Fetva Meclisi
Soru
Hocam, siz her şeyin bir Müslümancasını tavsiye ediyorsunuz. Peki, hediyenin de Müslümancası mı olacak?
Cevap
Benzer fetvalar
Kural şöyledir: Müslüman, istemeden, beklenti içinde olmadan kendisine verilen hediyeyi alır. Bunda bir sakınca yoktur. Hediyeleşmek Müslümanlar arasında bir sünnet uygulamasıdır. Genel kural böyledir. Sizin durumunuzda ise şu noktalara dikkat etmelisiniz: a- Siz sürekli “hediye alan” durumda olduğunuzda ezileceksiniz. İyi niyetle bugün size getirip hediye verenler yarın bunun bedelini en azından onların münker bir işine sessiz kalma olarak bekleyebileceklerdir. Sürekli alan biri için görünen sonuç budur. Siz hediye vermeye kalksanız kime ne kadar vereceksiniz? b- Eğer hediye yaptığınız bir iş için mesela çocuğuna Kur'an öğrettiğiniz için size verilse yine durum böyledir, biraz daha da ağırlaşmış demektir. Maaş aldığınız bir iş için hediye almış duruma düşmüş olursunuz. Aynı zamanda yaptığınız işte ihlasınız da etkilenecektir. c- Size hediye verenlere güzel teşekkürler edin, memnuniyetinizi beyan edin. Karşılık hediye verebildiklerinize siz de hediye verin. Bu durumu çok da istemediğinizi hissettirin onlara. Özellikle de insanların önünde size hediye getirenlere karşı bu inceliği muhakkak gösterin. Allah yardımcınız olsun. Bulunduğunuz noktada Peygamber aleyhisselamın makamını temsil etmektesiniz. En küçük hatanız bile insanların en büyük hatalarına gerekçe yapılabilir. Allah mübarek etsin işinizi.
Hediyeleşmek insan hayatının renklerinden biridir. İnsanlar maddi varlıklar, manevi değerler üzerinden hediyeleşirler. Tatlı bir söz de bir nevi hediyedir. Hediye hayatın içinde önemli bir yer tuttuğuna göre dinimizin de onunla alakalı hükümleri muhakkak olacaktır. Dinimiz bizi, hiçbir noktada boşlukta bırakmamıştır. 1- Hediye helal olan bir şeyle gerçekleşmelidir. Yiyecekten giyeceğe kadar helal olmayan bir şey hediye olarak verilmez. Müslüman ne öyle bir hediye verir ne de onu kabul eder. 2- Memurların veya bir imza yetkisi ile bir koltukta oturanların hediye almaları haramdır. O hediyeyi sorunsuz bir hediye yapmaları zordur. 3- Alacaklının borçludan hediye alması da caiz görülmemiştir. Borç veren, Allah için bir iş yapmıştır, karşılığında bir hediye almamalıdır. 4- Dine zarar veren bir etki oluşturmayacaksa sadece ticari ilişkilerden veya sosyal bağlantılardan kaynaklanıyorsa kâfirlerden hediye alınabilir, onlara hediye verilebilir. Yine de bu tür bir hediyeleşmeye ihtiyatlı yanaşmak evla olandır. 5- Hediyeler gerçekçi ve kişiliği temsil eder nitelikte olmalıdır; - İsraf olmayan, - Abartı taşımayan, - İşe yarar, - Minnet altında tutmayan, din ve öz kültürü yansıtan hediyeler tercih edilmelidir.
Bir kere, içeriği helal olduğu sürece Müslüman olmayanlarla hediyeleşmede bir sakınca yoktur. Müslüman olan veya olmayan ayırmadan sosyal ilişkilerimizi sürdürebiliriz/sürdürmeliyiz de. Yeter ki içeriği helal olsun ve bir harama kapı aralamak için verilmiş/alınmış olmasın. Bunu böyle tespit edelim. Doktor, kendisine verilen hediye ile hastaya olan alakasını daha hasta lehine olacak şekilde değiştiriyorsa bu hediye sakıncalıdır. Özellikle de devlet hastanelerindeki doktorların “hediye öncesi ve sonrası” denebilecek muhtemel tavırları, söz konusu hediyenin helal olmayacağını gösterebilir. Bunun için şöyle bir kural oluşturabiliriz: Doktorun hasta üzerindeki işlemi bittikten sonra hastanın vereceği hediye sıradan bir hediye kabul edilebilir. Doktorun bir beklentisi yokken ona verilen hediye, doktorun tavrını da değiştirmiyorsa yani doktor olarak yapması gerekeni zaten yapıyorsa mesela o hastaya haksız olarak öncelik tanımıyorsa böyle bir hediyeyi normal kabul edebiliriz. Özellikle devlet görevlisi doktorların ve benzeri etkin meslek sahiplerinin hediye kabulünü esastan kaldırabilmeleri ise takvaya yakın olan daha güzel bir uygulama olur. Allah yardımcınız olsun.
