İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Namaz kılarken, eski insanlardan anlatılan o manevi huzuru ben hiç bulamıyorum. Eskiler, namazda Allah’ın huzurunda durur gibi durmanın hakkını veriyorlarmış. Ben ise namazda olduğum zaman daha fazla düşüncelere dalıyorum. Cemaatle namaz kılarken, imamın sesi sanki bir ninni gibi geliyor bana. İyi bir namaz kılabilmek için ne yapmam lazım?

Cevap

Namazın bir gözle izlenebilen fiziki yönü vardır, bir de maneviyatı yükselten ve Huşû’ adını verdiğimiz yönü vardır. Huşû’ yönü eksik olan namaz, böyle şikâyetlere sebep olan namazdır. Namaz Rabbimize en yakın olduğumuz andır. Biz O’nu göremiyorsak da O, bizi gördüğüne göre, namaz ve secdeyi bu şuurla eda etmemiz gerekir. İşin aslı huşû’ içinde namaz kılmaktır. Huşû’, abdest gibi alınabilir, tutulabilir bir nesne değildir. Huşû’ ile namaz kılmaya karar vermekle namaz huşû’ ile kılınmış olmuyor. Huşû’, kalbin eylemlerindendir. Mü’min bir insanın kalbi üzerindeki tasarrufu, kalbe verilen öneri ve talimatlar, kalbin maneviyata etki ettiği diğer alanlar gibi huşûu da etkileyecektir. Her şeyden önce, kalbimizin işgal altında olup olmadığını kontrol etmemiz gerekiyor. Dualarımızda Allah’tan istediğimiz şeyler arasında kalbimizin selameti isteği muhakkak bulunmalıdır. Ürperen kalp, yaşaran göz sahibi olmak büyük nimettir. Namazın huşû’ içinde kılınabilmesi için: - Namazın ön şartları olan taharet, abdest ve setr-i avret gibi emirlerde titiz olmak gerekir. - Namazın kesinlikle ilk vaktinde kılınmasına çalışılmalıdır. - Cemaatle kılınmayan namazı eksik görmeliyiz. - Farzların öncesi ve sonrasındaki nafileler muhakkak kılınmalıdır. - Namazın sünnetleri ve adabı ihmal edilmemelidir. - Namaz zihni meşgul edecek şeylerin bulunmadığı bir yerde kılınmalıdır. Hatta nakışlı, resimli seccade bile kullanılmamalıdır. - Namazda, tefsiri bilinen yerler okunmalıdır. - Her namazdan sonra, o namazın kabul olması için dua edilmelidir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namaz ve diğer ibadetler bir mücadeleyi yansıtır. Olmamız gerekenle bulunduğumuz konum arasında iniş veya yükselişi izletir bize namazlar. Evet, olması gereken namaz mesela bin derecedir ve bizimki de elli derecedir diyelim. Bu asla namazımızı ihmal etme nedenimiz olamaz. Bin yerine bir bile olsa neticede o namaz namazdır. Mücadele gerekliliği, heyecan çoğaltma arzusu yıldırma nedenine dönüştürmemelidir. Huşu gerekçesi ile asla namaz bozmayın. O nedenle namaz tekrar etmeyin. Böyle bir yanlış huşu eksikliğinden daha fazla yanlış biriktirir. Namazın fıkhına dair gereklerini yapın. Namaz öncesinde dünyevi meşguliyetleri azaltın. Namaz esnasında göz ve kulak kirliliğini mümkün olduğu kadar azaltın. Ve namaza durun. Belki on yıl sürecek bir eğitim sonunda siz istediğiniz noktaya geleceksiniz. Her namazın kendisi bir eğitim uygulamasıdır. Siz erken bekleyerek iyi bir beklenti içinde oluyorsunuz ama şeytanın sizi meşgul edebileceği bir boşluk bırakmayacaksınız. Böyle bir boşluktan girip şeytan sizi namazsız bırakabilir. Çok dikkat edin. Namaz ilmihaline tam uyun. Elinizden geleni yapın. Allah’a sığınmanız tam olsun. Gerisini de zamanla düzelecek olarak bilin.

