Fetva Meclisi
Soru
Hocam peygamber efendimiz s.a.v bir hadis-i şerif inde şöyle buyurmuş.İkindi namazını terk eden kimsenin işlediği amelleri boşa gider. Misal veriyorum ben bugün yetim bir çocuk doyurdum ve ikindi namazını kılmadım bu amel boşa mı gider sevabı mı azalır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. İkindi veya başka bir farz namaz, elbette dindir. Amellerin boşa gitmesi gerekçesi de olabilir. Yalnız namazı terk etme çeşitleri arasında da bir fark vardır. Bir kere terk etmek olur sürekli terk etmek olur. Bir karışıklıkta terk etmek olur, umursamadığı için terk etmek olur. Bunları aynı tutmak doğru olmaz. Her birinin cezası da farklı olur şüphesiz. Namazı terk etmiş olmak, diğer ibadetleri boşuna yapmış olmayı da gerektirmez. Allah rızası kast edilerek ve fıkhına uygun yapılan bir ibadet ibadettir.
Aleykümselam. Bir namazın farz veya nafile olması, o namazı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bize emretmesi ile belli olur. Âlimler emretmedeki ifadelere bakarak o namazın bizi nasıl bağladığını açıklarlar. Mesela sabah namazının Sünnet olarak kılınan iki rekatı hakkındaki ifadeler oldukça yoğun olduğu için çok mühim bir nafile olarak kılınır. Aynı şekilde öğlenin farzından önce kılınan dört rekat da öyledir. İkindi ve yatsının farzından önce kılınan dört rekat hakkında ise böyle bir tekit yoktur. Sahih olmayan bazı hadislerde ikindiden önce dört rekat tavsiye edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ikindinin farzından önceki Sünnet namazını, sabahın farzından önceki Sünnet namazı gibi sürekli kılmamıştır. Bu nedenle ara sıra terk edilmesi hakkında konuşulmaktadır. Bu mesele ile alakalı olarak şunu tespit etmemiz gerekmektedir: Bizi ibadetlerden soğutmaya çalışan şeytanın oyunlarına dikkat etmeye mecburuz. İkindinin öncesindeki Sünnet namazı ara sıra terk etmenin de Sünnet olduğu şeklindeki bir sözü şeytan bize nasıl uygulatıyor, bunu iyi düşünelim.
Selamünaleyküm. Her rekatta iki secde yapılması farzdır. Bilerek biri yapılmazsa namaz bozulmuş olur. Unutulursa selamdan önce ilave bir secde ve ardından da sehiv secdesi yapılarak namaz tamamlanır. Tamamen unutulmuş ise namazın yeniden kılınması gerekmektedir.
Selamünaleyküm. Namazı inkâr edenin kâfir olduğunda bir şüphe yoktur. Tembellik veya benzer bir nedenle kılmayan ise kâfir olarak görülmemiştir. Cumhurun görüşü budur, uygulama da böyledir. Hadislerde geçen ifade ise 'kâfir gibi iş yapmaktadır' şeklinde anlaşılmıştır, anlaşılmalıdır da.
Selamünaleyküm. Bırak cahilleri ve cahilliği, mücahit yavrular büyütmeye çalış.
Yaptığımız salih işlerin/ibadetlerin kabul olup olmamasını belirleyen ana ölçü namaz değil İMANDIR. İmanında sorun olmayan biri hangi ameli yaparsa onun ecrini alır, yapmadığının da azabını hak eder. Doğru olan budur. Şöyle bir ayrıntı zikredebiliriz: Namaz, ağırlık itibariyle bütün ibadetlerden önce gelmektedir. Namaz kılınmıyor ise onun oluşturacağı boşluğu diğer ibadetler dolduramaz denirse buna itiraz edilmez. Neticede bütün bu hesapları Allah Teâlâ yapacaktır. Tek doğruyu da o bilir. Lütfü ile hepimizi salih amellere muvaffak kılsın. Âmin.
