Fetva Meclisi
Soru
Hocam, dinimiz kadınlarla fikir alışverişine yani kadınlarla istişare etmeye sıcak bakmıyor mu? Kadınlar ne derse onun zıddını yapmak diye bir kural mı var? Bu konuda Kur'an’da ya da hadislerde bir bilgi var mıdır? Teşekkür ederim.
Cevap
Benzer fetvalar
Güzel mümin kardeşim, biz Rabbimizin adaletinin kadın-erkek tüm kullarına tam olduğuna, hiçbir kuluna ne dünyada ne cennete zulmetmediğine, her şeyi yerli yerinde yaptığına, kullarına onlara hak ettiğinden fazlası ile merhamet ettiğine, ödüllendirdiğine İMAN EDENLERİZ. Allah, cenneti mümin olan erkek ve kadın kullarına vaat etmiştir. Sadece erkek kullarına değil. Cennet erkek ve kadın için ortak bir söz ise cennetteki bütün nimetler de erkek ve kadına ortak sözdür. Asıl olan cennete girebilmektir. Mü'min, cennet gibi bir nimete erdikten sonra oradaki bir meyve ağacına, hurinin kaç adet verildiğine, kime ne fazla verildiğine takılıp kalabilir mi? Ebedi cennet hayatının yanında nedir konuşulmaya değer olabilecek? Biz okuduğumuz bir Kur’an’ın, duanın dahi kalbimizi ürpertmemesinden endişe edip bunun çarelerini arıyoruz. Çünkü cenneti istiyoruz Rabbimizden. Efendimiz “Kur’an okunurken ağlayın, ağlayamasanız bile ağlıyormuş gibi yapın.” buyuruyor. Bugün kalbim titremiyor diye “olmayacak bu iş” diyerek bırakmayacağım. Daha sıkı, sımsıkı tutunacağım. Böylece Rabbim samimiyetimi görecek. Kalbim titreyene kadar… Şeytanın insanı kandırmasının, imandan çıkarabilmek için attığı akla getirdiği bu sorulardan daha açık bir örnek olabilir mi? Mesela erkeklere huriler vaat edildi; huri vaadi olmasa idi erkekler ibadet etmeyecek, şehit olmak için gayret etmeyecek miydi? Cennete girmek, Allah’tan razı olmak için yeterlidir. Allah razı olmuş cennete koymuştur, kul da cennete girince razı olmuştur. Bunun ötesinde hangi söz konuşmaya değer bir söz olabilir? Üzüntünün olmadığı diyar olan cennette kime ne verildiği mi dert olacak mü'min kadına? Cennet bizim yaz mevsimi geldiğinde gidip rahatladığımızı sandığımız yerler kadar basit bir mekân mı ki dünya ile ve dünyanın içindeki sıkıntılarla kıyaslıyoruz. Eğer ki cenneti hak etmeyi başarırsak dünyada aklımıza gelen bütün soru işaretlerine güleceğiz Allah’ın izniyle. Ancak o soru işaretlerini büyümeden yılanı küçükken ezmeli ve şeytanın istediğini almasına izin vermemeliyiz. Mümin kadınların ödüllerini o muhteşem güne sakladı Allah. Var mı bundan daha heyecanlı bir yarış? Ve en güzeli, en umut verici, bütün bu söylediklerimizi dahi bir kenara bıraktıracak, kalbi pır pır ettiren, koşarak kavuşmayı arzu ettirecek cennetteki en büyük nimet, nimetlerin sultanı Allah Teâlâ’yı görmektir. Bunda da mü'min cennetlik KADINLAR ERKEKLERLE AYNIDIR.