Hocam ben üniversite öğrencisiyim. Kendi evimden çıkıp başka memlekete gelince İ
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Huşu’ namazda Allah’ın huzurunda bulunduğun idraki ve pratiği ile namazı kılmaktır. Bu da dünyalık düşünceleri dışarıda bırakmak demektir. Tam bir huşu’ ile namaz kılmak mümkün değildir denemez. Mümkün olmayan bir şeyi Rabbimiz bizden istemez. Başlar başlamaz, namazları huşu’ ile kılmak da zordur. Bunun ortalaması şöyle bulunabilir: Her kılınan namaz, kılanı biraz daha huşu’ ile kılmaya yaklaştırır. Bu belki yıllar alır ama her namaz, aynı zamanda bir eğitim olur onun için. Dünya meşgalesi içinden geçilen bir namazda zihin meşguliyetlerinin olması biraz normaldir de. Mümkün olduğu kadar namaz öncesinde gergin olmamaya gayret edilir. Namaz kılınan ortam cami ve benzeri namaza tahsis edilmiş yer olur. Ses kirliliği, görüntü yoğunluğu gibi sıkıntılara karşı mümkün olduğu kadar tedbir alınırsa bir nebze huzurlu bir namaz kılınabilir. Netice olarak, namaz huşusuz olunca kabul olmaz diye bir kural yoktur. Huşu’ hedefine doğru yürüdükçe biiznillah sıkıntı da olmaz. Allah yardımcımız olsun.

Hocam ben namaza yeni başladım fakat namaz kılarken o kadar çok şey geliyor ki a
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur’ân-ı Kerîm’de huşû ile namaz kılmak, müminin ayırıcı niteliklerinden biri olarak zikredilir. (el-Mü’minûn, 23/2) Resûlullah (s.a.s.), “Namaz gözümün nuru kılındı.” (Nesâî, ‘İşratü’n-nisâ, 1 [3939-3940]) buyurarak namazın özel durumuna işaret etmektedir. Namazda huşû; dikkati dağıtacak dış etkenlerden uzak olup kalbin Allah’a (c.c.) bağlanabilmesi ile gerçekleşir. Kişinin iç dünyasında yaşadıkları, düşünceleri namazındaki huşûunu etkiler ve davranışlarına da yansır. Bu sebeple namaz kılarken kişi Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilincinde olmalı, zihin ve gönül dünyası ile namaza yönelmeli; sağa sola bakmak, elbisesiyle oynamak ve ta’dîl-i erkânariâyet etmemek gibi hâl ve hareketlerden kaçınmalıdır. Okuduğu sûre ve zikirlerin anlamına odaklanmaya çalışmalıdır. Bunun yanında namazda iken akla gelen haricî düşüncelerin peşine düşmemeye ve Rabbinin huzurunda olduğunu hatırlayarak zihnini toparlamaya gayret etmelidir.

Namazda huşû için nelere dikkat edilmelidir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bunların hiçbiri cevap değildir. Asıl anlamamız gereken sır şudur: Bu hayatta sınav için varız. Sınav ise bizim keyfimize göre olmaz/olmayacaktır. Önümüze çıkanı kazanmaya çalışacağız. Önümüze çıkacak sınav ise hayat kadar çok ve renklidir. Namazla sınanmak ise bu renklerden biridir. Hiç kılmamak, kılıp bırakmak, kılarken hakkını verememek, sonradan ihmal etmek ve daha nice renkler vardır. Hepsine hazır olmamız gerekir. Bir kere, iki kere, yüz kere yıkılabiliriz ama yeniden kalkmaya hazır olmayız. Bu da bizim irademizle olacaktır. Duayı da unutmayın sakın!

