Fetva Meclisi
Soru
Kalplerdeki imana yönelik arızalar hangi sebeplerle oluşuyordur? Bunları bilebilir ve tedbir alabilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Mü'min bir insanın kalbinde şu başlıklar bir iman gereği olarak bulunmalıdır: Allah’ı sevmek, Ondan korkmak, ihlas, tevekkül, tevbe, takva, sabır, şükür, umut, kendini muhasebe etme, nefsini kınama, şeytanın vesvesesine karşı direnç, zühd, imanda yakîn, Allah’a muhtaçlık hissi, tevazu, huşu, Allah’tan yardım umma, Allah’a sığınma, Allah’ı ve mahlukatını tefekkür, hayâ, Allah için sevgi, Allah için buğz, rıza ve teslimiyet.
Selamünaleyküm. Mü'min, imanı ile düşünen, konuşan, yürüyen insandır. Okuduğunuzdan etkilenmenizin temelinde yatan sır budur. Eğer, imanınıza ters düşen şeyleri okursanız, zamanla bu heyecanınız söner, dikkat edin.
Böyle bir kalp sahibi: a. Tevhidi ve imanı hayatın birinci meselesi olarak göremez. b. İbadetlerden zevk alamaz. c. Günahlardan uzak duramaz, tevbeye gerek duymaz ya da erteler. d. Müttaki insanlara mesafeli durur. e. Gaflet ortamlarından yani ahireti unutturan ortamlardan ayrılmaz, gönlü oralarda kalır. f. Bütün bunlara rağmen cennetlik olduğunu kesin gibi bilir.
Şöyle bilmelisiniz: Biz imanla bitirmek için mücadele etmemiz gereken bir hayat yaşıyoruz. Başından sonuna kadar hayatımızı tam bir iman ile geçirmek hedefimiz olmalıdır. Bu hedef baştan sona aynı heyecan ve ihlasla sürmeyebilir. Belki peygamberler, nadirattan salihler için mümkün denebilecek bir hedeftir bu. İman sıfır noktasına inmediği sürece aradaki iniş çıkışlar, kul o hedefi unutmadığı ve gayret ettiği sürece sorun değildir. Peygamber aleyhisselamın şu hadisini iyi anlarsak meselemize ışık tutacaktır biiznillah: “Bütün kalplerin ayı kaplayan bulut gibi bulutu olur. Ay ışığı ile parlak iken bir bulut önünü keser ve kararır. Bulut geçince de tekrar parlaklığı devam eder.” (Taberani, Avsat, 5220) Bu mübarek benzetmeyi unutmamalıyız. Yorgunluklar, ara sıra basan tembellikler, olumsuzluklar hedefimizi şaşırtmamalıdır. Kalbimizin nabzı gibi kabul etmeliyiz tıpkı koşarken nabız yükselecek, dinlenirken inecek ama kalp devam edecek. - Haramlardan külliyen uzak duracağız. - Farzlarda eksiğimiz olmayacak. - Nafilelerde ise kapasitemiz ve kabiliyetimizle bağlantılı olarak çalışıp duracağız. Birini beceremezsek diğerine, bir gün o nafileyi diğer günü başka bir nafileyi yerine getirerek yürüyüşe devam edeceğiz. Bu anlayışla bakamazsak şeytan ara dönemlerimizi değerlendirip bizi kulluk yürüyüşünden koparabilir.