Kur’an’ımız erkekleri etkili ve yetkili diye öne çıkardığı zaman Nisa Suresi’nde “Çünkü erkekler harcama yaparlar.” buyuruyor. Dolayısıyla evde kaç çocuk olursa olsun, evin nüfusu ne olursa olsun bizim dinimizde erkeğin görevidir. Müslümanlık tarihinde ve kültüründe, Kur’an’lı bir hayatta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hadisleriyle aydınlanan bir dünyada kadının çalışıp evi geçindirmek diye bir görevi yok. Bunu kimse hiçbir asırda isteyemez, emredemez. Erkek evlenmeden önce kadının çalışmasına izin verdiyse “Çalışabilirsin, para biriktirebilirsin.” dediyse onun nikâhtan önceki verdiği sözle kadın çalışıyor (helal bir işte tabi çalışıyor), para kazanıyorsa “Şimdi getir elektrik parasını öde.” diyemez! Kadın kendine biriktiriyordur. Kadın-erkek aralarındaki muhabbetle birbirlerinin canlarını birbirlerine feda ederler, ayrı bir mesele. Zorunluluk yoktur. Ama nikâhtan sonra, üç dört çocuk olduktan sonra kadın “Ben de çalışayım.” derse erkek de (çalışmasına izin verip vermeme hakkına sahip çünkü) “Çalış ama filan masrafları da sen ödeyeceksin.” derse böyle bir şey hakkıdır. Evi erkek geçindirir. Erkeğin parasını kadına bildirmesi de gerekmez. Kadın, evin geçimi sağlanıyor olduğu sürece bir şey talep edemez/etmemelidir. Kimse kimsenin parasında söz sahibi olamaz. Kadının kazancında kimsenin hakkı ve sözü yoktur. Kadının çalışması eşinin iznine bağlıdır. Eşi izin veriyorsa kazandığı tamamen kendine aittir. Erkek, hanımının çalışmasına izin vermeyebilir ama maaşına dokunamaz. Kadın da çalışıyorsa kazandığı ona aittir. Kadının parasını erkek saklar veya harcamasına karışır diye bir şey yoktur. Aile içinde bu tür konular tartışma alanının konusu olursa şeytan o aileye kolay sızar, bunu unutmayınız. Kadın, Allah’ın kulu olarak erkekten farklı değildir. Fıtratının gereği farklı olduğu birkaç alan dışarıda tutulursa kul ve insan olarak kadınla erkek aynıdırlar. Temelde böyle görülmelidir konu. Ümmetimizin bütün âlimleri, sahip olma ve tasarrufta bulunmada erkekle kadının aynı olduklarına ittifak etmişlerdir. Kadını bu hususlarda farklı gören bir âlim yoktur. Çünkü mesele Kur'an boyutunda aynı tutulmuştur, kimse farklı bir iddiada bulunamaz. Kadının mal ve para konusunda ne durumda olduğunu şu başlıklarda özetleyebiliriz: a. Kadının mirastan, hibeden, mehrinden ve çalışıp kazandığından birikimi olabilir. Bu birikim nakit para da olabilir diğer helal kullanılabilen menkul veya gayrimenkul yatırımlar, işletmeler olabilir. Malı olan bir kadın hiçbir engel olmadan malı üzerinde tasarruf edebilir. b. Müslüman kadın öğretmenlik, tıp, el sanatları, ticari işletmelerin kadınlar bölümü, din hizmetleri gibi alanlarda çalışabilir. Kadınlığı ve anneliği eritmeyen helal alanlarda çalışmasında sakınca olmaz. Yeter ki bu çalışma beraberinde harama hizmet, halvet gibi sakıncalar getirmesin. Tesettüründen taviz vermeden, velisi ve eşinin ön izni ile çalışırsa bu çalışması onu asi kul olmaya götürmez. Erkek veya kadın herkes her yerde her zaman Allah’ın şeriatına göre olmaya zaten mecburdur. c. Kadının geçimi açısından mali kaynak ele alındığında ise evleninceye kadar babasının onu geçindirmeye mecbur olduğunu bilmemiz gerekir. Anne olarak da geçimi çocuklarının üzerine görevdir. Eş olduğunda da kocası onu geçindirecektir. Kadının yuva yıkıcı, aile dağıtıcı bir durumu olmadığı sürece bu geçindirme ilkesi dinin teminatı altındadır. Hatta kadın normal çalışan bir kadın olduğunda bile eşi onu geçindirmek zorundadır. Boşanmış durumunda da iddeti bitene kadar eşi onu geçindirir. Baba, eş ve evlat sahibi olmayan kadının geçimi onun miras bağı kurulabilecek akrabaları üzerinedir, yine kadın boşlukta değildir. d. Kadın, olağanüstü ihtiyaç durumundaki çocukları, anne babası ve dede ninelerinin geçimini üstlenebilir. e. Kadının malına eşinin hiçbir şekilde müdahale hakkı yoktur. Erkeğin KAVVAME hakkı içinde kadının malına karışma maddesi yoktur. Kadın malını harcarken bir harama, israfa harcamıyorsa bir başkasına danışmaya mecbur değildir. Bu sormama kuralına eşi de dâhildir. Kadın malı ile alakalı konularda eşine karşı bir eksiklik oluşturmadığı sürece izni dâhilinde iş yapmak zorunda olmaz. Genel kurallar bu şekildedir. Allah Teâlâ erkeğimizle kadınımızla hepimizi helal ve bereketli mal sahibi olmaya kavuştursun.