Namaza tam olarak başlayalı yaklaşık bir yıl oluyor. Bugüne kadar iyi kötü devam
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İman eden her insan, namazın karşısına hiçbir engeli çıkarmayacağına söz vermiş sayılır. Rabbimizin kuluna ilk hesabı namazdan olacaktır. Namazın hesabı verilmeden de diğer amellerimiz ne kadar iyi olursa olsun geçilmeyecektir. Namaza karşı gevşekliğin, -Allah korusun- dinden soğumaya bile götürebileceğini unutmamak gerekir. Kaldı ki yabancı bir ülkedesiniz ve bu sizin daha da hassas ve ciddi olmanızı gerektirir. Ortam ve çevre olarak namaz ehli olanların daha az bulunduğu hayatı yaşıyor olabilirsiniz. Ancak bu asla bir mazeret ve gereçle değildir. Çok acil olarak tevbe edip geçmişi de kaza etmeye karar verin. Namaz üzerinden tartışmaya bile yanaşamayız. Zaten her genç namazını kılar, ihmal etmez diye bakarız. Çünkü iman ettik, namazı da kılmaya söz verdik demektir. Bu hassasiyeti kazanabilmek için; 1.Namazlı arkadaş grubu: Böyle arkadaşlar size hatırlatıcı ve toparlayıcı olacaktır. Eğer böyle bir kişi etrafınızda yoksa bile Allah’tan bunun için yardım isteyin. 2.İlim Meclisi: Muhakkak iyilerle, namaz ehli insanlarla beraber olup haftalık hadisi şeriflerle ihya olmak iyi gelecektir. 3.Dillendirmemek: “Namazımı kılamıyorum, aksatıyorum” gibi sözleri kendinize bile itiraf etmeyin. Bunu zihninizde normalleştirmekten de Allah’a sığının. 4.Dua: Şeytanla girilen her mücadelede düştüğümüz yerden kalkmayı becermek zorundayız. Yılmadan, usanmadan bu mücadeleye devam edeceğiz. Allah-u Teâla’dan namazda ölene kadar devamlı olmak için bolca dua edin. Çünkü her ibadet ancak Rabbimizin dilemesiyle gerçekleşecektir. 5.Tevbe: Düştüğünüz bu hatadan dolayı mümkün olduğunca kendinize hatırlatmada bulunun ki bu durum sizi tevbeye sevk etsin. İhmalkârlık ve kazaya bırakmış olmak en büyük tevbeyi gerektiren önemli hususlardandır. Rabbim namazı dosdoğru kılanlardan eylesin bizleri.

Hocam, ben yurt dışında bir üniversitede eğitim görüyorum. Bazen namazlarımı aks
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Şu kadar veya bu kadar herkesin namazında vardır bunlar. Namazın kendisi bir eğitimdir. Namaz zaten bu esintileri düzeltmek içindir. Her şeye rağmen yılmayıp namaza devam edeceksiniz ve bir zaman sonra bunlar gitgide azalacak ama tamamen bitmesi yoktur. Çünkü namaz bir mücadeledir. O mücadelenin içinde sıkıntının olması kadar tabii ne vardır?

