Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben nikâh akdinde "Benimle evli olduğun sürece başka bir kadınla evlenmeyeceksin." şeklinde şart sunabilme hakkımın olduğunu öğrendim. Peygamber efendimizin bunu kızı için de istediğini öğrendim. Bu isteğimi erkek arkadaşıma bildirdim, kabul etti. Sonra ben bunu isteyeceğimi sürekli tekrarladım. Bunu dile getirmemden rahatsız olduğunu, zaten benimle mutlu olacağını düşündüğünü böyle bir sorumluluk altına girmeye niyeti olmadığını beyan etti. Bu akdimin aramızda fitne çıkarmasından korkmaya başladım. Bu isteğimden vazgeçmeli miyim? Ortada hiçbir durum yokken kısıtlanmış konumuna getirmekten ve onu durduk yere bunu düşünmeye zorlamaktan kaçınmalı mıyım, yoksa kararımın arkasında durup nikâh günü bunu istemeli miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bir kere sizin bu tutumunuz, kadınların ikinci kadından ötürü erkekleri itham etmesini şüpheye düşürüyor. Demek ki, erkekler kadar kadınlar da ikinci eş olmak için çırpınıyorlar. Bu birinci mesele. İkinci mesele ise, 'kimseye söylemeyin' diyerek tuttuğunuz şahitlerle şahitlik gerçekleşmez. Herkesin duyabileceği ortamda bir nikâh akdi ile bir araya gelebilirsiniz. Dikkat edin; şeytan sizden daha tecrübelidir.
Şu nikâhı 'dini nikâh' olarak adlandırmamalıyız. Nikâhın dinsizi mi olur? Allah'ın verdiği bir ruhsat için kuldan izin almak gerekmez. Nikâh da gizli olmaz. Bu girişten sonra size şunu hatırlatmam gerekir: Uygun şartlarda süren bir evliliğiniz varken ikinci bir nikâh yapmanız, susadıkça tuzlu içmeye benzer. Bile bile kendinizi riske atıyorsunuz. Bence yanlış bir iş yapmaktasınız. Sevdiğinizi belirttiğiniz hanım yerine kendi hanımınızı daha iyi değerlendirin. Onunla muhabbetinizi artırın. Tuzlu su yerine arıtılmış su içmeye çalışın. Bu mantıkla devam ederseniz sonunda şeytan eşinizle aranıza fitneler sokarak sizi ikinci kadına doğru itecektir. Dertsiz başınızı derde sokacaksınız. Eşinizle daha fazla beraber olun, onu da sizin ilginizi çekmeye teşvik edin. Ama sakın gizlenmiş bir nikâha yeltenmeyin. Nikâhlayacağınız bayanın babasının izninin şart olduğunu unutmayın. Allah Teala, takva üzere olmaya hepimizi muvaffak kılsın.
Nişan ve benzeri özeline ait şeyleri söylemen gerekmez. Huzur içinde görüşebilirsin. Allah saadetini daim kılsın. Yalnız anne ve baba bildiğin kimselerin asıl anne ve baban olmadığını muhakkak söylemelisin. Çünkü mevcut kişiler seninle evlenecek kişinin kayınpederi ve kaynanası hiçbir zaman olamayacaklar. Dolayısıyla onlarla eşin arasında mahremiyet sıkıntısı olacak. Bunu bilip kabul eden biri ile evlenmelisin. Böyle bir bilgiyi eş adayına söyledikten sonra o da bunu kabul etti ise evlenmen açısından hiçbir mani kalmamış demektir, huzur içinde olabilirsin.
Şunu düzeltin: Gizli nikâh olmaz! Nikâhın özelliği aleni olmasıdır; nikâhı zinadan ayrıt eden de şahitlerin huzurunda ve ebedilik ilkesi üzerine icra ediliyor olmasıdır. Eğer sözünü ettiğiniz kişi eşiniz olmayı hak etmiş ise bu durumda size karşı boşama hakkını kullanmış demektir. Bu da bir talak hakkını kullandığını gösteriyor. Size tekrar dönmeyi teklif ediyorsa dönebilir. İki hususu tekit etmemiz gerekir. Birincisi: Bu durumu, bir ilim adamına beraberce izah edin; onun niyeti ve sizin durumunuz daha net belli olsun. İkincisi: Biraz aklınız varsa zararın en kestirmesinden dönün. Bile bile kendinizi riske atıyorsunuz. Allah'tan korkun, kendinizi düşünün, daha akıllıca iş yapın.
