Fetva Meclisi
Soru
Namaza tam olarak başlayalı yaklaşık bir yıl oluyor. Bugüne kadar iyi kötü devam ettirdim ancak uzun bir süredir kılarken çok zorlanıyorum, kaçırdığım vakitler artmaya başladı. Hayatımdan bazı günahları çıkartmama rağmen durum bu. Bu durumda, ‘Allah beni huzuruna kabul etmiyor’ şeklinde mi yoksa ‘zor olan ibadet daha faziletlidir’ diye mi düşünmem lazım?
Cevap
Benzer fetvalar
İman eden her insan, namazın karşısına hiçbir engeli çıkarmayacağına söz vermiş sayılır. Rabbimizin kuluna ilk hesabı namazdan olacaktır. Namazın hesabı verilmeden de diğer amellerimiz ne kadar iyi olursa olsun geçilmeyecektir. Namaza karşı gevşekliğin, -Allah korusun- dinden soğumaya bile götürebileceğini unutmamak gerekir. Kaldı ki yabancı bir ülkedesiniz ve bu sizin daha da hassas ve ciddi olmanızı gerektirir. Ortam ve çevre olarak namaz ehli olanların daha az bulunduğu hayatı yaşıyor olabilirsiniz. Ancak bu asla bir mazeret ve gereçle değildir. Çok acil olarak tevbe edip geçmişi de kaza etmeye karar verin. Namaz üzerinden tartışmaya bile yanaşamayız. Zaten her genç namazını kılar, ihmal etmez diye bakarız. Çünkü iman ettik, namazı da kılmaya söz verdik demektir. Bu hassasiyeti kazanabilmek için; 1.Namazlı arkadaş grubu: Böyle arkadaşlar size hatırlatıcı ve toparlayıcı olacaktır. Eğer böyle bir kişi etrafınızda yoksa bile Allah’tan bunun için yardım isteyin. 2.İlim Meclisi: Muhakkak iyilerle, namaz ehli insanlarla beraber olup haftalık hadisi şeriflerle ihya olmak iyi gelecektir. 3.Dillendirmemek: “Namazımı kılamıyorum, aksatıyorum” gibi sözleri kendinize bile itiraf etmeyin. Bunu zihninizde normalleştirmekten de Allah’a sığının. 4.Dua: Şeytanla girilen her mücadelede düştüğümüz yerden kalkmayı becermek zorundayız. Yılmadan, usanmadan bu mücadeleye devam edeceğiz. Allah-u Teâla’dan namazda ölene kadar devamlı olmak için bolca dua edin. Çünkü her ibadet ancak Rabbimizin dilemesiyle gerçekleşecektir. 5.Tevbe: Düştüğünüz bu hatadan dolayı mümkün olduğunca kendinize hatırlatmada bulunun ki bu durum sizi tevbeye sevk etsin. İhmalkârlık ve kazaya bırakmış olmak en büyük tevbeyi gerektiren önemli hususlardandır. Rabbim namazı dosdoğru kılanlardan eylesin bizleri.
Sevgili kardeşim, sadece bu düşüncede olmak bile Allah’ın izni ile imanın korunması için bir artıdır. Kişinin imanının elinden gitmesi korkusuyla yaşaması başlı başına bir seviyedir. Her şeyden önce bu endişeniz canlı kalmalı ve kendinizi bir an bile olsa garanti görmemeyi sürdürmelisiniz. Bununla birlikte size, hepimize maddeler halinde bir liste hazırlayacak olursak şunları söyleyebiliriz: İslam, birliktelik dinidir. Yalnız başına kalmak, başlı başına bir afettir. Eksik ve kusurlara rağmen her zaman bir topluluk ile beraber olmak tercih edilmelidir. İnsan kendi başına yeterli olamaz. Her daim istişare edilecek, hayatın zorlukları ve güzellikleri karşısında danışılacak, tecrübeli yaşça ve ilimce büyüklerden oluşan bir kadronun tavsiyeleri ile yol almak hepimiz için vazgeçilmez olmalıdır. Haramlara bulaşmamak değil, haramlara yaklaşmamak temel esas olmalıdır. Zira imanın etrafında cirit atan şeytan bu noktalardan sokulmayı öncelemektedir. Benzer şekilde şüpheli konuları da uzak kalma eylemiyle değerlendirmek gerekir. Dine ait olmayan ama din diye sanılan "bidat" fiil ve düşüncelerden kaçmak imanın korunmasının en temel şartlarındandır. İmanın önünde destek olarak duran ilk başlıklarımızdan biri de ibadetlerdir. Farz olan namaz, anne babaya iyilikle muamele etmek gibi görevlerimiz ihmal edilmemelidir. Hatta bunların üst perdeden yapılması gevşetilmesinin önüne geçmektedir. Mesela; namazların camide cemaatle kılınması, camisiz cemaatle kılınmasına tercih edilmelidir. Bu olamıyorsa camisiz cemaatle kılmak, yalnız başına kılmaya öncelenmelidir. Bu da olamıyorsa vaktinde tek kılmak, gecikmiş tek kılmaya tercih edilmelidir.