Selamünaleyküm hocam. Ben namaz kılarken binbir türlü düşünceler geçiyor, çok hu

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İki mübarek şehir Mekke ve Medine’nin içinde bulunduğu toprak parçasına adını veren Suudi Arabistan Devleti, adından da anlaşılacağı gibi Suud ailesinin hükümranlığında bir devlettir. Krallıkla yönetilmekte olan devletin, bütün diğer halkı Müslüman olan ülkelerden farklı tarafları vardır. Dışarıdan izlendiğinde başka, içeriden tahlil edildiğinde başka şeylerle karşılaşmak mümkündür. Suudi Arabistan hakkında şu tespitleri yapabiliriz: Suudi Arabistan, Suud ailesinin, Osmanlı Hilafetine baş kaldırması ile kurulmuş bir devlettir. Baş kaldırmadan, devletin kurulmasına kadar olan süreç, İngiliz kışkırtması ve desteği ile tamamlanmıştır. Dolayısıyla devlet, İngilizlerin kurdurduğu bir devlet olma özelliğine sahiptir. Yirminci asrın başlarından itibaren Amerika da Suudi Arabistan’da söz sahibi olmuş, özellikle ellili yıllardan sonra sözü daha güçlü olmuştur. Suudi Arabistan’ın, Mekke ve Medine’den ötürü özel bir konumu olduğu herkesçe bilinir. Bunun için de, Kur’an’la hükmeden bir devletin orada bulunması uygun görülmüştür. Gerçekten de Suudi Arabistan, en az Osmanlı kadar, İslam’la renklendirilmiş bir devlettir. Her şeyde İslam önceliği vardır. Kraliyet ve kraliyeti birinci dereceden ilgilendirebilecek konular dışarıda tutulursa, hemen hemen her yerde İslam’a göre olma niteliğini gözetlemek mümkündür. Eğitimden ticarete, camiden düğüne kadar her yerde, dinden kaynaklanan görüntü vardır. Ülkenin en önemli gelir kaynağı olan petrolün nasıl işletilip, servetin ne yapıldığı hakkında kimsenin soru sorması veya bir araştırma yapması mevzu bahis olamaz. Bu iki engele takılır: Biri, kraliyetin özel konuları engeli, diğeri de Amerikan menfaatleridir. Bu yüzdendir ki, büyük zenginlerle sefiller aynı şehirleri paylaşırlar orada. Suudi Arabistan, Mekke ve Medine’yi topraklarının doğal bir parçası olarak gördüğünden, bir milyardan fazla Müslüman’ın hac ibadetini eda etmesi için gerekli olan yatırımları, istediği gibi, istediği zamanda yapar. İslam Konferansı Örgütü üzerinden göstermelik bir iki danışmanın dışında, bu iki merkeze asla müdahale ettirmesi söz konusu olmamıştır. Eğer biz niyetlere bakmayacak ve kimsenin neyi neden yaptığını karıştırmayacaksak, Suudi Arabistan bir İslam devleti görüntüsündedir. Vahhabilik ve selefilik gibi iddialar, dikkate almaya değmeyecek kadar yüzeysel değerlendirmelerdir.

