Fetva Meclisi
Soru
Ben bir müslüman olarak dinimi sizinle daha iyi anlamaya başladım. Çevrem de iyi bir insan olduğunu düşündüğüm ama maalesef inançsız olan abim, eğer Allah seni Yahudi yaratsaydı eminim çok koyu, dindar bir Yahudi olurdun, dedi. Ben de, Allah’ı ve doğru yolu bulurdum, dedim. Ya Budist olsaydın nereden bulacaktın, dedi, tatmin edici bir cevap veremediğim için hem utandım hem de dinimi iyi lanse edemiyorum fikrine kapıldım, ilmim yetmiyor çünkü. Bu soru size gelmiş olsaydı nasıl cevap verirdiniz? Gerçekten Müslümanlığı bulma şansımız yüzde kaç idi? Peki ya tam da bu gün Yahudi doğan bebekler baştan yenik mi başlıyorlar?
Cevap
Benzer fetvalar
Alakanıza teşekkür ederim. Bir kere daha tekrara gerek yok zannederim, biz bu sitede ilmi bir çalışma yapmıyoruz. Doğru bildiğimizi HALK KÜLTÜRÜ DÜZEYİNDE mü’min kardeşlerimize taşıyoruz. Şunu bilmelisiniz: Verilen kaynağı anlayacak düzeyde olan birinin bu sitede verilecek bir bilgiye zaten ihtiyacı yoktur. Kaynak inceleme imkânı olmayan için ise o kaynaklandırma sadece yer ve zaman israfı niteliğindedir. O kardeşlerimiz, bu siteden bilgi edinmek mecburiyetinde değildirler. Zaten ilmi manada bir site de değildir. Herkes kendine uygun olanı bulmalıdır. Bu siteden dini için istifade edenlerin düzeyi budur, biz onların duasını alıyoruz. Kendimize bunu vazife bildik. Bir diğer kardeşimiz de o kardeşlerimizin ihtiyacı olanı hazırlar, böylece de herkes vazifesini yapmış olur. Allah yardımcımız olsun, duanızı beklerim.
Aleykümselâm. Güzel kardeşim, samimi ifadeleriniz için teşekkür eder, duanızı beklerim. Siz de takdir ettiğiniz gibi bizim takip ettiğimiz konular sizin beklentinizin dışındaki konulardır. Size özellikle şunu tavsiye ederim: Bugüne kadar o tür insanları ikna edebilmiş biri vardır veya yoktur denecek kadar azdır. Kendinizi yormayın o tür meselelerle. Biz imanımızı korumaya, çevremize etki etmeye, iyi örnek olmaya gayret ederiz, hidayet Allah'tandır. Sabredin ve kazanın. Allah'a emanet olun.
Hayır, maddi tarafımızın bizi zorlaması insan olarak yaratılışımızda var olan bir sorundur. Biz bu yönümüze ezilmeden imanla yaşayıp ölmek yani manevi tarafımızı güçlü tutmak için çabalarız. İnsan kadar eski bir sorunu söz ediyoruz. Ya da insanın var olduğundan beri sınavı olan bir şeyi söz ediyoruz. Bu yaşadığımız çağ ise zaten var olan sınavımıza hız kattı. Bilhassa batı kültürü maddeyi her şey gören anlayışı ayağa kaldırdı ve dik tutuyor. İnsanlar da imanları oranında bu mücadelede kazanıyor veya kaybediyorlar. Çılgınca tüketen toplum görüntüsü bunun sonucudur. Enerjiyi, gıdayı hatta insanı, her şeyi tüketen, tükettikçe mutlu olan toplum ahireti unutan, hayatı sadece maddi değerler üzerinden ölçüp yaşayabilen yönümüzü temsil etmektedir. Bunun sonucu olarak insan asıl yaratılış gayesini ve insan olduğunu unuttu. İyi bir inceleme yapıldığında ardı ardına gelen savaşlar da bu anlayışın sonucudur. İnsan hastalığın, geçim sıkıntısının, yaşlanıp ölmeinin olmadığı bir hayat istemektedir. Bütün yatırımlarını da bu eksende yürütmektedir. Müslümanlar olarak biz bu kayma ve erimenin muafları değiliz. Bizde de belli bir erime ve çökme ne yazık ki oluyor. Belki kökten bir çözümden söz edilemez ama bireysel kurtuluş yani maddenin cazibesi altında erimeden Müslümanca yaşamanın gerçekleşmesi için şunlara dikkat edilebilir: Dünya gerçeğini, onu yaratanın anlattığı gibi anlamaya çalışmak, faniliğini kabul etmek, İnsanın aciz ve ölüme mahkum bir varlık olduğunu bilerek yaşamak, Hayatı iyi bir denge üzerinden yaşamak yani dünyadan da nasibini unutmadan ahiret için çalışmak, İnsan gerçeğini, insandan oluşan toplumun ilk nesillerden beri böyle olduğunu, dünya ve dünyalık cazibesine kapılmakta çok gevşek olduğunu bilmek, Peygamberler başta olmak üzere salihlerin hayatlarından dersler çıkarmayı becerebilmek yapmamız gereken ve aslında yapabileceğimiz işlerdendir. Yeter ki nefsimizi bu mantıkla eğitelim. Dünyadan istifade etmekle ona tapınmak arasındaki farkı anlaşım olalım. Ve asla dua etmeyi, Allah tealanın bizi bu sınavda yalnız bırakmamasını istemeyi de unutmayalım.