Kadın erkekten önce kul var. Ölümlü ve aciz birer insanız öncelikle. Hepimiz de Allah’ın kullarıyız. Kullukta muvaffak olanlar, diğerlerini kadın/erkek diye ayırmazlar. Kendi dertleri olan Allah’ın rızasını kazanmaya bakarlar. O büyük rızayı kazanamayanlar ise diğerinin kim veya ne olduğuna bakarak kendini kaybederler. Allah’ın önünde kul olduğumuz sürece kimse kimseden üstün değildir. Herkesin farklı görevleri vardır. Erkeğin ekonomik ve sosyal ağırlıklı görevleri vardır. Kadının da kendine ait görevleri vardır. Kimse kimsenin kralı değildir ama erkek kadının da hesabını vereceği için Allah onu sadece bir puan önde tutmuştur. Din ise herkesin yönlendirmesini ve kontrolünü yapar. Mesele budur.
Ne soruyorsun? “Müslüman bir erkek nasıl olmalı?” Bu soruyu aslında “Müslüman nasıl olmalı?” diye sormak daha yerinde olur. Neden? Çünkü biz, erkek veya kadın, önce kuluz. Allah’ın kulları olarak bu âlemde bulunuyoruz. Kulluğumuzu beceremedikten sonra erkek veya kadın olmamız sonucu değiştirmeyecektir. Akıbet cennet olunca cinsiyet önemsiz olur. Cehennemde yanacak olduktan sonra erkeklik ne değer taşıyacak değil mi? Bizden beklenen erkeklik değil kulluktur. Allah yardımcımız olsun. Bu mantıkla baktığımızda, asrımızdaki yaşam tarzını da dikkate alarak erkek bir mü'minin önceliklerini ya da genel yaşama tarzını özetleyebilecek şu kuralları paylaşabiliriz sizinle: Bütün insanlık Allah’a kul olmaya çağrılmıştır. Erkek ve kadın, kulluğa muvaffak olduğu zaman ebedî kurtuluşa erecektir. Mücadelemiz budur; ebedî saadet sebebimiz olacak kulluk imtihanını kazanmak! Bunun karşılığında da bizi hedefimizden saptırması için İblis’e yetki ve güç verilmiştir. O da sapmamız ve hedefimizden geri kalmamız için mücadele etmektedir. Erkek mü'min, bu mücadelede İblis’e yenilmeyen insandır. Asla imanımızı ve imanımızın içini dolduran değerlerimizi ona kaptırmayacağız. Allah’a, meleklere, peygamberlere, Kitab’a, ahiret gününe ve kadere imanımızı sarsmayacağız. Hiçbir fitne ve hiçbir insan kılıklı düşman bizi bu ilkemizden saptıramayacak. İşte erkekliğin bir numaralı konusu budur. Erkek olmaya muhakkak bir anlam yüklenecekse o anlam şu olabilir: Âdem aleyhisselamın erkek çocuğusun. Kadına karşı veya erkeğe karşı olmak bir iş değildir. Adam olmak iştir. Adamlık da mü'minliğin ve insanlığın hakkını vermektir. Erkek gürültüsü de kadın gürültüsü de bir değer taşımaz. İmanımızı muhafaza ettikten sonra en önemli tutanağımız Allah’ın haramlarından kaçınmak olacak. Erkek mü'min harama bulaşmamayı korumuş mü'mindir. Bir hata olur da haramlardan biri ile yüzleşilirse ilk fırsatta tevbe ile ondan kurtulmak hedefimiz olur. Şöyle bilebiliriz: Haramlardan korunmuşluğum kadar imanım ve erkekliğim canlı demektir. Allah’ın farz olarak bize bildirdiği emirlerini eksiksiz yerine getirmek iman etmişliğimizin sonucudur. Farzlarda eksiği olmayan, olursa onu telafi etme yollarını ihmal etmeyen mü'min olmak şiarımızdır. Peygamber aleyhisselamın sünnetleri, nafileler takatimiz kadar yapmaya çalıştığımız işlerimiz olacak. İnsanî ilişkilerimizde mü'min olmanın kalitesini koruyacağız. Başta ebeveynimiz olmak üzere yakın akraba ve arkadaş çevremize mü'min insan kalitesinde insanlık göstereceğiz. Ezilip büzülmeden, yıpranmadan konuşmayı, alıp vermeyi, oturup kalkmayı becereceğiz. Allah’ın haram ettiği alanlara yaklaşmadan bize mübah kıldıklarını rahatça kullanarak insanca yaşamayı, insanlığa