Fetva Meclisi
Soru
Dinimizdeki devlet anlayışı nasıldır?
Cevap
Benzer fetvalar
Dinimiz İslam, yalın bir felsefe değildir. Tatbik edilmek ve hayata hükmetmek için gönderilmiştir. Dinimizin sahibi Allah’tır. Son söz Allah’ın olsun, tâğutlaşan güçler insanlara hükmetmesin diye gönderilmiştir. Bu maksadın gerçekleşmesi için üç şey gerekmektedir. Bir: Buna iman eden insan kitlesi. İki: Uygulanacak sistem. Üç: Uygulamanın yapılacağı toprak parçası. Bu üç ögenin birleşimine devlet adı verilmektedir. İslam, üç öğeyi de müstakil bir şekilde birleştirmiştir. Mü’minler, Kur’an ve Medine, bu ögelerin birleştiği zeminin adıdır. Bu nedenle de Medine’ye intikalden hemen sonra devlet yapısına geçilmiş ve devlet uygulaması yapılmıştır. Üç ana ögenin biri olan Kur’an, tartışmasız olduğuna göre, Kur’an’ın eksen alınmadığı bir sistemin İslam olarak anılması da mümkün olmaz. Yamalama yöntemiyle de nihai sonuca ulaşılamayacağına göre, sistemi kendinden olan bir yapının ‘İslam Devleti’ olarak anılması tabii görülmelidir. Yalnız, Müslüman’ın Müslümanlığını yaşaması ile devletin Müslüman olması bütün noktalarda kesişen iki çizgi değildir. Bir bütün olarak İslam’ın kendi adına inşa edilen zeminde bulunması tabii olandır.Ancak, cennete girebilmenin ana şartı olan ‘Kelime-i Tevhid’in söylenip benimsenmesi, beşeri takat ölçüsünde tatbik edilmesi, bireysel bir sorumluluktur. Aynı inancın sistemleştirilip bayraklaştırılması ise, toplum sorumluluğudur. Daha açık bir ifadeyle, mü’min bir insan, İslam’ın Devlet’i olmayan bir zeminde de cennete girebilecek kadar iman tatbiki yapabilir. Cennetlik olmanın, İslam’ın devlet olmadığı bir yerde gözle görülür bir engeli bulunmadığını söyleyebiliriz. Meseleye, hak ve batılın ezelden gelen mücadelesi açısından baktığımızda ise şöyle bir sonuçla karşılaşıyoruz: Sistemleşmemiş hakkın, sistemleşmiş batıl önünde ayakta kalma oranı ne kadardır; bireyin, beyninde inandığı şeylerin yaşadığı toplumda değersiz veya korumasız olması durumunda, tek bir beyin o inanılan şeyleri ne kadar muhafaza edip uygulayabilir? İslam, ‘Canınızı kurtarın gelin!’ mantığına dayalı bir davet yapmamıştır. Onun daveti, Allah’ın sözünü yüceltin, batıla üstün gelin esasına dayalıdır. İslam’ın tek bir çatı altında devlet olmadığı ortamlarda, cihad gibi ayakta durmayı sağlayacak en dinamik unsurları uygulama imkânı bulmak da mümkün değildir. Bireysel İslam, bulduğun kadarıyla yaşa, denebilecek bir İslam olur. Hâlbuki İslam, iman etmiş bireylerden oluşmuş imanlı bir toplum ve o toplumun ayakta tuttuğu bir İslam istemektedir. Bugün, Medine’de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kurduğu devletin devamı denebilecek bir devlet yoktur. Müslümanlardan bile, "İslam’ın Devleti"nden söz edilmesinden incinenler ne yazık ki vardır. Bugün devletini kaybeden bir dinin bir asır sonra nelerini kaybedebileceğini düşünmek dahi ürkütücüdür. Müslüman belki, dinini devletleştiremediğinden ötürü muhasebe edilmez kıyamet gününde. Fakat sancağı düşürülmüş bir İslam için gayret edip etmediğinden, üzerine düşeni ne kadar yerine getirdiğinden muhakkak sorulur. Bilhassa, mürekkep yalamış, Kur’an ve sünnet ilmine vâkıf olmuş, bir yolla ümmetin önünde duranlar, ne yaptıklarının hesabını muhakkak vereceklerdir. İlim sadece, Müslümanlara namaz kılmayı, haccetmeyi öğretmekten ibaret değildir. İslam, kesinlikle bir bütündür. Parçalarından seçilip birleştirilmiş bir İslam, ashaptan devraldığımız İslam değildir. Onlar bize Medine’deki İslam’ı devretmişlerdi. Allah onlardan razı olsun. Medine’deki İslam’da da sadece Allah ve Rasulü hükmediyordu.