Suudi Arabistan bir İslam devleti midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Nasıl namazın bir fiziki görüntüsü bir de huşû’ olarak adlandırılan ve asıl namaz olan yönü varsa, Kur’an okumanın da dille kelimelerin telaffuz edilmesi ve Allah Teâlâ ile konuşma düzeyinde heyecan taşıma yönü vardır. Bir hoca efendinin önünde birkaç saatte ‘okuma’ bölümü çözülebilir niteliktedir. Nitekim mü’minlerin büyük bölümü ‘Kur’an okuru’ olma vasfını kolaylıkla kazanmıştır. ‘Kur’an okuru’ olmanın beraberinde, ‘Yürüyen Kur’an’ olma vasfı getirmediğini yoğun örnekler üzerinde görebiliriz. Bülbül gibi Kur’an okuyup, karga gibi İslam yaşama zilleti bir bulut gibi üzerimizde dolaşmaktadır. Mü’minin, bülbül gibi Kur’an okuyup, sahabi gibi Kur’an tatbik eden insan olmayı istemesi gerçekten büyük bir arzudur. Bu arzuda samimiyet varsa, biiznillah eninde sonunda ona ulaşılır. Ashabı kiramın tamamı iyi Arapça bilen kimseler değildi. Evet, Arapçası güçlü olanlar vardı ama Arap olmadığı halde onlarla beraber yürüyen Kur’an haline gelmiş olanlara ne diyeceğiz. Elbette Arapça bilmenin etkisi vardır. Bunu kabul ederiz. Lakin hayretimizi gizleyemeyeceğimiz bir gerçek incelenmeye değer görülmelidir: İyi Arapça bilen, Arapça ders verebilen, konuşabilenler, yürüyen Kur’an mıdırlar? Kur’an’a güzel ses yakışır elbette. Okuyanların sesinin güzel olması imrenilir bir nimettir. Ama Kur’an sese ve motife muhtaç değildir. Okuma ve amel kitabı olan Allah’ın kitabı Kur’an’ın üzerimizdeki hakkını verebilmemiz için şu hususlara önem vermemiz gerekmektedir. 1. İsteğimizde gerçekçi olup olmadığımızı kontrol etmeliyiz. Kur’an’dan ne istiyoruz? Ebeveyn, bir hocanın önüne çocuklarını oturttuklarında, ne istediklerini bilmelidirler. Kur’an’ı iyi okumak, Yasin ve Tebareke ezberlemek, namaz surelerine vakıf olmak olarak özetlenebilecek bir beklenti, bir iki ay içinde elde edilmektedir. Bu isteği elde edemeyenler pek azdırlar. Aslı itibarıyla mübarek olan bu isteğe yapılabilecek bir itiraz yoktur. Ama şunu tahkik etmeliyiz: Bu istenmesi gerekenin bir bölümüdür. Kolay ve zahmeti az olandır.Çocukların Kur’an öğrenmeleri başta olmak üzere, Kur’an’ı öğrenmeyi, okumasını, anlamasını ve amel etmeyi ihtiva edecek şekilde geniş tutmak gerekir. Önce mücerret okuma, ardından amel edilecek kuralları öğrenme, ardından da öğrenilen ayetler ve geneli üzerinde tefekkür etme süreci izlenmelidir. 2. ‘Ashabı kiramda olup da bizde olmayan nedir?’ sorusunun yegâne cevabı, imanın sindirilmesidir. Onlar, kahvaltılıklarına peynir alır gibi, vahiy meclisinden Kur’an aldılar. Kimi beş ayet öğrendi, evine gidip onları hazmettiğine kanaat getirince, gitti beş ayet daha öğrendi. O öğrendiklerini tatbik etmeye çalıştı. Anlamadığını sordu; utanıp sıkılmadı. Yanlışı uyarılınca küsmedi; istiğfar etti. 3. Bu öğrenme, beraberinde amel ve tefekkür getirdi. Böyle öğrenenler, ‘Haydi cihada!’ sesine kulak verdiler. Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğunda onu evirip, çevirmediler. ‘Ama!’ demediler. 4. Bir bu tarzı, bir de genç yaşta, neredeyse tek bir ayetinin ne dediğini anlamadan Kur’an’ı öğreneni düşünelim. Fark anlaşılacaktır. Muhakkak bizim, yaşadığımız şartlardan kaynaklanan özel sorunlarımız vardır. Sorunlarımızla hedefimizin arasında dengeli bir Kur’an eğitimi geliştirmek zorundayız. 5. Çevre çok önemlidir. Kur’an’ı, en iyi ifadeyle Kur’an’ın inceliklerine karşı soğuk bir ortamda öğrenmekle, Kur’an’la tutuşmuş bir cemaatin ortasında öğrenmek arasında büyük farklar vardır. Çevre mahrumiyetinden kaynaklanan eksikliğin telafisi üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Oturumlarımızın Kur’an gündemli hale getirilmesi, kendi aramızda, Kur’an birikimi olanların üstün tutulacağı bir siyasetin tatbik edilmesi gibi tercihler uygulanmalıdır. Evliliklerde, eş adaylarının ekonomik ve sosyal kimlikleri kadar, Kur’an’la ilişkilerinin de soruşturulması, sahabe düzeyinde bir uygulamadır. 6. Allah’tan cennete koymasını, bize salih evlat vermesini dilediğimiz gibi, Kur’an ehli olmayı bize kolaylaştırmasını da dilemeliyiz. Kur’an’ın üzerimizdeki hakkını verebilmemiz olsa olsa Allah Teâlâ’nın kuluna yardım etmesiyle olur. Çocuğa Kur’an öğretmekten, Kur’an’ı amele dönüştürmeye kadar yapılması gerekenler, hiçbir asırda kolay olmayan işlerdir. Zor olana karşı yardım almak gerekir. Yardımın en güçlü kaynağı Allah Teâlâ’dır. 7. Adı Kur’an’la eşleşmiş hale gelen şahsiyetlerin toplumda gördüğü itibar ve onların yaşam tarzları, toplumun genişleyen dairesinde dalga dalga yayılan bir etik göstermektedir. Kur’an üzerinden ticaret yapan veya Kur’an’la ilgisi herkesçe bilinen bir insanın ahlâki ve ameli zafiyetleri bedel olarak Kur’an’a kesilmektedir. Bunu biz, örnek şahsiyetlerin etkisi olarak da düşünebiliriz. 8. Öğrendiklerimizi tatbikimizi muhasebe etmeliyiz. Dün öğrendiğimiz ayetler bugün gündemimizin neresindedir diye muhasebe etmeden, Kur’an yolunda mesafe almak zorlaşır.

