden diğer iftar vaktine kadar mescitte bekleme ibadetidir. İtikâf, mescitte beklemek olarak tarif edilebilir. Ancak bu bekleme içi doldurulması gereken bir beklemedir. Dış meşgalelerden uzak bir ortamda, ölümü, ahireti tefekkür edip, ileriki dönem için muhasebe yapma fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Kalabalıklar hâlinde yapılan bir itikâf bu hazzı vermiyorsa, o kalabalıktan da kaçınmak evladır.
Bu yaptığın kaza gerektiren bir durumdur. İleriki zamanlarda o şekilde tuttuğun oruçları kaza edersin. Allah yardımcın olsun. Gençsin, adım adım öğreneceksin ve iyisini de yapacaksın biiznillah, merak etme. Allah seni gerçek mü'min kullarından kılsın.
Sabah namazı, takvimlerdeki imsak/güneş çizgisi arasında kılınır. Bu şu demektir: takvimin İMSAK olarak belirlediği dakikadan itibaren sabah namazı kılınabilir. GÜNEŞ olarak belirlediği anda da vakit biter, sabah namazı kılınamaz. Bu iki vakit arası sabah namazının vaktidir. Genellikle sabah namazı son yarım saatinde kılındığı için normal zamanlarda ezan da son bir saatinde okunmaktadır. Halbuki namazın vakti imsak anıyla beraber başlamaktadır. Ramazan ayına mahsus bir uygulama olarak ezan imsak anında okunmaktadır. Bu da oruç vaktinin başladığını ilan etme görevi görmektedir. Bir yandan oruç vaktinin başladığı duyurulurken bir yandan da sabah namazının vaktinin girdiği bildirilmiş olmaktadır. Dolayısıyla ramazanlardaki imsakta okunan ezanla beraber sabah namazının kılınmasında bir sakınca yoktur.
Sabah ezanı okunduktan yani takvimdeki İMSAK vakti girdikten sonra bilerek yemek veya içmek o günü kaza etmeyi gerektirir.
Bugünkü günlük program tarzında Medine’de bir Ramazan günü şeklinde elimizde bir bilgi yoktur. Genel ilkeler olarak ise şunları zikredebiliriz: a- Ramazan dünyadan kopup dağa çekilme ayı değildir. Aksine Ramazan ayı içinde şehir dışında yapılmış Bedir ve Mekke fethi gibi cihad eylemleri bile vardır. Dünyadan kopmak yerine ahiretin payını yoğunlaştırmaktan söz edilebilir. b- Ramazana mahsus olarak; -Daha çok Kur'an okuma, -Son on günde itikâf, -Teravih ve gecenin ihyası, -Daha fazla sadaka, -Aça ve yemek sorunu olana iftar vermeden söz edebiliriz. Bunun dışında özellikle birinci neslin farklılığı olarak zikredebileceğimiz bir ayrıntı yoktur.