Kendinizi olduğu gibi kabul etmeye çalışın. Kendinizi güzellik üzerinden değerlendirmeyin. Allah’a "Beni seviyor musun?" diye sormak yerine, "Senin sevgini nasıl daha çok hissedebilirim?" diye düşünün. Kendinizi suçlamak yerine, şefkatle yaklaşın. "Ben de bir kulum, eksiklerim var ama Rabbim beni yine de kabul ediyor" deyin. Biriyle konuşun. Bir terapist, bir hoca ya da güvenilir bir dost. Bu yükü tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Özetle, sizin tek başınıza yürüttüğünüz bir mücadele var. Ama Allah sizi terk etmedi. Belki de en çok O’na ihtiyacınız olan bu zamanda, O'ndan kaçmak yerine O'na yaklaşarak huzuru bulabilirsiniz. Bazen dua etmek bile gelmez insanın içinden. O zaman sadece "Rabbim, bana yol göster" demek bile yeter. Kendinize yüklenmeyin. Siz değerlisiniz. Ve Allah, sizi böyle yaratmakla hata yapmadı. Siz tam da olması gerektiğiniz gibisin. اللَّهُمَّ اكْفِنِي بِحَلَالِكَ عَنْ حَرَامِكَ، وَأَغْنِنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ. Türkçe Anlamı: "Allah’ım! Beni helâlinle haramından koru, lütfunla Senden başkasına muhtaç etme." Bu duayı özellikle sıkıntılı hissettiğinizde, sabah-akşam veya namazlardan sonra okuyabilirsiniz. İçinizdeki huzursuzluğu hafifletmek için, samimi bir şekilde Allah’a yönelerek dua etmek çok etkili olacaktır inşallah. Allah gönlünüze genişlik, kalbinize huzur versin.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Müslümanlık sadece namaz kılmak ve oruç tutmak dini değildir. Aksine Müslümanlık, namazı kılmak ve hayatı namaz gibi yaşamaktır. İnsanların onur ve bedenlerini rencide etmek Müslümanlıktan uzak bir iştir. O bu hatayı yapmış, yaptığı olduğu gibi hatadır. Siz de hatalısınız, neden bir insana takılıp kalıyorsunuz? Bitirin zihninizde o insanı ve hayatınızın akışı içinde kendinize yeni bir plan oluşturun. Takılmayın bir insana. Eğer size zulmettiğini düşünüyorsanız onu da merak etmeyin; sizi yaratan size yapılan zulmün hesabını görür. Yeter ki siz, kendinize zulmetmeyin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Gerçekten dinine hizmet etmek ise gayen, senin kendini iyi bir mü'min olarak ortada tutman da dinine yapabileceğin ve yapman gereken bir hizmettir. Sen bir mü'minsin. Senin iyi olman dininin iyi bir insan kazanması değil midir? Böyle düşün bunu. İkinci olarak da, bu şekilde bir zihin karışıklığı yersizdir. Dinimiz bize önemli ve öncelikli listesi yapmamızı emreder. Saydığın işler arasında bir ÖNCELİKLİ LİSTESİ yap. İşleri sıraya koy. Öncelikli hangisi ise onunla başla. İman, İffet ve Hizmet. Bu üçlü sıralamaya göre işlerini yürütmeye çalış. Sıkıntı hissetmediğini göreceksin.
Önce o 'altı gün' bizim bildiğimiz yirmi dört saatlik gün müdür, bunu bilmek gerekir. Hangi gündür konuştuğumuz onu bile bilmiyoruz. Allah Teâlâ bu tür bilgilerle kullarının imanını sınamak murat etmiş olabilir. İman edip teslim olmak bizim görevimizdir. Ayrıntıları inşallah cennette öğreneceğiz.
Bunu bir kaza kabul edin. Kardeşiniz de yaptığına pişman ise bunun ötesinde bir şey düşünmemelisiniz. İnsandır, hata eder ve Rabbine dönerse yine iyi insan olabilir diye düşünün. Kardeşiniz kaza yaptı ise onu sokağa atacak hâliniz yoktur. Daha fazla sahiplenin.
İcazetin kendisi bir ilim değildir. İcazet sadece bir belge durumundadır. İlmi olup icazeti olmayan, icazeti olup ilmi olmayandan hayırlıdır. İlim elde etmek esastır. Hadis ise asıl maksat onu elde ettikten sonra icazet önemli değildir. Hadisi de ilim olarak öğrendikten sonra yine asıl gaye onu öğrenmek değil yaşamak olmalıdır. Allah yardımcımız olsun.
Bir tür intihar olan ötenazi büyük günahlardan biri olan intiharın farklı bir çeşidi olduğu için Müslüman açısından kabul edilebilirlik yanı yoktur. Hayat imtihandır. İnsan, Rabbinin dilediği bir hayatı onun dilediği zamana kadar yaşamak durumundadır. İnsanın kendi eliyle veya birisini kullanarak ölümü tercih etme hakkı yoktur. Zira bedenler insana emanettir. Bu nedenle ötenaziye hiçbir şekilde izin verilemez.
Bu mesele sadece Hanefi mezhebi açısından caiz olabilir denecek bölümleri olan bir meseledir. Kaldı ki, oradaki uygulamayı mubahlaştırmak oldukça zordur. İnsanların harama hizmetine vesile olacak açıklar üretmemek gerekiyor. Allah yardımcımız olsun.