katkıda bulunmayı becermek görevimizdir. Bunu biz mü'min erkekler/kadınlar olarak beceremezsek insanlık yolunu kaybetmiş olacaktır. Kur'an okuma, amel etme ve tefekkür kitabımızdır. Günlük, haftalık ve aylık bir Kur'an okuma planımız olmalıdır. Bir satır da olsa okuduğumuz Kur'an, güneşin her sabah doğması gibi istikrarlı ve ciddi olacak. Farz ilimleri de okuyacağız. Din ve dünya kültürümüz için de okumamız olacak ama kendimizi zoraki âlim zannederek olmayacak bu okumalarımız. Kabiliyetimiz, iş ve aile ortamımız gibi dengeleri gözeterek okuyacağız. Gerektiğinde de okuma yerine dinlemeyi kullanabiliriz. Diploman olmalıdır. Diploman olsun ama sen diplomanın adamı olma diploma senin silahın olsun. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Arş’ın gölgesini vaat ettiği insanlardan biri “kalbi camiye kilitlenmiş” insanlardır. Belli bir vakti muhakkak camide kılmayı, cemaatle namaz eda etmeyi ciğerlerimizin solunum yapması kadar doğal görev bilmeliyiz. Zamana karşı hassas olmaya mecburuz. Dakikaların hesabını yapamadıkça ömür hesabı yapamayacağız demektir. Bunun için de mü'min arkadaş çevresi oluşturmaya gayret ederiz. Evli ve iffetli mü'min erkek mü'mindir. İffeti zedelenmiş ve tekrar ıslah edilmemiş mü'min ziyandadır. Bu zaman ve bütün zamanlar sabırla yaşanabilir zamanlardır. Diyebiliriz ki, sabrımız kadar mü'minliğimiz vardır. Sabrı bitenin imanı da erimeye yüz tutar insanlığı da. Sabır sensin ve geleceğindir. Dua et. Dua et. Dua et. Kandil akşamlarındaki toplu ve sesli duaları yeterli bulma. Onlar “olmalı” diye yapılan dualar olabilir. Sen dua et. Dua et. Yatarken, kalktığında, merdivenlerden inerken, durakta beklerken dua et. Arapça biliyorsan Arapça, bilmiyorsan bildiğin dille dua et. Kendine et, anne babana et, ailene et. Ümmetine dua et. Bir et, bin et ama dua et. Kılık kıyafetin, konuşma tarzın kör taklit olmasın. Birilerini değil mü'min selefini taklit et. Ayakkabından Batı izleri anlaşılmasın. Ceketin, tıraşın aynı şekilde sana benzesin. Elbette aileni, doğup büyüdüğün yöreni unutma. Ama ümmetinin insanı ol. Ümmetin öncelikli yaşa. Kendini Âdem aleyhisselamın çocuğu gördüğüne göre Âdem’den buyana gelenlere kardeş olmayı da bileceksin. Allah yardımcın olsun. Seni korusun ve bu merhume ümmetime bağışlasın.
Allah Teâlâ hepimizi razı olacağı işlere erdirsin. Kadın, Allah’ın kulu olarak erkekten farklı değildir. Fıtratının gereği farklı olduğu birkaç alan dışarıda tutulursa kul ve insan olarak kadınla erkek aynıdırlar. Temelde böyle görülmelidir konu. Ümmetimizin bütün âlimleri, sahip olma ve tasarrufta bulunmada erkekle kadının aynı olduklarına ittifak etmişlerdir. Kadını bu hususlarda farklı gören bir âlim yoktur. Çünkü mesele Kur'an boyutunda aynı tutulmuştur, kimse farklı bir iddiada bulunamaz. Kadının mal ve para konusunda ne durumda olduğunu şu başlıklarda özetleyebiliriz: a. Kadının mirastan, hibeden, mehrinden ve çalışıp kazandığından birikimi olabilir. Bu birikim nakit para da olabilir diğer helal kullanılabilen menkul veya gayrimenkul yatırımlar, işletmeler olabilir. Malı olan bir kadın hiçbir engel olmadan malı üzerinde tasarruf edebilir. b. Müslüman kadın öğretmenlik, tıp, el sanatları, ticari işletmelerin bayanlar bölümü, din hizmetleri gibi alanlarda çalışabilir. Kadınlığı ve anneliği eritmeyen helal alanlarda çalışmasında sakınca olmaz. Yeter ki bu çalışma beraberinde harama hizmet, halvet gibi