Fetva Meclisi
Soru
Eşim şehit oldu. Ben onu o beni çok severdi. Ben cennette de onun eşi olmak istiyorum. Onun bana şefaat etmesi mümkün müdür?
Cevap
Benzer fetvalar
Evvela, karnınızdaki bebeğe bile sirayet edecek bir gerginlik yaşıyorsunuz; buna göre düşünün. Doğuracağınız bebek, sizin bugünkü gerginliğinizden etkilenmiş olacak. Önce onu düşünün. İkinci olarak, siz de eşiniz de bir imtihan üzerindesiniz. Allah size, cennetin kapısını araladı siz o kapıdan girmiyorsunuz. Durumunuzun anlamı budur. Evet, o veya siz, biriniz doğru diğeri yanlış yapıyor. Neden siz, sabrederek Nuh'un, Eyyüb'ün tarafına geçmiyorsunuz? İkiniz de yaptıklarınıza sonradan üzüleceksiniz. Kim erken aklını toplarsa o daha az üzülecek. Şeytan sizi, mutluluğunuzdan uzak tutmak istiyor. Böylece Rabbinizden de uzak kalmış olacaksınız. Siz, olgunluğunuzda sebat ederek eşinizi de hizaya getirebilirsiniz. Siz iki can taşıyorsunuz. Size muhatap olanların bunu bilmesi gerekirdi. Ama sizin de iki kişilik sabır kontenjanı kullanmanız gerektiğini bilmelisiniz. Evlilik büyük bir cihattır. Aman kıymetini bilin. Sabredin. Bunalınca LAHAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAH demeye çalışın. Çokça dua edin. Sabredin kazanın. Allah yardımcınız olsun.
Değerli kardeşim, sakın ahirete ait bilgileri bu dünya bilgileri ile değerlendirmeye kalkmayınız. Orası cennet, burası dünyadır. İsimlerin benziyor olması pratiğin de benziyor olacağını göstermez. Biz burada “üzüm” diyoruz ama cennetteki üzümün sadece adı dünyadakine benzer. Ahirete ait ne biliyorsanız bu kural dâhilinde bilin onu. Orada zulüm ve haksızlık yoktur. Ne varsa o mahza adalettir, rahmettir. Cennete girmek için mü'min olarak ölmek şarttır. Ancak mü'min olarak ölebilenler cennete girecek ve orada buluşacaklar. Buna eşler de dâhildir. Eşlerden birinin mü'min olarak ölmemesi durumunda eşi cennette olduğu için onun da cennete girmesi mümkün değildir. Cennet varlık olarak bir tanedir ama kendi içinde mü'minlerin birikimlerine göre farklı cennetler olacaktır. En yükseği FİRDEVS cenneti olan pek çok cennet vardır. Mü'minlerin dünyadaki birikimleri orada bir kere SÜBHANELLAH demeyi fazla yapan biri için bile olsa karşılığını bulacaktır. Bunun için de aynı cennetin içinde olsalar bile bu üstünlük farkı yaşanacaktır. Eşler için de geçerli bir kuraldır bu. İkisi de mü'min olarak ölse bile birinin sevap fazlası daha çok ise onun karşılığını derece olarak orada görecektir. Cennetteki dereceleri farklı olsa bile Allah Teâlâ eşleri ve çocuklarını cennetlerden birinde bir araya getirebilir. Bu onun kullarına lütfu olur. Hak ettikleri cennet ve dereceler farklı olur ama bir araya gelebilirler. Böyle bir durum dünya hayatında bile mümkün iken cennette neden olmasın?
Aleykümselam. Kadere iman, mü'minin en büyük silahlarından biridir. Yavrunuzu kaybettiniz ama Rabbinizi kaybedemezsiniz. En fazla bir asır beraber olacaktınız diyelim, ebedi cennetlerde buluşacaksınız inşaallah. Bırakın gitsin yavrunuz sizi orada beklesin. Sizden önce cennette: 'Annemi isterim' diyen bir şefaatçiniz olması güzel değil mi? Elbette ölüm acı. Hele bebeğin ölümü pek acı. Ya cennetin bedeli? Sabredin. Yaşadığınız gelgitler şüphesiz ezicidir ama iman açısından bir itirazınız olmadığı sürece sorun yoktur. Merak etmeyin. İsterseniz Suriye'deki anneleri de düşünün biraz! Allah size de eşinize de sabırlar versin. Sizi, eşinizi ve yavrunuzu cennette buluştursun.