Güzel kardeşim, “İslam nedir?” sorusuna namazdır, hactır gibi cevaplar veririz. Evet doğru. Ancak İslam aynı zamanda, bin kere yıkılsan da, kendinden ve yapabileceklerinden emin olmasan da Allah’ın seni her defasında kaldıracağına, sana o heyecanı, ibadetlerini yapabilecek gücü verebileceğine inanmaktır. Rabbimizden umudumuzu kesemeyiz. Her defasında namazını kılabilen, dinin emirlerini hakkıyla yerine getiren, ahlakı Kur’an’ın tarif ettiği gibi olanlardan olabilmek düştüğümüzde aynı heyecanla yola devam ederek olabilecektir. Tüm ibadetlerini zahiren yapmayı başarabilenlerin de farklı imtihanları var elbette. Sizin imtihanınız da bu. Ama bir gün istediğinizden, hayal ettiğinizden çok daha güzelini verecektir Rabbimiz. Şu an bir sınavda olduğunuzu ve bu isteğinizde ne kadar samimi olduğunuza dair bir teste tabi tutulduğunuzu düşünün. Bu zamanda şeytanın en çok kullandığı silahlarından biri Allah’ın kapısından umutsuz olarak geri dönüleceğini, ne kadar istesen de asla ibadetlerini tam yapamayacağına dair başarısızlık, heyecansızlık vererek sonu olamayan bir döngüye girdiğini vehmettirmektir. Ki bu hastalık olarak bir mümine yeter de artar. Yılmayın ve dua edin kendinize. Ailenizin verdiği tepkilere ve sizi gördüğü konuma rağmen kendinizi yeterli hissetmeyip hep bir adım ilerisi için daha güzeli, olması gereken ne ise onu huzurla, gönül ferahlığı ile yapabilmek için her daim dua edin. Vazgeçmeyin, umutsuzluğa kapılmayın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Şeytan sizi etrafınızdakilerin övgüleriyle yeterliymişsiniz gibi hissettirdiği zamanlarda sizden daha iyilere bakın. Çevrenizi değiştirin. Durumu sizden daha iyi olanları gördüğünüz ve duyduğunuz zaman sadece tesettürünüzün yeterli olmadığını ve daha çok dua ederek sımsıkı sarılmanız gerektiğini anlayacaksınızdır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
Namazın bir gözle izlenebilen fiziki yönü vardır, bir de maneviyatı yükselten ve Huşû’ adını verdiğimiz yönü vardır. Huşû’ yönü eksik olan namaz, böyle şikâyetlere sebep olan namazdır. Namaz Rabbimize en yakın olduğumuz andır. Biz O’nu göremiyorsak da O, bizi gördüğüne göre, namaz ve secdeyi bu şuurla eda etmemiz gerekir. İşin aslı huşû’ içinde namaz kılmaktır. Huşû’, abdest gibi alınabilir, tutulabilir bir nesne değildir. Huşû’ ile namaz kılmaya karar vermekle namaz huşû’ ile kılınmış olmuyor. Huşû’, kalbin eylemlerindendir. Mü’min bir insanın kalbi üzerindeki tasarrufu, kalbe verilen öneri ve talimatlar, kalbin maneviyata etki ettiği diğer alanlar gibi huşûu da etkileyecektir. Her şeyden önce, kalbimizin işgal altında olup olmadığını kontrol etmemiz gerekiyor. Dualarımızda Allah’tan istediğimiz şeyler arasında kalbimizin selameti isteği muhakkak bulunmalıdır. Ürperen kalp, yaşaran göz sahibi olmak büyük nimettir. Namazın huşû’ içinde kılınabilmesi için: - Namazın ön şartları olan taharet, abdest ve setr-i avret gibi emirlerde titiz olmak gerekir. - Namazın kesinlikle ilk vaktinde kılınmasına çalışılmalıdır. - Cemaatle kılınmayan namazı eksik görmeliyiz. - Farzların öncesi ve sonrasındaki nafileler muhakkak kılınmalıdır. - Namazın sünnetleri ve adabı ihmal edilmemelidir. - Namaz zihni meşgul edecek şeylerin bulunmadığı bir yerde kılınmalıdır. Hatta nakışlı, resimli seccade bile kullanılmamalıdır. - Namazda, tefsiri bilinen yerler okunmalıdır. - Her namazdan sonra, o namazın kabul olması için dua edilmelidir.
