Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm. Ben bir hadisi şerif hususunda soru soracaktım. Buhari’de geçen bir hadis okudum. ‘Her kim cuma günü gusül edip ilk saatte camiye giderse bir deve kesmiş ve komşularına tasadduk etmiş sevabı alır. İkinci saat giderse bir inek, üçüncü saat giderse boynuzlu bir koç, dördüncü saat giderse bir tavuk ve beşinci saat giderse bir yumurta tasadduk etmiş sevabı alır. "Benim sorum hocam, buradaki saatten kasıt camiye hiç cemaat gelmeden ilk gelen ikinci üçüncü gelen diye mi anlamalıyız yoksa bildiğimiz saat kavramındaki gibi cuma namazı için cuma günü gusül edip 5 saat önce camiye gidip oturmayı mı anlamalıyız ya da başka bir açıklaması var mı? Hocam bir diğer hadisi şerif ise "en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğreteninizdir." hadisi. Şimdi burada genel olarak insanlar kuran okumayı anlıyorlar ama zaten özelde Araplara genelde tüm İslam âlemine hitap ettiğini düşünürsek metnini okumayı mı kastediyor yoksa manasını içeriğini hayatta tatbik etmeyi öğrenmeyi ve öğretmeyi mi kastediyor? Cenabı Hakk çalışmalarınızda kolaylık ihsan etsin inşallah. Allah’a emanet olunuz.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bocalamanıza gerek yoktur, bir cinayet işlemediniz, her ikisi de vardır. Hangisini dinler veya okursanız namaza kalkın yeter. Tövbe etmeyi gerektirecek bir hata yoktur ortada.
Selamünaleyküm. Zikrettiğiniz bu sureler 'bu şekilde her Cuma okunur' diye bir kural koymak bid'attir. Her Cuma oturup, kolayınıza geldiği için ya da oraları bildiğiniz için o sureleri okuyup tefsirini öğrenmeniz, öğretmeniz ise cihat gibi bir ibadettir. Allah mübarek etsin.
Selamünaleyküm. Kur'an'dan iki türlü istifade edilir. Biri, sözünü ettiğiniz ilimlere vakıf âlimler düzeyindedir. Diğeri de sıradan insanların anlayacağı düzeydedir. Bu düzeyde herkes bir şeyler muhakkak anlar. Anlamaz diye bir şey yok. Ne var ki bu anlama, asıl anlaşılması gerekenin ölçülemeyecek kadar altında olur ama anlar şüphesiz.
Selamünaleyküm. İkinci seçenektekiler ve kurban kesemeyecek durumda olanlar için geçerlidir bu durum.
Selamünaleyküm. Bu mesele üzerinde henüz bir birlik ne yazık ki oluşturulamadı. Müslümanlar olarak böyle bir meselede ittifak edememiş olmamız elbette esef vericidir. Müslümanların bir Hilafet'inin olmayışının en tabii sonuçlarından birini görmüş oluyoruz. Gayet üzgünüz. Herkes yaşadığı bölgedeki uygulamaya uyabilir. Fitnenin çıkması, müminlerin birbirlerini incitmeleri daha ağır bir hata olur. Cuma namazı hakkındaki mesele ise şöyledir: Hadislerde bayram namazı kılınan bir gün cumaya rastladığı için Peygamber aleyhisselam efendimiz, Cuma namazı kılamayacaklara izin vermiştir. Bu da Cuma kılmaya yasak getirme değildir, sadece izin vermiştir. Mesele budur, gerisi yanlış anlaşılmış olmalıdır kılamama diye bir şey yoktur.
Selamünaleyküm.İkindi ezanı vakti girene kadar Cuma namazı normal olarak kılınabilir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun tekrar abdest almayacaksınız! Tekrar abdest almak yok!
Selamünaleyküm. Yasak olmamakla beraber nur kelimesinden isim üretilmesi uygun değildir.
Selamünaleyküm. O aileden kimse sizin babanız anneniz değildir, kendi anne babanızı bilin, söyleyin, onlarla ilgilenin. Nikâh meselesinde ise bilinmişliğinizi etkileyecek bir durum söz konusu ise yani o bilgi nedeniyle şahitler sizi tanımayacaklarsa bu bir sorundur. Böyle değilse nikâh açısından sorun yoktur.
Selamünaleyküm. Devleti veya firmayı zarara sokacak bir şey yapmadığınız sürece sakıncası yoktur.
Selamünaleyküm. Değerli kardeşim, fitne bu ümmetin en ağır düşmanıdır. Ashabı kiram bile fitne karşısında tam anlamıyla zorlandılar. Fitne, iyinin ve kötünün iç içe girdiği, iyinin kötüden ayrıt edilmesinin zorlaştığı ortam demektir. Allah’a niyazımız odur ki, bizi fitneye düşürmeden ruhumuzu alsın. Dikkat ederseniz, örneğini verdiğiniz durum sadece o örnekle sınırlı değildir. Filistin başta olmak üzere hemen her yerde benzerini görebilir ve kahrolabilirsiniz eseften. Yaşadığımız dönem, böyle bir imtihanı gerektirmiştir. Sabır ve sebatla yolumuza devam etmeye mecburuz. Burada bir noktayı iyi anlamamız gerekir: Biz, dinimiz her şeyin üstündedir, dinimiz için varız türünden iddialarda bulunuyoruz. Uygulamaya geldiğinde ne kadar bunu gerçekleştiriyoruz? Dikkat ederseniz, herkes bunu iddia ediyor ama iş pratiğe gelince onun meselesinin de din olduğunu, dolayısıyla bir taviz vermesinin gerekmediğini adeta o kazanırsa din kazanacak, kaybederse din kaybedecek demeye getirdiğini görürsünüz. Burada da afet başlıyor aslında. Ne kadar nefislerimizi hesaba çekebiliyoruz? Ne kadar biz dinimiz için varız da dinimiz bizim için var değildir, sorusunu değerlendirebiliyoruz? Böyle bir kaos ortamında kim konuşursa konuşsun, kimin menfaatine uygun düşüyorsa sözleri sadece onun tarafından rağbet bulacaktır. Böyle olmamalı idik, böyle emredilmedik biz. Ciddi bir şekilde DİNİMİZ HER ŞEYİN ÜSTÜNDEDİR VE BİZİM YAPTIĞIMIZ HER ŞEY MUHAKKAK DİN DEMEK DEĞİLDİR şuurunu yerleştirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde yüzme bilip dereye gelince her şeyi unutarak boğulma ile karşılaşacağız demektir. Sabrederek, sebat ederek, Kur'an ve Sünnet'e sarılarak geçirmemiz gereken bir dönemi yaşıyoruz. Bu kardeşinizin kanaati, Kur'an ve Sünnet ölçülerine sadakat açısından ipin ucunun bir nebze kaçtığı eklindedir. Seviye düşmüştür, menfaatlere göre şekillenmiştir. Her oturuş kalkışımızı cihat olarak isimlendirmenin hata olduğunu zannediyoruz. Allah yardımcımız olsun. Dua eder, duanızı bekleriz.
Selamünaleyküm. Bu noktadan sonra sabredeceksiniz, kalbinin yumuşamasını bekleyeceksiniz. Başka bir sıkıntınız yoksa bu nedenle boşamayın, sabredin.