amel konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ elinizi, ayağınızı, gözünüz ve dilinizi kaydırmasın. Sizi muhafaza etsin. Nerede olduğunuzdan önce sizin ne olduğunuza bakın. İmanınız ve mü'min kimliğiniz sizinle iken siz Roma kralına danışman bile olabilirsiniz. Oradan da Ashab-ı Kehf gibi cennete gidebilirsiniz. Mekke’de cehenneme gittiği kesin olanlarla doludur. Bunu unutmayınız; nerede önemli ama sen orada nasılsın daha önemlidir. Mesleğine ait dinin hükümlerini temel ilkeleri itibariyle bil. Ana sakıncalı işleri öğren. İlmihal bilgisi denen bilgiyi özümsemiş ol. Mü'min kardeşlerinle bağını güçlü tutmalısın. Bulunduğun konum seni hayattan da hayata yön veren akidende seninle beraber olanlarla beraberliğini güçlü tutacaksın. Şeytanı yüksek bir kayanın üstünde elinde kazma ile bekleme. O, en ince ayrıntılarla ve ummadığın ayrıntılarla karşına çıkacaksın. Ona göre tedbirli ol. İbadetleri ihmal etme. Namaz her yerde ve en önceki sensin. Kur'an okuyacaksın. O, günlük şarjın gibi olsun. Tarikatlardan birine girme belki ama zikrin olsun. Tesbihi tanı. Ailen mübarek bir aile olmalıdır. Eşin sensin sen de eşinsin. Unutma, duan kadar melek vardır yanında!
Hayatı mü'mince yaşama emelimiz, hayat boyu sürecek mücadelemizin adıdır. Bir aya veya bir yıla sıkıştırılmış dindarlık eğitimi bir tür tuzak olabilir. Böyle düşünmeyin; bunun yerine beş vakit namazın bir güne yayılmış haline ‘namaz kılma görevimiz’ dediğiniz gibi, Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarını hayatınıza yerleştirme görevinin bütününe de dini yaşama adını verin. Bir gün heyecanlı, ertesi gün sönük geçen dindarlığınızı da nabzınızın atışı gibi algılamaya çalışın. Size özellikle şu ilkelerden yol almanızı tavsiye ederiz: A- İmanınızı korumayı esas göreviniz bilin. Ölün dirilin, tekrar ölün dirilin ama imanınızı zedelemeyin, zedeleyebilecek ortam ve davranışlardan uzak durun. B- Allah’ın haramları olarak bildiğiniz şeylerden uzak kalmayı, Mü'min olarak kalmanın temel şartlarından biri diye bilin, tatbik edin. Haram ve siz bir araya gelmez ilkesi ile yaşamı gaye edinin. C- Allah’ın farzları olarak önünüzde duran hususlardan taviz vermeyin. Eksik kalan her farz sizin için yapınızdaki eksik tuğla niteliğinde olsun, D- Sosyal kimliğinizi iyi doldurun. Başta ebeveyniniz olmak üzere insanların üzerinizde hakkı kalmasın. E- İşsiz olmayın. Emekliliği değil, YAŞADIKÇA ÇALIŞIYOR OLMAYI ilke ve gaye edinin. F- Eşinizle bir İSLAM MEDENİYETİ kurmayı arzulayın. Bunun için aileniz olsun. Bunun için bütçeniz olsun. Bunun için yaşayın. En azından evinizi bunun için canlı tutun. G- Dua başta olmak üzere, zikir ve benzeri faaliyetleriniz sizi canlı tutacaktır bunu unutmayın. Sabırlı olun, Allah’a tevekkülünüz tam olsun. Allah’a emanet olun.
O sese kulak verme. Vesveseye sevk eder seni. Şeriat’ımıza uygun olarak yaptığın bir amel için sıkıntı çekme. Şeytan bizi hiçbir iş yapmadan oturan mü'min yapmak ister. Onu beceremezse yaptığına takılıp kalan biri yapmak ister. İkisi de tehlikelidir. İhlaslı ve Şeriat’a uygun yap, Rabbine kavuşuncaya kadar da yürü.
