Fetva Meclisi
Soru
Hocam “İlmi Ledûn” nedir? İlmi Ledûn’e sahip olabilmek için ne yapmamız gerekir? Bizlere neler önerirsiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Peygamberler dâhil, hiç kimsenin bilgisi son bilgi değildir. 'Son bilgi, hakikatin ta kendisi olan bilgi' Allah Teâlâ'nın bilgisidir. - Musa aleyhisselam bilinen bir isimdir. Hızır olarak adlandırdığımız isim ise bizce kimliği ve durumu meçhul bir kuldur. Bilinenle bilinmeyen arasındaki bağlantı hakkında sadece Peygamber aleyhisselamdan gelen bilgilere itimat edebiliriz. Bu hususta da yeterli bilgi elimizde yoktur. Tahminler ve zanlarla dine etki edecek bir bilginin peşinde koşamayız. - Bizim için bağlayıcı bilgi kitaplara yazılan Kur'an, hadis ve onlardan zahiri yollarla içtihat edilerek alınan bilgilerdir. Daha ötesine gitmenin anlamı yoktur.
Şunu kesin bir kural olarak biliniz: Peygamberler dışında masum/günah işlemez kimse yoktur, olamaz. Bu kurala âlimler, şeyhler bütün mü'minler dahildir. Âlim de insandır. Âlim de bu hayatın içinde yaşamaktadır. Âlim ile cahil arasındaki fark, âlimin dinin hakikatini daha iyi biliyor olmasındadır. Elbette âlim, bu bilginin farkı olarak hesabı daha ağır durumdadır ama neticede o da nefis taşımaktadır, o da şeytana muhataptır. Âlimi de cennet veya cehennem akıbetine doğru yürüyen bir kul görmek gerekiyor. İlminin derinliği kadar imtihanı da ağır olacaktır. Bir başka sorun da bizim gibilerin dışarıdan bakarak her bilgi sahibini ‘âlim’ yerine koyuyor olmamızdır. Esasen âlimler de kendi içinde sınıflandırılmalıdırlar. Dünyalık alanda uzmanlaşmış ama ahiret hayatını yok gibi tutmuş birine âlim diyor olabiliriz. Şeriat bilgisine sahip ama takvadan nasipsiz biri de bize göre âlim sayılabilir. Dünyalık menfaatler önünde büzülen birinin bilgisine biz ilim deriz ama onun Allah katında bir değeri olmadığını unuturuz. Bütün bunların ötesinde âlim, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dinine vekil olmuş insandır. Dünyalığa tenezzül etmeyen, konuştuklarının adamı, ahiret korkusu ile yaşayan kimse âlim odur. Bizim gibi dışarıdan bakanların hangisi daha iyi âlimdir sorusuna cevap bulması elbette zordur. Âlimlerin kendi içinde bir imtihanı olacağı gibi bizim de ‘hangisi âlim?’ sorusuna cevapta samimi olma imtihanımız olacaktır. Bizim dilimizi konuştuğu, yöremizden olduğu, bizim siyasi idrakimize yakın olduğu, ekonomik menfaatimize zarar vermediği gibi sebeplerle yanında durduğumuz âlim başka, ondan öğrendiğimiz her şeyin bizi biraz daha Allah’a yaklaştığı âlim arayışımız başkadır. Özet olarak diyebiliriz ki, Müslümanlar olarak bizim imtihanlarımızdan biri de âlimlerle imtihanımızdır. Varlıkları bir imtihan, yoklukları başka bir imtihan olarak onlar bizimle biz onlarla imtihan durumundayız.
Güzel, Kur'an iman ettiğimiz kitaptır konusunda tartışma yoksa o zaman Kur'an’a bakalım. Kur'an’ımız bize “bilmediklerinizi bilenlere sorun” (Nahl, 43) buyuruyor. Ya her şeyi bildiğimizi iddia edeceğiz ya da Kur'an ve incelikleri konusunda bir ilim alt yapısı gerekmez, dergiye bakılır gibi bakılarak anlaşılır diyeceğiz. Öyle bir bilim var mı bu dünyada? Keşke her mü'min Kur'an’dan bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede bilgi sahibi olsa! Ama bu mümkün olmadı olmaz da. İlim ağırdır ve uzmanlık ister. Bu iddianın söylenişi güzeldir ama gerçeklikte yeri yoktur. Elbette maksat gerçekten bilmek ve amel etmek ise. Oynamak ve oyalanmak isteyen için her yer dümdüz zaten, maazallah.
Aleykümselam. Herkesin âlim olmasını beklemek cahillikten başka bir şey değildir. Herkes, yaratıldığı alanı doldurmalıdır. Fıkıh için yaratılan da fıkhın hakkını versin. Fizik için yaratılan da fiziğin içini doldursun. Şu kadar ki bir ilim, diğerinin alternatifi görülmemelidir. Bizim açımızdan ilimler olmaz sadece ilim olur. Fıkıh ve fizik bizim ilmimizdir. Matematik ile tefsir birbirinin yabancıları veya rakipleri değildir. Böyle bir kavga zaten yoktur. Bunu varmış gibi gösterenler bu ümmetin düşmanları ya da bu ümmetin âlimi olmayı hak etmeden âlim gibi görünenlerdir.
İlham vardır ama hüccet değildir. Yani ilham birine gelebilir fakat böyle bir bilgi dini bir hüküm oluşturmaz. İlim Kur’an olur, Sünnet olur, kıyas olur, icma olur. Asla 'ilmiledun' olmaz. Kur'an gibi Kur'an demeye benzer bu, eğer vardır dersek. İlmiledun ile kastımız, bazı insanların kalplerine doğan tuluat ise ona olabilir deriz ama bu, onların efkârını genişletmenin ötesinde bir din hükmü niteliği taşımaz.
