Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben namaza yeni başladım fakat namaz kılarken o kadar çok şey geliyor ki aklıma. Dershanede, okulda, markette yaşadıklarım hatta farkında olmadan dünyalık işlerle ilgili bazen plan bile yapıyorum yani hiç huşu yok. Bundan dolayı kabul olmayacağından korkuyorum. Huşu ne demek? Huşu namaz kılarken Allah’ı düşünmek midir? Huşu içinde namazı nasıl kılabilirim?
Cevap
Benzer fetvalar
Sürekli aynı tempoda kalamayabilirsiniz. Bugünkü durum da geçer ve eskisinden de iyi olabilirsiniz. Eskinize göre dünya meşgalesini arttırmışsınızdır. Haramlara yakın ortamlarda bulunuyorsunuzdur. Gıybet başta olmak üzere caiz olmayan işleri en azından uzaktan seyrediyorsunuzdur. Bunlardan kurtulun, namaz heyecanınız geri gelsin. Namazlardan önce mesela Kur'an okuyarak kendinizi toparlayacak bir iş yapmaya bakın. Her namaz için abdestiniz olsa da tekrarlamaya bakın. Namazı daha sessiz ve sade ortamlarda kılın.
Aleykümselam. Şu kadar veya bu kadar herkesin namazında vardır bunlar. Namazın kendisi bir eğitimdir. Namaz zaten bu esintileri düzeltmek içindir. Her şeye rağmen yılmayıp namaza devam edeceksiniz ve bir zaman sonra bunlar gitgide azalacak ama tamamen bitmesi yoktur. Çünkü namaz bir mücadeledir. O mücadelenin içinde sıkıntının olması kadar tabii ne vardır?
Kur’ân-ı Kerîm’de huşû ile namaz kılmak, müminin ayırıcı niteliklerinden biri olarak zikredilir. (el-Mü’minûn, 23/2) Resûlullah (s.a.s.), “Namaz gözümün nuru kılındı.” (Nesâî, ‘İşratü’n-nisâ, 1 [3939-3940]) buyurarak namazın özel durumuna işaret etmektedir. Namazda huşû; dikkati dağıtacak dış etkenlerden uzak olup kalbin Allah’a (c.c.) bağlanabilmesi ile gerçekleşir. Kişinin iç dünyasında yaşadıkları, düşünceleri namazındaki huşûunu etkiler ve davranışlarına da yansır. Bu sebeple namaz kılarken kişi Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilincinde olmalı, zihin ve gönül dünyası ile namaza yönelmeli; sağa sola bakmak, elbisesiyle oynamak ve ta’dîl-i erkânariâyet etmemek gibi hâl ve hareketlerden kaçınmalıdır. Okuduğu sûre ve zikirlerin anlamına odaklanmaya çalışmalıdır. Bunun yanında namazda iken akla gelen haricî düşüncelerin peşine düşmemeye ve Rabbinin huzurunda olduğunu hatırlayarak zihnini toparlamaya gayret etmelidir.
Namaz ve diğer ibadetler bir mücadeleyi yansıtır. Olmamız gerekenle bulunduğumuz konum arasında iniş veya yükselişi izletir bize namazlar. Evet, olması gereken namaz mesela bin derecedir ve bizimki de elli derecedir diyelim. Bu asla namazımızı ihmal etme nedenimiz olamaz. Bin yerine bir bile olsa neticede o namaz namazdır. Mücadele gerekliliği, heyecan çoğaltma arzusu yıldırma nedenine dönüştürmemelidir. Huşu gerekçesi ile asla namaz bozmayın. O nedenle namaz tekrar etmeyin. Böyle bir yanlış huşu eksikliğinden daha fazla yanlış biriktirir. Namazın fıkhına dair gereklerini yapın. Namaz öncesinde dünyevi meşguliyetleri azaltın. Namaz esnasında göz ve kulak kirliliğini mümkün olduğu kadar azaltın. Ve namaza durun. Belki on yıl sürecek bir eğitim sonunda siz istediğiniz noktaya geleceksiniz. Her namazın kendisi bir eğitim uygulamasıdır. Siz erken bekleyerek iyi bir beklenti içinde oluyorsunuz ama şeytanın sizi meşgul edebileceği bir boşluk bırakmayacaksınız. Böyle bir boşluktan girip şeytan sizi namazsız bırakabilir. Çok dikkat edin. Namaz ilmihaline tam uyun. Elinizden geleni yapın. Allah’a sığınmanız tam olsun. Gerisini de zamanla düzelecek olarak bilin.
Namazın bir gözle izlenebilen fiziki yönü vardır, bir de maneviyatı yükselten ve Huşû’ adını verdiğimiz yönü vardır. Huşû’ yönü eksik olan namaz, böyle şikâyetlere sebep olan namazdır. Namaz Rabbimize en yakın olduğumuz andır. Biz O’nu göremiyorsak da O, bizi gördüğüne göre, namaz ve secdeyi bu şuurla eda etmemiz gerekir. İşin aslı huşû’ içinde namaz kılmaktır. Huşû’, abdest gibi alınabilir, tutulabilir bir nesne değildir. Huşû’ ile namaz kılmaya karar vermekle namaz huşû’ ile kılınmış olmuyor. Huşû’, kalbin eylemlerindendir. Mü’min bir insanın kalbi üzerindeki tasarrufu, kalbe verilen öneri ve talimatlar, kalbin maneviyata etki ettiği diğer alanlar gibi huşûu da etkileyecektir. Her şeyden önce, kalbimizin işgal altında olup olmadığını kontrol etmemiz gerekiyor. Dualarımızda Allah’tan istediğimiz şeyler arasında kalbimizin selameti isteği muhakkak bulunmalıdır. Ürperen kalp, yaşaran göz sahibi olmak büyük nimettir. Namazın huşû’ içinde kılınabilmesi için: - Namazın ön şartları olan taharet, abdest ve setr-i avret gibi emirlerde titiz olmak gerekir. - Namazın kesinlikle ilk vaktinde kılınmasına çalışılmalıdır. - Cemaatle kılınmayan namazı eksik görmeliyiz. - Farzların öncesi ve sonrasındaki nafileler muhakkak kılınmalıdır. - Namazın sünnetleri ve adabı ihmal edilmemelidir. - Namaz zihni meşgul edecek şeylerin bulunmadığı bir yerde kılınmalıdır. Hatta nakışlı, resimli seccade bile kullanılmamalıdır. - Namazda, tefsiri bilinen yerler okunmalıdır. - Her namazdan sonra, o namazın kabul olması için dua edilmelidir.