Şunu bilesiniz: Siz yaratılmadan önce kaderiniz yazıldı. Eğer Allah size eş yazmadı ise kâinatta bir eş bulmanız mümkün değildir. Eğer Allah size bir eş yazdı ise dağlar birleşir ve siz o eşe kavuşursunuz. Şeytan sizi gereksiz yere yıpratıyor. Ne çevrenize bakın ne de içiniz sizi kemirsin. Rabbinize yönelin. İbadet yapın, çok Kur'an okuyun. Göreceksiniz, Rabbinizin sizi sizden çok daha iyi düşündüğünü anlayacaksınız. Yaşınız henüz çocuk denebilecek bir yaştır. Nereden ürettiniz bu düşünceleri. İnsanların ne dediğine bakmayın kızım. Bir başka husus da bu düşünceleri derinleştirirseniz bu sefer şeytan size haram olan işleri mubah gibi göstermeye yeltenir ve sizi iki yönden helak eder maazallah. Çok dikkatli olun, basiretli davranın. Allah yardımcınız olsun.
Evet, böyle bir sorun var ve bu sorun sizin tasvirinizden de öteye bir felakete doğru hızla ilerlemektedir. Bunu ne kadar düzeltebiliriz bilemem ama bu felakette sadece erkeklerin fıtratı üzerinden düşünüp bir çözüm üretemeyeceğimizi zannediyorum. Doğrudur, erkekler arayan ve kovalayan pozisyonundadır ama kadınlar bu cinayetin en azından yarısının sorumluları değil midir? Herkese göre farklı bir cevap verilebilir. Asıl olan Rabbimizin bizi nasıl değerlendireceği olmalıdır. Size şunu tavsiye ederim: Eşiniz üzerinden kendinizi yıpratarak onu da yanlışa sevk edebileceğiniz düşüncelerden uzak durun. Olsa ne yapabilirsiniz ki denecek şeyleri olmamış iken neden irdeliyorsunuz? Bile bile aklına getirmekten başka bir yorumu yoktur bunun. Dua edin. Kendiniz ve eşiniz için dua edin. İyi bir eş olmaya bakın. Bu “iyi bir eş” ifadesini bazı hanım kardeşlerimiz sürekli ikaz eden bir hanım olarak anlıyorlar. Bazıları da sadece kıyafetini ütülü bulundurur ve ağır parfümler kullanırsa iyi bir eş olabileceğini zannediyor. Kesinlikle yanlış tutumlardır bunlar: İyi bir eş, her şeyden önce tatlı dilli, sabırlı olmaktır. Tenkidi ve istekleri bitmeyen bir eş kadın olsun erkek olsun iten bir eştir. İten eş de hayırlı değildir. Kılık kıyafetten konuşma tarzına kadar her şeye dikkat eden bir eş değerlidir. Bu bela asrın belalarından biridir. Belli ki sınavımız da bu olacaktır. Allah Teâlâ hepimizin yardımcısı olsun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Şehit olmanın en güzel yolu, ŞEHİT MANTIKLI OLARAK YAŞAMAKTIR. Yaşarken şehit mü'min mantıklı olarak yaşarsan Allah Teâlâ sana, şehit olmayı nasip etmese bile şehit sevabıyla ölürsün. Yaşarken dünyevi meşgalelerle yaşayıp şehit ölümüyle ölmek biraz ham hayal gibidir. Güzel kardeşim, Dinimiz macera dini değildir. Maceracıların da dini değildir. Evet, senin duyguların temiz ve temennin güzeldir ama birinci vazifen şehit olmaktan çok iyi bir mü'min gibi yaşamaktır. Önceliğin bu olsun, çalışman böyle olsun. Allah’a emanet ol.
amel konusundaki diğer fetvalar
Sevgili kardeşim, keşke babanla böyle bir konuyu tartışmasa idin. Hiçbir saç şekli babanın rızasından değerli olamaz. Dediğin gibi sünnet olsa bile saç uzatmak, babanın gönlünü alman farzdır. Cevabımız sana ne olursa olsun bu tartışmayı bitir ve babanın ellerini öp. Peygamber aleyhisselam efendimizin saçlarını omuzlarına kadar uzattığı bilgisi doğrudur. Ama saç uzatmak öğlen namazının sünnetini kılıp ecir kazanmak gibi bir sünnet değildir. Peygamber aleyhisselam: • Saçlarını uzattı. Bazı durumlarda saçı kulak yumuşaklarına kadar uzar, omuzlarına doğru sarkardı. Genel manzarası böyle idi. • Ne uzatana ne kısaltana sevap vaat etmedi. • Saçı olanın saçına bakım yapmasını, dağınık tutmamasını emretti. • Hac ibadeti esnasında saçı ustura ile kesmeyi ise teşvik buyurdu, sevap vaat etti. Bu durum, o günün örfü açısından da bakılması gereken bir durumdur. Hicri 463 yılında vefat eden büyük âlim İbnu Abdilberr, et-Temhid isimli eserinde (İmam Malik’in el-Muvatta’ isimli eserinin şerhidir) bu saç konusunu izah ederken çok güzel bir tespit yapmış. Hem konumuz olan saçı hem mü'min için hayatı anlama ölçülerinden birini izah ediyor. Allah ona rahmet etsin. Senin için onun sözlerini buraya nakledeyim, sen de kendine, ona göre çeki düzen ver. Diyor ki: “Bizim zamanımızda askerlerden başka saç uzatan kalmadı. Onların da uzun ve topuzlu saçları var. Salih kimseler ve ilim adamları ise uzun saçı terk ettiler. Saç askerlerin simgesi durumunda kaldı. Saçı topuz yapmak bugün sefihlerin (düşük tabakanın) işi oldu. “Bir gruba benzeyen onlardandır” denmiştir bize. (…) Sana, bu yeter. Salihlere her durumda uymak gerekir. Saçı uzatmak veya kesmek kıyamet günü bir işe yaramayacak. O gün niyetler ve ameller karşılık bulacak. “Nice saçı tıraşlı, saçı uzundan hayırlı olacak. Ve nice saçı uzun da salih biri olarak dirilecek.”