Hediye verilmesi; el ile temas etmemek, ileri derecede muhabbet etmemek ve halvet durumunda olmamak (yani başkasının giremeyeceği bir ortamda baş başa kalmamak) şartlarını sağlanıyorsa caiz olmaktadır.
Selamünaleyküm. İlke olarak o hediyeler alınabilir ama onların hediye verme maksadı olan memuru gevşetme, sizi ne kadar etkileyecek ona bakın. Kendinize güvenemiyorsanız almayın, kalbiniz rahat etsin.
Dinimize göre hediyeleşmek mendub bir iştir yani hoş görülmüş ve teşvik edilmiştir. Hediyeleşmenin ana gayesi de insanlar arasındaki muhabbet ve sosyal ilişkilerin güçlenmesi olmalıdır. Hediyeleşmeye mahsus hükümler de vardır. Hediyeleşmek bir veren bir de alanın bulunması ile mümkündür. Kendisine hediye verilen verileni almadıkça hediye gerçekleşmez. Çağdaş teslim yöntemleri ile de hediyeleşme gerçekleşebilir. İnsan kendisine ait olanı hediye edebilir. Başkasının malından veya kamu malından hediye verilemez. Hediyenin de dinen mal kabul edilebilir bir şey olması gerekir. Borçlu alacaklıya hediye veremez, aksi olabilir yani alacaklı borçluya hediye verebilir. Baba ve annenin çocuklarına vereceği hediyelerde adaleti gözetmesi gerekir. Müslüman kâfire kâfir Müslüman’a dinen sakıncalı olmayan bir nesne olmak kaydı ile hediye verebilir. Kâfirlerin dini bayram ve günlerinde onlara hediye vermek veya o güne mahsus hediyelerini kabul etmek caiz değildir. Ancak onlardan gelecek bir hediye de din ve itikatlarına teşvik nitelikle bir durum oluşmuyorsa hediyeleri alınabilir. Nişanlılar arasındaki hediyeler ayrılma durumunda geri istenebilir. Tüketilen bir şey ise o istenmez. Eşlerin birbirlerine verdikleri hediyelerde daha sonra geri almak yoktur. Belli bir imza yetkisi taşıyan memur ve yöneticilerin makamlarında bulundukları sürece hediye alması genel olarak sakıncalı görülmüştür.
fakir konusundaki diğer fetvalar
Kamu malına zarar veren tevbe etmelidir ama tevbesi yeterli olmaz. Verdiği zararı tazmin etmesi gerekir. Olabiliyorsa o kuruma vererek, o mümkün değilse aynı oranda bir sadakayı fakirlere vererek bu vebalden kurtulmalıdır. Hak oluşmasının birey veya kamu farkı yoktur.
Net rakamlar biliyorsan onları çıkarırsın. Bir rakam bilemiyorsan yaklaşık bir rakam bulmaya çalış. Kalbini rahatlatacak rakamı tespit edince onu fukaraya dağıt. Tevbe de ettiğine göre biiznillah sorun kalmaz.
Yaptığınız yanlıştı ve bir kul hakkı idi. Sonradan müracaat etmeniz de doğru olmuş. Müdür almadı ise o kadar parayı bir fakire sadaka verin.
Gerekenden fazla verilmiş zekâtın fazla olan kısmı verenin sadakası olur biiznillah. Fakire temlik edildikten sonra da geri istenmez. Bir sonraki yılın zekâtı olarak önceden fazla verilmiş miktardan kesmek caiz olmaz çünkü zekât bir ibadettir. Her seferinde tıpkı her vaktin namazı gibi yeni bir niyetle yerine getirilir. Bu yıl zekât verecek olan verirken niyet eder de verir. Niyetsiz hiçbir ibadet muteber olmaz. Dolayısıyla önceki yıldan artanı daha sonra gelecek yıla saymak mümkün değildir.