Kur’an okumaktan zevk almak, anlamını bilmeden dahi olsa, en azından ağlar gibi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, dilese yok eder. Etti de. Nice milletler, izleri bile kalmayacak şekilde helak olup gittiler. Korkunç azaplarla yok oldular. Allah Teâlâ o zaman diledi, yaptı. Şimdi de dilese yapar. Peki, neden yapmıyor? Biz, olayı kendimizle sınırlı görüyoruz. Mü’minler olarak biz varız, bir de kâfirler var. Hayat da bizimle sınırlıymış gibi tasavvur ediyoruz. Gerçek ise böyle değildir. Hayat Âdem aleyhisselamla başladı. Son insana kadar da devam edecek. Bir defa, muhatap kitle bizden ve onlardan ibaret değildir. Bizim bilmediğimiz geçmişte ve gelecekteki milyarlar var. Yer de bizim yerimizden ibaret değildir. Bütün bir âlem söz konusudur. Zaman da, bizim içinde sadece bir nokta kadar kalabileceğimiz geniş bir zamandır. Milyarlarca insanın ve on binlerce yılın içinde birkaç insan ve birkaç nokta, tepeden bakıldığında ne kadar görülebilir? Bizim bakışımızla, Allah Teâlâ’nın bakışı arasında önemli bir fark olacağını,bu farkın da verilecek karara etki edeceğini bilmemiz gerekir. Bir ayrı nokta da şudur: Küfrü ve batılı yaratan Allah’tır. Batıl kendiliğinden ürememiştir. Allah Teâlâ kâinatı yaratırken, her taşın yerini belirlemiş, bir damla suyun bile ne zaman ve nerede yaratılacağını tayin etmiştir. Hakkın karşısına dikilecek batılı ve onun başı olan şeytanı, bilerek ve bir maksada binaen O yarattı. O’nun yaratması kesinlikle bir hikmete dayalıdır. Boş ve gereksiz bir şey O’nun mülkünde olamaz. Kul, Rabbinin işindeki hikmeti bilemeyebilir. Bu gayet tabiidir. Kul neyi ne kadar biliyor ki, o derin hikmetleri bilsin? Bilemediği için de karşı durmaz, tereddütler içinde kalmaz. Kalbi rahattır. Çünkü Allah’ın mülkünde yersiz ve gereksiz şey yoktur. Yılan bile gereklidir. Kış gereklidir. En az yaz kadar gereklidir. Üşüsek de, üşümesek de bu böyledir. Başka bir noktadan bakıldığında ise şu gerçeği görürüz: Doğruya neden doğru denmektedir? Doğru, karşısında yanlış bulunduğu için doğrudur. Ak, karanın karşısında bulunduğu için aktır. Zıtlar birbirlerinin adeta varlık nedenleridirler. Hakkı hak olarak teşhir eden de bu anlamda batıldır. Batılın olmadığı bir dünyada hak neden var olacak? İyilik, kötülüğün alternatifi olarak bulunduğu için değerlidir. Saf iyilik ve saf güzellik cennette olacaktır. Batılın bulunmadığı ortam cennet ortamıdır. Batılsız ve hakka saldıran düşmanın bulunmadığı bir âlem olamaz. Allah Teâlâ kullarını imtihan için bu âleme gönderdi. Tabii olarak onların içine nefis koyacak, nefislerine meyledip etmediklerini görecektir. Şeytanı yaratıp güçlendirecek, kullarının ona aldanıp aldanmadıklarını görecektir. Kâfirleri mü’minlerin karşısına çıkaracak, mü’minlerin üzerlerine düşen savunma görevini yapıp yapmadıklarını, cihad edip etmediklerini görecektir. ‘Batıla ne gerek var?’ demek, beni namaza neden kaldırıyorsunuz demek kadar lüzumsuz ve yersiz bir sorudur. Bu büyük mülkte, bu büyük imtihanda bunlar en tabii gereklerdendir. Zor dönemin mü’min şairi Necip Fazıl Kısakürek, şiirinde bu hassas anlamı çok güzel ifade etti. Allah onu ve bizi mağfiret buyursun: Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın.