sakıncalar getirmesin. Tesettüründen taviz vermeden, velisi ve eşinin ön izni ile çalışırsa bu çalışması onu asi kul olmaya götürmez. Erkek veya kadın herkes her yerde her zaman Allah’ın şeriatına göre olmaya zaten mecburdur. c. Kadının geçimi açısından mali kaynak ele alındığında ise evleninceye kadar babasının onu geçindirmeye mecbur olduğunu bilmemiz gerekir. Anne olarak da geçimi çocuklarının üzerine görevdir. Eş olduğunda da kocası onu geçindirecektir. Kadının yuva yıkıcı, aile dağıtıcı bir durumu olmadığı sürece bu geçindirme ilkesi dinin teminatı altındadır. Hatta kadın normal çalışan bir kadın olduğunda bile eşi onu geçindirmek zorundadır. Boşanmış durumunda da iddeti bitene kadar eşi onu geçindirir. Baba, eş ve evlat sahibi olmayan kadının geçimi onun miras bağı kurulabilecek akrabaları üzerinedir, yine kadın boşlukta değildir. d. Kadın, olağanüstü ihtiyaç durumundaki çocukları, anne babası ve dede ninelerinin geçimini üstlenebilir. e. Kadının malına eşinin hiçbir şekilde müdahale hakkı yoktur. Erkeğin KAVVAME hakkı içinde kadının malına karışma maddesi yoktur. Kadın malını harcarken bir harama, israfa harcamıyorsa bir başkasına danışmaya mecbur değildir. Bu sormama kuralına eşi de dâhildir. Kadın malı ile alakalı konularda eşine karşı bir eksiklik oluşturmadığı sürece izni dâhilinde iş yapmak zorunda olmaz. Genel kurallar bu şekildedir. Allah Teâlâ erkeğimizle kadınımızla hepimizi helal ve bereketli mal sahibi olmaya kavuştursun.
Sizin de belirttiğiniz gibi cariye, köle sistemi kalkmıştır. Dinimiz İslam, köleliğin bitmesine adeta teşvikte bulunan uygulamalarda bulunmuştur. Hür Müslüman kadının tesettürü ile cariyenin tesettürü farklıdır. Tesettürle ilgili ayetlerin tefsirinde konuyla ilgili derin malumat bulabilirsiniz. Bilhassa İbni Kesir Tefsiri ve Tefsir’ül Münir eserlerine bakabilirsiniz. - Cariyelerin tesettürü hür mümin kadınlardan farklıdır. - Cariyelerin başları dışındaki bütün yerlerini örtmeleri gerektiğini söyleyen âlimler olduğu gibi hür mümin kadınlar gibi bütün bedenlerini örtmeleri gerektiğini söyleyen âlimler de vardır. - Hür/cariye ayrımı yapılması gereken bir dönem olmuştur. Siyasi ve toplum menfaatine uygun bir karar verilmesi gereken bu dönemde hür kadınlar cilbab giymiş cariyelerin giymemesi istenmiştir. Siyasi ve sosyal bir zorunluluk sebebiyle alınan bu önlem, ön görülen tehlike geçince gerekli olmaktan çıkmıştır. Bu konu üzerinde daha derin bir araştırmak yapmak isterseniz yukarıda ismi verilen eserlere bakabilir ve kadim tefsir kitaplarında tesettür ayetlerinin tefsirlerini inceleyebilirsiniz. Allah'a emanet olun.
ahzâb suresi konusundaki diğer fetvalar
Ahzab Suresi 32/33 ayetlerinde bu kelimeyi bulabilirsiniz. TEBERRÜC, ziynet ve kıyafetlerin dikkat çekecek şekilde ortaya dökülmesidir.
Ayetin Peygamber aleyhisselamı ve annelerimizi kasteden bölümü vardır ama kıyamete kadar yaşayacak bütün mü'minlere ahlak gösteren örnekliği de vardır.
Aleykümselam. Bu âyetin öncesinde Allah Teâlâ, Peygamber aleyhisselamın hanımlarına emir ve yasaklarda bulunduktan sonra, o emir ve yasakların gerekçesini bu ifadeyle izah etmektedir. Bu da âyetten şu anlamı çıkarmaktadır: ‘Allah, size emirler ve yasaklar vererek sizi tertemiz yapmak istiyor, sizden pisliği yani günahı uzak tutmak istiyor
Selamünaleyküm. Haramdan çekinmeyene verilebilecek bir cevap yoktur. İkna etmek için değil tebliğ etmek için uğraşırız.