Fakiri, zengin olmayan olarak anlamalıyız. Fakir, hiçbir şeyi olmayan aç ve açık kimse olması gerekmez. Elbette zekât veya sadaka verirken fakirler arasında da daha elzem ve daha müstahak gibi tasnifimiz olacaktır ama genel olarak fakirin kimliğini belirleyen şu noktaları tespit edebiliriz: Fakirlik standardını yaşanılan toplum ve zamana göre belirlemek gerekir. Bir zamanların zengin sayılanları teknoloji zamanında fakir düzeyine inmiş olabilir. Toplumun kullandığı ve tükettiği eşyanın niteliği bu etkiyi oluşturabilir. Kişinin giyim ihtiyacı meşrudur. Bir yaz için bir de kış için giyiminin bulunması meşru bir ihtiyaçtır. Gıda ihtiyacının doyup beslenecek düzeyde olması meşru bir ihtiyaçtır. Bu konuda da yaşanılan toplum dikkate alınmalıdır. Örnek olarak muz, dünyanın pek çok yerinde lüks bir gıda sayılırken üretildiği ana merkez durumundaki Afrika’da sıradan ve belki de doyurmayan bir gıdadır. Yörenin yaygın tüketimi ve kişinin özel tüketimi için gerekli gıda bir ihtiyaçtır. Mesken ve meskenin iç donanımı, bu zamana göre gaz, su ve elektrik ihtiyacı meşrudur. Buna göre de evine elektrik bağlayamamış olmak bir eksikliktir. Yatmak ve oturmak için asgari bir mefruşat ihtiyacı meşrudur. Yaşadığımız zamanda mesela çamaşır makinesi için lüks bir ihtiyaç diyemeyiz ama çamaşır makinesinin lüksü için gereksiz diyebiliriz. Evde bulundurulan eşya için genel olarak bu kuralı kullanabiliriz. Binek ihtiyacı meşru bir ihtiyaçtır. Zamanımızda toplu taşıma araçlarının kullanılması bu ihtiyacı karşılayabilir. Bu nedenle binek açısından fakirlikten söz edebilmek için yaşadığı şehirdeki toplu taşıma araçlarını kullanamama durumunda olmak dememiz mümkündür. Temel kültür için gerekli kitaplar ve kitap durumundaki araçlar meşru bir ihtiyaçtır. Kişinin iş yapabilmesi için gerekli alet ve malzeme mesela bakkalın tezgâhı, buzdolabı meşru bir ihtiyaçtır. İletişim için zorunlu duruma gelen araçlar (telefon/bilgisayar) meşru bir ihtiyaç olarak kabul edilmelidir. Şüphesiz sözü edilen bu araçların ne kadar zorunlu ne kadar lükse kaçmış olduğu kişiye göre belirlenecektir. Basit bir cep telefonu ile pahalı bir cep telefonu arasındaki fark meşrulukla ilgili çizgiyi belirleyebilir. Özel ve pahalı tedavi gerektiren bir hastanın kendisi veya öyle bir hastaya bakan velisi zekât açısından meşru bir ihtiyaç sahibi kabul edilebilir. Zorunlu eğitimi (kendisi veya bakmakla yükümlü olduklarından biri için) karşılayabilecek durumu olmayan birisinin ihtiyacı meşru bir ihtiyaçtır. Zekât verilecek fakirle ilgili belirlenmiş bulunan NİSAB MİKTARI MALI OLMAYAN KİŞİ ifadesini yaşadığımız zaman için böyle anlamamızda bir sakınca yoktur. Buna rağmen insanların israf ve lüks tüketimini de dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı olarak göreceğiz elbette. Fakirliğin iliklere kadar sızdığı bir evle, israftan ötürü fakir kalan bir ev arasında muhakkak ayrım yapılacaktır.
Böyle bir söz vardır ama bu şekliyle sahih hadis değildir. Bu anlamı destekleyen sahih hadisler vardır. Kıyamet, herkesin malını nereden kazanıp nereye harcadığının hesabını vermeden bir yere gidemeyeceği bir zamandır. Fukara muhacirlerin cennete zenginlerden önce gireceklerine dair de hadis vardır. Allah Teâlâ o gün hepimizin yardımcısı olsun.