Allah neden kâfirleri helak etmiyor? Onlar sürekli Allah’ın dinini ve insanlığı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ortada sağlık açısından bir zorunluluk varsa ve bu başka bir yöntemle sağlanamıyorsa böyle bir yorgan kullanmanızda sakınca olmaz.

Benim terleme problemim var. İpek yorgan dışındaki tüm yorgan ve battaniye çeşit
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Margarin türü yağlar, soframızdaki sıkıntılardan biridir. Müslümanların sahibi olduğu firmalar bu yağları üretmeye başlayana kadar, domuz karışımı endişesinden dolayı yenmeyeceği söyleniyordu. Şuurlu Müslüman olmanın gereklerinden biri olarak margarinden uzak durmak gerekiyordu. Daha sonra sahibi Müslüman olan bir firma margarin üretti; kısa zamanda Müslümanların mutfakları bu yağla tanıştı. Benzer bir gelişme de televizyon konusunda olmuştu. Yıllarca televizyonun, ahlâkı yozlaştırdığı söylenerek evlere sokulmuyordu. Müslümanlar adına bir televizyon kanalı kurulduğu iddia edildi, yılını doldurmadan namazlı evlerde de televizyon cihazı bulunur oldu. Meselenin bu boyutunu ele almayalım. Margarinle iki sorunumuz var. Bu sorunların biri, ham madde sorunudur. Eğer karışımında domuz ve eti yenmez hayvan veya besmelesiz kesilmiş hayvan yağı karışımı varsa, bizim için haram olma sorunu ortaya çıkar. İkinci sorun ise, margarin yağının insan sağlığı ile ilgili boyutudur. Tıbbın insana yasakladığı şeyler, dinin de yasak gördüğü şeylerdir. Aslında helal olan bir yiyecek türü bir nedenle, doktor tarafından yenmesi sakıncalı görülürse o yiyecek yenmesi caiz olmayanlar sınıfına girmektedir. Margarin üzerinde yıllardan beri ‘sakınca’ işaretleri vardır. Damar tıkanmalarına neden olduğu, çocuklara yedirilmemesi tavsiye edildiği bilinmektedir. Bazı hastalıkların çağımızda yaygınlaşmasının nedenleri arasında görülmektedir. Kalp ve damar hastalıklarından şikâyeti olan bir hastaya doktorların ilk cümlesi, katı yağlar üzerinden olmaktadır. Bunlar dikkate alındığında margarinin mutfaklardan uzak tutulması konusunda Müslümanların hassas davranmaları kadar tabii ne olabilir? Evet, margarinin haram olduğunu kati bir dille ifade edemeyiz. Ama dikkat etmek zorundayız. Keşke annelerimiz, bize yemek pişirenler bu şüpheli şeyleri mutfaklara sokmasalar! Keşke biz de adeta aç geziyor gibi margarinli yiyecek tutkunu olmasak!

Bizim evde hamur işlerini beğenmiyorum. Arkadaşların evinde yediklerimiz daha le
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İsraf sakıncalıdır. Kör taklit sakıncalıdır. Avreti teşhir sakıncalıdır. Haramı kullanmak sakıncalıdır. Gereksizi kullamak sakıncalıdır. Fakir olduğu halde zengin gibi yaşamaya çalışmak sakıncalıdır. Kâfirlerin markalarını teşhir etmek sakıncalıdır. Şık ve temiz giyinmek sakıncalı değildir. Allah, verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister. İyi ve güzel giyinmek, kibirlenmek ve başkalarını hor görmek içinse elbette Müslümanca olmayan bir iştir.

Lüks ve marka giyinmek sakıncalı mıdır?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.