Sevgili kardeşim, keşke babanla böyle bir konuyu tartışmasa idin. Hiçbir saç şekli babanın rızasından değerli olamaz. Dediğin gibi sünnet olsa bile saç uzatmak, babanın gönlünü alman farzdır. Cevabımız sana ne olursa olsun bu tartışmayı bitir ve babanın ellerini öp. Peygamber aleyhisselam efendimizin saçlarını omuzlarına kadar uzattığı bilgisi doğrudur. Ama saç uzatmak öğlen namazının sünnetini kılıp ecir kazanmak gibi bir sünnet değildir. Peygamber aleyhisselam: • Saçlarını uzattı. Bazı durumlarda saçı kulak yumuşaklarına kadar uzar, omuzlarına doğru sarkardı. Genel manzarası böyle idi. • Ne uzatana ne kısaltana sevap vaat etmedi. • Saçı olanın saçına bakım yapmasını, dağınık tutmamasını emretti. • Hac ibadeti esnasında saçı ustura ile kesmeyi ise teşvik buyurdu, sevap vaat etti. Bu durum, o günün örfü açısından da bakılması gereken bir durumdur. Hicri 463 yılında vefat eden büyük âlim İbnu Abdilberr, et-Temhid isimli eserinde (İmam Malik’in el-Muvatta’ isimli eserinin şerhidir) bu saç konusunu izah ederken çok güzel bir tespit yapmış. Hem konumuz olan saçı hem mü'min için hayatı anlama ölçülerinden birini izah ediyor. Allah ona rahmet etsin. Senin için onun sözlerini buraya nakledeyim, sen de kendine, ona göre çeki düzen ver. Diyor ki: “Bizim zamanımızda askerlerden başka saç uzatan kalmadı. Onların da uzun ve topuzlu saçları var. Salih kimseler ve ilim adamları ise uzun saçı terk ettiler. Saç askerlerin simgesi durumunda kaldı. Saçı topuz yapmak bugün sefihlerin (düşük tabakanın) işi oldu. “Bir gruba benzeyen onlardandır” denmiştir bize. (…) Sana, bu yeter. Salihlere her durumda uymak gerekir. Saçı uzatmak veya kesmek kıyamet günü bir işe yaramayacak. O gün niyetler ve ameller karşılık bulacak. “Nice saçı tıraşlı, saçı uzundan hayırlı olacak. Ve nice saçı uzun da salih biri olarak dirilecek.”
Bir etki oranından söz edilebilir ama rüyaları amellerle veya sonuçlarla direk bağlantılı duruma getirmek mümkün değildir, doğru da değildir. Peygamberlerin dışında kimsenin rüyası gün ışığı gibi değildir.
Allah Teâlâ eşinize rahmeti ile muamelede bulunsun, onu şehitlerden kılsın. a. Öncelikli olarak eşinizin şehit olarak kabul buyurulması için dua etmeyi unutmayın. Bize göre olması yeterli değildir, Allah neyi nasıl görürse son durum odur. Allah Teâlâ hakiki şehadeti ona da bize de nasip etsin. b. Şehitlerin şefaat edecekleri bilgisi kesin bilgidir. Yalnız bu şefaat onu hak edenler için ve Allah’ın izni ile olacaktır. c. Mü'min, birinin şefaatinden önce salih amellerine güvenmelidir. Allah’ın rızasını kazanacak salih ameller yapmayı önemseyiniz. Şehidin şefaati olursa o da nur üstüne nur olur. d. Allah’ın razı olduğu kullarından olarak ölür de cennete girilirse eşler orada buluşacaklardır biiznillah. Bu beklentiniz basit bir hayal değildir. Allah Teâlâ sizi muradınıza kavuştursun.