Aziz kardeşim, sizi bir gerçekle yüzleştirmekte fayda mülahaza ediyorum. O gerçek de şudur: Allah'a kul olmanın önündeki engelleri ya da imtihanları Siyonizm ve alkol gibi sınırlı şeylerle düşünürsek olacağı budur. Kul olmanın, imanın hakkını vermenin önünde alkolden daha uyuşturucu engeller vardır/olacaktır da. Alkol beyin uyuşması yapıyor, alkolden daha uyuşturucu ve etkisi beyne, kalbe aynı anda sirayet eden sıkıntılara hazır olmamız gerekiyor. Dikkat ediniz, bu saydığınız şeyler birinci derecede imanı etkileyen hususlardır. Birinci derecede iman etmiş olmak veya olmamak denebilecek şeyleri çok rahat yazabiliyorsunuz, sorabiliyorsunuz, irdeleyebiliyorsunuz. Bu nedenle de huzursuzsunuz. Huzursuzluğunuzun temel nedenini de siz abartıp büyütüyorsunuz. Sizin şahsınız açısından belki değil ama böyle bir sorgulamayı Allah'a iman eden birinin bu kadar rahat yapabilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Size iki soru sorayım, bu iki sorunun cevabından ikimiz de makul bir noktaya gelmeye çalışalım. Sorularımın birincisi: Ümmetimizin şu zamandaki hâlini nasıl değerlendiriyorsunuz? Müslümanca bir kenara insanca bir hayattan söz edebilir misiniz? Aklı başında her hangi bir insanın kabul edebileceği bir hayat var mıdır ortada? Sorularımın ikincisi: Bu gündeme getirdiğiniz konuların hangisi bir Müslümanın imanı, ibadeti, ahlâkı veya maddi kazancı ile alakalı düzeltme, ıslah etme bakımından direk gündeme gelebilecek bir konudur? Ya da bu ümmetin mevcut sorunları arasında bunların hangisi çözüm için gereklidir, hangisi hangi sorunun nedenidir? İnsaf sahibi biri görecektir ki, bunlarla meşgul olmak akılla izah edilebilecek bir nedene dayanmamaktadır. Meşgul olmaya mecbur olduğumuz nice meseleler arasında bunlara yer bulmak anlamsız değil mi? Aç birinin tırnak makası araması ne anlama gelirse bunlar da o anlama gelebilir. Bir başka husus da şudur: Öğrenmenin ve öğrendiklerinle amel etmenin bir öncelik ve önem sırası olmalı değil midir? Mesela namazın öncelikliği ile haccın öncelikliği aynı olabilir mi? Bu açıdan bakmaya çalışın; kaç numaralı mesele ile alakadar oluyorsunuz acaba? Nesiller ne durumda, siyaset ne durumda, ekonomi; faiz, haramlar, kumar ne durumda..? İffet ne durumda? Aziz kardeşim, yeniden bir gündem belirlemek zorundayız. Bu gündemi de ümmetimizin üzerinden hesapları olan düşmanlarımızın planlamasına izin veremeyiz. Bizden olduğu hâlde kişisel ihtiraslarını dinimizin konuları ile tatmine çalışanların planlamasına da izin veremeyiz. Mucize ve benzeri konular bizim imanımızın içindeki konulardır. Bunları biz bize konuşuruz elbette ama kâfirlerin konuşmasına izin veremeyiz, konuşurlarsa dinlemeyiz. Birilerinin -velev ki bizimle beraber namaz kılanlardan olsun- 'sonra ne olacak?' sorusuna ikna edici bir cevap vermedikçe de bunları konuşmasına izin veremeyiz. Konuşursa da onun hakkında dikkatli olmayı yeğleriz. Umarım bakışımızı izah edebilmişizdir. Allah'a emanet olunuz.