Huşu, namazın ecrinin ziyade olması içindir. Namaz, kitaplarda belirtilen farzlarına ve vaciplerine uygun kılındığında kabul olur. Huşu içinde kılınmayan namaz ise etkileri itibariyle eksik gibi olur.
cami konusundaki diğer fetvalar
Bu yüzden camiyi terk etmeyin. Diğer namaz kılan kardeşlerinize de danışın. Hız konusunda herkes sizin gibi düşünüyorsa imamı uyarın, daha ağır kıldırsın. Ama camiyi bırakmayın.
Camiler Allah’ın evleridir, Kâbe’nin şubeleridir. İnsan ne kadar Allah’ı ve mukaddesatı gözünde büyütebilirse camiler de onun gözünde o kadar büyür. Aynı şekilde namazın da gözünde büyümesi gerekir ki namaz mekânı olan cami sana çekici gelsin. Bu da basit bir istemeyle değil gayret edip çırpınmakla olabilir. Başta Peygamber aleyhisselam efendimiz ve selefimizin camiyi nasıl önemsediklerine dair örnekleri incelemelisiniz. Bunun için dua edilmelidir.
Cami duvarının dışında kalan bölüm cami değildir. Oradaki mezarların veya türbelerin de namaza mani olması söz konusu olamaz.
Hepimiz bu hayatı imtihan için yaşıyoruz. Rabbimiz bizi imtihan edecek ve kazanacak ya da kaybedeceğiz. Şunu unutmayınız: İmtihanımız bir anlık değildir. Vaktini bilmediğimiz son nefesimize kadar sürecektir imtihanımız. İnşaallah iman sahibi olarak öldüğümüzde, bu imtihan boyunca yaptığımız ve yapmadığımız artı eksi ne varsa hepsinin ortalaması ile karşılık bulacağız. Şeytan ister ki biz, bir iki düşme ile düştüğümüz yerde çöküp kalalım. Allah Teâlâ da ister ki kulu yılmasın; düştüğü yerden kalksın ve yürüsün. Siz Allah Teâlâ'nın istediği gibi yapın, düşseniz de yılıp çökmeyin, devam edin yürüyün. Bin kere düşseniz de bin birinciye kalkın ayağa. Yol böyle yürünüyor endişeye gerek yok. O iman enerjisi varken korkmayacaksın, umutlu olacaksın. Allah yardımcın olsun.
Allah Teâlâ size afiyet versin, sabırla yaşamayı kolay kılsın. Âmîn. Evet, camide namaz kılmak namazın önemli şartlarından biridir ama namazın kabul olmasının şartlarından değildir. Belli sebeplerle camiye gidilmeyebilir. Belirttiğiniz şişmanlık bu sebeplerden biridir Çünkü şişmanlık bir hastalıktır. Her hastalık gibi o da bir özürdür. Mesela merdiven çıkamamak, eve dönünce nefes zorluğu çekip yatma durumunda olmak gibi “hasta” muamelesi görmeyi gerektirecek durumdaki şişman hastalık özrü ile camiye gidemeyebilir, evde kıldığı namazla da inşaallah aynı sevabı kazanabilir. Buradaki rahatlatıcı ölçü şudur: Böyle hasta değil iken camiye gidiyordu da şu anda “gidemiyor” ise sebep bu hastalıktır ve özürdür. Özürlü de biiznillah muaftır. Cuma namazına muhakkak gitmeye çalışın. Cami ile bağınız kopmaması için de ara sıra da olsa kendinizi iyi hissettiğiniz zamanlar gitmeye çalışın. Allah Teâlâ kabul buyursun, eksiğimizi telafi etsin. Âmîn.
Siz devletten camide beş vakit bulunmanız için maaş alıyorsunuz. Bir kişi olsa hatta hiç kimse olmasa bile orada bulunmanız aldığınız maaşın helal olması için şarttır. Siz orada sadece imam veya müezzin değilsiniz; o noktada devletin emanetini sahiplenmiş bulunuyorsunuz. Resmi izin günleriniz dışında orada bulunmamanız emanete hıyanettir. Sadece aldığınız maaşın helal olup olmaması olarak bakmamalısınız. Sizin bu durumunuza göz yuman idareciniz/müftünüz de hıyanete ortaktır. İnsanın acil bir işi nedeniyle bir vakit namazdan geri kalması kabul edilebilir ama bunu ilkeleştirmek kabul edilemez. Nerede kaldı ki sizin bir Müslüman olarak namazda camide olmanız gerekirdi. Yaptığınız sıradan bir memurun bile yapmaması gereken bir iş iken bir imam olarak asla size yakışmayanı yapmış olursunuz. Tevbe edin ve vazifenize sadık olun. İnsanlara iyi örnek olun. İşiniz çoksa imamlığı bırakın ve çok olan işinize yönelin.