Dinimize ait hususları sorup öğrenmek Allah’ın emridir. Kimse böyle bir emri kaldıramaz, yok sayamaz. Âlim de sorar cahil de. Sormak bir ilim vasıtası ise ilme muhtaç olan bir Müslüman neden sormasın. Yalnız şöyle bir durum dikkatimizden kaçmamalıdır: Müslüman’ın dinine ait meseleleri, magazin konuları gibi göreceği anlayış kesinlikle kabul edilemez bir anlayıştır. Öğrenmek ve amel etmek gayemiz olmalıdır. Bu gayenin kaybolması veya sulandırılması denebilecek tavırları bir ibadete karşı tavır olarak görmemiz gerekir. Âlimlerin uyardığı nokta bu noktadır. Soru sormayı menetmek diye bir durum yoktur, olamaz da. Sorulması anlamsız ve gereksiz soru örnekleri olarak şunları sayabiliriz: 1. Dinin emretmediği, varsayımlar üzerine kurulu, ekonomik ve sosyal değeri olmayan, Müslüman’ın işini düzeltmeyecek farazi meseleler, 2. Gayba ait olan yani Allah’tan başkasının bilmeyeceğine inandığımız ve hakkında ayet hadis olmayan konular, Bilmece türü meseleler, 3. Soranın ve cevaplayanın, onlara alaka gösterenin şüphesini oluşturabilecek konular, 4. İbadetlerin, emir ve yasakların gerekçesini irdeleyen, merak gidermenin ötesine gitmeyecek sorular, 5. Soru ve cevabı üzerinden bilgiçlik taslama, üstün gelme hazzını tatmin etme soruları, 6. Kur'an ve Sünnet’i irdeleyen, onlarda vesvese ve şüphe oluşturabilecek, alay ve eğlence meyilli sorular, 7. Selefi salihinin ağırlığını zedeleyebilecek sorular sorulmamalıdır.
dua konusundaki diğer fetvalar
Allah’a iman etmeyen kâfirler de Allah’ın kullarıdırlar. Dualarının kıyamet açısından hiçbir faydası yoktur. Dünyalık işlerde ise onlar da dua etseler Allah onların dualarını kabul eder. Cumhur ulemanın kanaati bu şekildedir.
Fatiha Suresinin Kur'an’ımızın en büyük ve mübarek suresi olduğu sabittir. Fatiha Suresinin büyüklüğü, sevabı ile alakalı hiçbir tereddüdümüz yoktur, olamaz da. Tek kelimesinin hatta harfinin bile sevap, bereket olarak bize döneceğini de bilmemiz gerekir. Buna rağmen Fatiha Suresinin bu tür toplantılarda veya mekânlarda okunmasına yönelik bir emir de yoktur. İnsanların genelde en iyi bildikleri bir sure olduğu için Kur'an okunmak istenen yerde “herkes bir Fatiha okusun” anlamındaki talepler kulağımıza gelir. Bunda bir sakınca da olmaz. Yalnız “okunmazsa olmaz” nitelikli bir mekân ve ortam varmış gibi algı oluşturulması da dini hükümlerden biri ile teyit edilemez. Namazda okunması nasıl bir hüküm ise onun dışındaki mesela bir toplantının akabinde okunması dinin emridir denemez.
Yatmadan önce okunacak duaları, zikir ve sureleri tavsiye eden hadisler “yatağına girdiğinde” şeklinde ifade ile bize ulaşmıştır. Dolayısıyla yatağa girildiğinde okunması evla olandır. Sesli okunması da gerekmemektedir. Kıyafet olarak da müstehcen denecek açıklık olmadıkça okumanın sakıncası olmaz.
Hem “hayırlı bir evlilik” istiyorsunuz hem şu anda evli olmamaya takılıyorsunuz. Bu bir çelişki değil mi? Hayırlı olan sizin için evlenmemiş olmak ise kabul etmeyecek misiniz? Evet, evlenmek istemeniz tabii bir arzudur, muhakkak evlenin de. Allah Teâlâ sizin için ne yazdı ise onu bulursunuz, hiç merak etmeyin. Nice evli hanımlar, evlendikten iki gün sonra keşke ömürlerinin sonuna kadar evlenmemiş olsalardı diye ahlanıyorlar, onları görmüyor musunuz? Acele etmeyin, kendi kuyunuzu kazar gibi tavır içinde olmayın. Belaya dönüşen bir evlilikten ise bekâr yaşayıp gitmek daha hayırlıdır. Bir de böyle düşünün. İbadetlerinizi yapın, kendinizi boşlukta bırakmayın, bir kabiliyetinizi öne çıkararak kendinize yoğunluk üretin. Sılayırahime önem verin. Ve sabredin. Size yazılan sizi bulacaktır. Yazılmayan ise gelmez, boşuna uğraşmanız gerekmez. Allah yardımcınız olsun.
Salavatlardan sonra ve selam vermeden önce okunur ama selamdan sonra da okunsa dua olarak mübarektir.
Hac bir ibadettir. İbadetler birbirimizin rızası, mutluluğu gibi gerekçelere dayandırılmaz. Eşinizi değil Allah'ın rızasını gaye edinin. Allah'tan size hac yolunu açmasını temenni edin. Bunun için dua edin. Gereksiz bir tavır koymuşsunuz. Eşinize dua edin, onun da size dua etmesini isteyin.