Böyle kati bir ifade kullanmak yerinde olmaz. İnsanın başına gelen sıkıntıların bu pencereden değerlendirilmesi açısından şunları söylememiz mümkündür: İnsanın başta Allah’ı inkâr ve genel olarak haramlar gibi işlediği suçlar dünyada iken asıl ceza ahirette olmak üzere ön ceza olarak ceza görmesine neden olabilir. Bireyler veya toplumlar için bu mümkündür. Ancak kimin hangi sıkıntısı böyle bir nedenle gelmiştir, bunu bilemeyiz, bilmemiz de mümkün olmaz. Özellikle günahkâr mümin insanların başlarına gelen sıkıntıları bu mantıkla değerlendirip gereğini yapmaları isabetli bir davranış olur. Bunun gereği de tevbe edip salih mümin olma yolunda yürümektir. Kimi zaman da kulun durumu iyiler arasında olmakla beraber o kulun derecesi yükselsin, daha çok sevap kazansın diye zorluk çekeceği sıkıntılar çektiği de olur. Peygamberler ve pek çok salih kulun bize ulaşan sıkıntılarında bu gerekçeyi okuyabiliriz. Bir başka yorum da şudur: Kulun günahkâr kimliği sıkıntı ve bela çekmesine neden olur. Kul sabreder kadere itiraz etmez ve ecir kazanır. Bu da bir nevi cezayı (belayı) hayra dönüştürmek olur. Bu incelikler kâfirler için geçerli değildir. Onların bu dünyada çektikleri sadece sıkıntı olarak kalır onlar için. Özet olarak denebilir ki: İman ve sabır ile karşılaşılan sıkıntılar öyle veya böyle mümin için kazanç vesilesidir. Kul, sıkıntıya düşmemek için tedbirli olur. Yine de sıkıntıya düşerse bu sefer insan olarak sıkıntıyı gidermek için yapabileceklerini yapar. Ve kazanan olur biiznillah.
günah konusundaki diğer fetvalar
İbadetlerde ya da Allah’ın emir ve yasaklarında mantık kuralları işletilemez. Belki onlarca gerekçe sayılabilir bu sorunuzdaki ‘neden?’ için ama hiç biri Müslüman’da olması gereken teslimiyetin yerine geçmez.
Çalınmış paranın sadaka verilmesi helallik için yetmez. Sahibinin helallik vermesi gerekir. Ondan helallik istenecektir. Parası da geri verilecektir. Sahibi bulunamıyor veya bilinmiyorsa ya da sahibine öyle bir teklifle gitmek daha büyük sıkıntılara neden olacaksa o zaman sadaka vermek yeterlidir. Yine de istiğfar unutulmamalıdır.
ÖTANAZİ kişinin ölmeyi kendisinin istemesi ve ölmesinin iğne veya başka bir yolla sağlanmasıdır. Bu bir intihardır. İntihar etmek, intihar edene yardım etmek kebair günahlardandır. Ötanaziyi isteyen kişi, gerçekleştiren doktor, yardım eden herkes ve bunu tavsiye edenler en büyük günahlardan birini işyelerek ölmüş olurlar. Allah Teâlâ muhafaza buyursun.
Tekfir etmek yani Müslüman insana kâfir demek haramlardan bir haramdır. Herhangi bir haramdan nasıl tevbe ediliyorsa bundan da öyle tevbe edilir. Yalnız bu günah bir insanla alakalı olduğu için yani kul hakkı ihtiva ettiği için hak sahibinden de helallik almayı gerektirir. a- Yapılan hatayı pişmanlık, b- Onu yapmamak, terk etmek, c- Tekrar yapmamaya kesin kararlı olmak ve d- O İNSANDAN HELALLİK İSTEMEK. Tevbe budur. O kişileri bilmeniz veya bulmanız mümkün değilse o durumda çokça istiğfar etmeye, onlar için sadakalar vermeye çalışınız.
Durum şöyle olsa idi mesela Müslüman olmayan biri kanser olduğunu anlayınca Müslüman olsa idi, ona Müslüman değilsin demeyecektik. Küfürden dönmek bile mümkün iken küfürden çok daha alt düzeyde olan bir günahtan dönmek neden mümkün olmasın? Yeter ki bu kişi son nefeslerinde bunu yapmış olmasın.
Allah zulmetmez. Hâşâ zulüm Allah’ın işi değildir. Cezalandırmayı kastediyorsanız, Allah dilediğini yapar ama onun genel kanunu rahmetini daha geniş tutmaktır.