Namaz ve diğer ibadetler bir mücadeleyi yansıtır. Olmamız gerekenle bulunduğumuz konum arasında iniş veya yükselişi izletir bize namazlar. Evet, olması gereken namaz mesela bin derecedir ve bizimki de elli derecedir diyelim. Bu asla namazımızı ihmal etme nedenimiz olamaz. Bin yerine bir bile olsa neticede o namaz namazdır. Mücadele gerekliliği, heyecan çoğaltma arzusu yıldırma nedenine dönüştürmemelidir. Huşu gerekçesi ile asla namaz bozmayın. O nedenle namaz tekrar etmeyin. Böyle bir yanlış huşu eksikliğinden daha fazla yanlış biriktirir. Namazın fıkhına dair gereklerini yapın. Namaz öncesinde dünyevi meşguliyetleri azaltın. Namaz esnasında göz ve kulak kirliliğini mümkün olduğu kadar azaltın. Ve namaza durun. Belki on yıl sürecek bir eğitim sonunda siz istediğiniz noktaya geleceksiniz. Her namazın kendisi bir eğitim uygulamasıdır. Siz erken bekleyerek iyi bir beklenti içinde oluyorsunuz ama şeytanın sizi meşgul edebileceği bir boşluk bırakmayacaksınız. Böyle bir boşluktan girip şeytan sizi namazsız bırakabilir. Çok dikkat edin. Namaz ilmihaline tam uyun. Elinizden geleni yapın. Allah’a sığınmanız tam olsun. Gerisini de zamanla düzelecek olarak bilin.
Namazın hakkını verecek kadar hızlı kılmanızda umarız bir sakınca olmaz. Ancak muhtemelen sizi günahlar ağırlaştırıyordur. Çevrenizi gözden geçirin. Sizi namazdan alıkoyacak nedenleri aşmaya çalışın. Allah'a yönelmenin yollarını siz arayın. Allah rahmetiyle muamele buyursun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İnsan hata eder, hatanın da bir bedeli olur. Hainlik etmedikçe veya yapmamanız gereken bir dalgınlık yapmadıkça mesela cep telefonu ile oynarken öyle bir hata yapmış olmadıkça yaptığınız hatadır. Bu hatada iki sonuç çıkar. Birincisi, devletin koyduğu ceza ne ise onu ödersiniz. İkincisi de, bir insanın hata ile ölümüne sebep olduğunuz için iki ay oruç tutarsınız. Allah yardımcınız olsun.
Sarhoş iken zaten namaz kılmak mümkün değildir, kılınan da kabul olmaz. Sarhoşluk geçtikten sonra ise o kırk gün içinde kılınan namazın bereketi olmaz. İçkinin helalliğine inanıp yani haram olduğunu inkâr ederek kullanan o hâliyle ölürse cahiliye ölümü ile ölmüş olur.
Teheccüd nafile bir ibadettir. Nafile ibadet için kul hakkı ihlal edilemez. Sabah namazı olsa idi böyle bir hak doğmazdı. Başka bir yöntem geliştirin, normal kalkabilen birinin sizi kaldırmasını isteyin. Titreşimli telefonu kullanın..
Çalışmadığınız için vebale girmezsiniz. Çalışırsanız sevap kazanabilirsiniz. Mesleğinizi unutmamaya çalışın. Yavrunuz büyüyünce de yarım mesai de olsa çalışın. Bir haramla karşılaşacak olursanız bırakırsınız.
Anne ile kastınız sizin anneniz yani babanızın eşi ise durum şöyledir: Ölenin eşi: %12,5 Oğullarının her biri: %15,909 Kızlarının her biri: % 7,955 alır.
Bu ve benzeri hadislerde geçen bu tür ifadelerin elbette en iyi anlamını Allah Teâlâ bilir. Biz ise ashabı kiramdan itibaren bize intikal eden yorumları bilebiliriz. Burada anlaşılması gereken tahmin şudur: 'Bu anlayışı itikat edinir olarak ölmeleri durumunda cennete giremezler.' Neticeyi böyle anlarız. Bunun bir alt derecesi de bu işlerin Allah'ın azabını getirecek ağır hatalar olduğudur.