Yaptığımız salih işlerin/ibadetlerin kabul olup olmamasını belirleyen ana ölçü namaz değil İMANDIR. İmanında sorun olmayan biri hangi ameli yaparsa onun ecrini alır, yapmadığının da azabını hak eder. Doğru olan budur. Şöyle bir ayrıntı zikredebiliriz: Namaz, ağırlık itibariyle bütün ibadetlerden önce gelmektedir. Namaz kılınmıyor ise onun oluşturacağı boşluğu diğer ibadetler dolduramaz denirse buna itiraz edilmez. Neticede bütün bu hesapları Allah Teâlâ yapacaktır. Tek doğruyu da o bilir. Lütfü ile hepimizi salih amellere muvaffak kılsın. Âmin.
Bacı, bunun yardımı senin kendindendir: • İradene sahip olacaksın. • Vaktini boşa geçirmeyeceksin, dolu dolu bir Müslüman olmalısın. • Arkadaş çevrene dikkat edeceksin, arkadaşlarının kimliğinin ortalaması sensin. • Sabrı unutmayacaksın. • Cehennemi aklından çıkarmayacaksın. • Tevbe etmeyi bileceksin ve ertelemeyeceksin. • Çokça zikir yapacaksın. • Kur'an okumanı arttıracaksın. Böylece ciddi olduğunu melekler görecek ve sana destek olacaklar. Allah yardımcın olsun.
Dinimizi kendilerinden aldığımız Ashab-ı Kiramdan, dinimizin ayrıntılarını öğrendiğimiz fukahadan böyle bir şey bilmiyorum.
Selamünaleyküm. Hayır, o amel boşa gitmez ama ikindi namazını terk etmekle ortayı çıkan vebali o senin hayrın kapatmayabilir. Böylece sen çok şey kaybetmiş olursun. Çünkü ikin namazı en büyük farzlardan biridir. Yetim doyurmak veya başka bir ikindi gibi farz olmayan bir hayır iş, onun dengi değildir. Artı/eksi toplamak için bu dünyada var olduğumuzu düşünürseniz ne demek istendiği anlaşılır. Böyle anlayabilirsin.
Allah Teâlâ elinizi, ayağınızı, gözünüz ve dilinizi kaydırmasın. Sizi muhafaza etsin. Nerede olduğunuzdan önce sizin ne olduğunuza bakın. İmanınız ve mü'min kimliğiniz sizinle iken siz Roma kralına danışman bile olabilirsiniz. Oradan da Ashab-ı Kehf gibi cennete gidebilirsiniz. Mekke’de cehenneme gittiği kesin olanlarla doludur. Bunu unutmayınız; nerede önemli ama sen orada nasılsın daha önemlidir. Mesleğine ait dinin hükümlerini temel ilkeleri itibariyle bil. Ana sakıncalı işleri öğren. İlmihal bilgisi denen bilgiyi özümsemiş ol. Mü'min kardeşlerinle bağını güçlü tutmalısın. Bulunduğun konum seni hayattan da hayata yön veren akidende seninle beraber olanlarla beraberliğini güçlü tutacaksın. Şeytanı yüksek bir kayanın üstünde elinde kazma ile bekleme. O, en ince ayrıntılarla ve ummadığın ayrıntılarla karşına çıkacaksın. Ona göre tedbirli ol. İbadetleri ihmal etme. Namaz her yerde ve en önceki sensin. Kur'an okuyacaksın. O, günlük şarjın gibi olsun. Tarikatlardan birine girme belki ama zikrin olsun. Tesbihi tanı. Ailen mübarek bir aile olmalıdır. Eşin sensin sen de eşinsin. Unutma, duan kadar melek vardır yanında!