Bir kere yaşadığımız ortamın bir İslam Devleti olmadığını bilmeniz gerekiyor. Bulunduğumuz şartları İslam devletinde bir mü’minin yapacağı işlerle kıyas etmeniz makul değildir. Zekât ve vergi bir arada olmaz, bu doğrudur. Bulunduğumuz yerin zekât yeri olmadığı da başka bir doğrudur. İki doğruyu birbirine karıştırmayalım.
Osmanlı Devleti, Müslüman liderlerin yönettiği, halkının büyük bölümünün Müslüman olduğu, yürütmede İslam’a itibar eden bir devlettir. Allah yolunda cihad etmiş, İslam’a hizmet etmekle iftihar etmiş, camilerin, medreselerin ihya edildiği bir devlettir. Yıkılışından bir asır geçtikten sonra, Osmanlı’nın iyiliği veya kötülüğü hakkında isteyen istediği kadar belge oluşturabilir. İnsaflı bir mü’min ise şuna dikkat eder: Bir kere, İslam’ın altı asır bu tarafa taşınması için Allah, Osman’ın çocuklarını seçmiştir. Bu bir şereftir. Osmanlı hiçbir zaman dinin yan tarafında durmadı, laik bir tavır sergilemedi. ‘İslam için varız, ilâyikelimetullah içiniz!’ dediler. İslam Devleti’nin ideal örneği ise Medine’de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kurduğu ve raşit halifelerin sürdürdüğü devlettir.
'İslam', 'hareket', 'lider', 'komutan'. Bu kavramların içini doldurmadan, sorunuzun cevaplandırılması çok zordur. Dinimizi, günübirlik uygulamalarımızın altında ezmememiz gerekir. Bize göre bir İslam yerine İslam'a göre biz mücadelesi içinde olmalıyız. Sıkıştıkça dinimizin kurallarını devreye sokarak bir yol alamayız. Allah'a emanet olunuz.
SALTANAT ile bir kişinin tek otorite olmasını kastediyorsanız şunu bilmek gerekiyor: Bizim imanımıza göre Allah’tan başka tek otorite asla yoktur. Hiçbir şekilde bir kişinin otoritesine dayalı sisiteme İslamî sistem denemez. Bizim iman ettiğimiz değerlerdeki idare sistemi KULLARIN BAŞINDA BİR KUL mantığına dayalıdır. O da ŞÛRA üzerine yerleştirilmiş bir zeminde idarecilik yapar. SALTANAT ile idarenin babadan oğla geçmesini kastediyorsanız, baba ve oğul aranan özelliklere sahip ise bunda bir sakınca görülmeyebilir.
Selamünaleyküm. Bu durumu, nikâhın işlem altına alınması olarak görün ve o şekilde katılın.
devlet konusundaki diğer fetvalar
Memurun bağlı olduğu idarenin kuralları ne ise o kurallara göre maaşını hak ettiği veya etmediği belirlenebilir. Din de bu konuda o kuralları ölçü alır. Yeter ki o kurallar arasında açık bir haram işlenmesi durumu olmasın.
Noterlik “tam sivil” bir kurum değildir. Devlete bağlı ve devlet adına iş yapan bir kurumdur neticede. Bu yönüyle notere verilecek bahşiş veya başka isimli bir ücret rüşvettir. Bilhassa başka bir insanın sırasının işgal edilmesi sonucunu getiriyorsa bu durum ciddi bir kul hakkı ihlalidir. Eğer yasal olmayan bir iş icra edilecekse zaten rüşvet başlığı yerine oturmuş olmaktadır. Bu sebeple de notere verilen ilave/yersiz ücretle herhangi bir devlet dairesinde verilen arasında fark yoktur.
Devletin yaptığı ödeme için istediği şartlar oluşuyorsa hiçbir sakıncası olmaz. Alınan maaş gibi o da helal olur.
Böyle bir aile zekât alabilir durumda ise devlet verse de vermese de onun zekât alabilirliği devam ettiği için siz zekât olarak vermek istediklerinizi verebilirsiniz. Allah Teâlâ kabul buyursun.
Devletin ancak ücretle kullanılabilir diye kural koyduğu su, kaçak kullanılamaz. Orman veya başka bir yerde serbest bırakılmış suyun kullanılmasında ise sakınca olmaz.