Değerli Kızım, Bu satırları sana, seni gözeten, senin iyiliğini isteyen, senin Rabbinin huzuruna yüzü ak bir şekilde çıkmanı arzulayan bir yürekle yazıyorum. Kalbinin bir köşesinde bir yangın var, farkındayım. Seviyorsun, değer veriyorsun, bağlanıyorsun. Ama bir yandan da vicdanın seni sıkıştırıyor, “Bu doğru mu?” diye soruyorsun. İşte bu soru, senin temiz bir kalbe sahip olduğunu gösteriyor. Kızım, Rabbimiz sana “iffet” diye bir ziynet vermiş. Bu ziyneti korumak kolay değil. Hele de duyguların coştuğu gençlik çağında. Ama unutma, kolay olmayan şeyler, değerli olanlardır. Şimdi sana düşen şey, bu duygularını yok etmek değil onları helal bir zemine ertelemektir. Sen diyorsun ki: “Evlenmek istiyorum ama aynı eve çıkamıyoruz.” Bu şartlar altında nikâh kıyılıp aynı evde yaşanmaması mümkündür. Dinen evli olduktan sonra birlikte yaşamak farz değildir. Ama senin durumun daha hassas: Ailen onaylamıyor, erkek henüz sorumluluk taşıyacak olgunlukta değil, maddi gücü yok ve sen daha öğrencisin. Bu ortamda kıyılacak bir nikâh, seni korumayabilir. Hatta daha büyük dertlerin kapısını aralayabilir. Sana açıkça şunu söyleyeyim: Nikâh, sadece günahı silmek için atılan bir adım değildir, ömürlük bir sorumluluktur. “Evlenelim de haram olmasın” mantığıyla kıyılan nikâhlar, sonrasında yalnızlığı, terk edilmeyi, pişmanlığı getirebilir. Bu acıyı en çok da sen çekersin, kızım. Ama ben senin yerinde olsam, şu sözü tutardım: “Rabbim, senin razı olmadığın bir sevgiye razı değilim. Nefsimi sana kurban ederim, bana hayırlısını ver.” Unutma, her haram biraz tatlıdır ama sonunda zehir vardır. Ve her sabır biraz acıdır ama sonunda huzur vardır. Sana dua ediyorum. Üniversite sınavını başarıyla geçirmeni, bu süreçte kendini toparlamanı ve hayatını helal üzerine kurmanı diliyorum. Gerçek aşk, seni Allah’a yaklaştırandır. Seni Allah’tan uzaklaştıran şey, ne kadar tatlı görünse de sana zarar verir. Kendini ezdirme. Kendini ucuza satma. Allah’ın sevgili kulusun sen. Biraz sabret… Rabbim senin sabrını meleklerine bile örnek gösterecek. Seni Rabbine emanet ediyorum, Dualarla...
Nikâhınız olmuş olabilir. Böyle kabul edelim. Nikâhtan daha kesin ise talak gerçekleşmiş duruyor. Yeni bir erkekle evlenmedikçe de onunla nikâh kıymanız bu durumda mümkün değil. Bir realite olarak da bu süreç sizi tekrar aynı kişiden uzak durmaya sebep olmalı değil mi idi? Böyle düşünün, ders çıkarmış olun kendinize.
dini konusundaki diğer fetvalar
Eşinle mutluluğunu esas al, önceliğin aile mutluluğun olsun. Diğer çalışmanı buna göre genişlet veya daralt. Rüyalara itibar etmene gerek yoktur. Sen çalış ama her şeyi çözeceğini zannetme. Karınca gibi yol almaya bak. Bir kişiyi az görme, bin kişiye de güvenme. Gayretine güven, bereketi Allah’tan bekle.
Hanefi mezhebi fukahası dışındaki fakihler, nikâh sözleşmesinin “tabii bir engel yoksa eğer” sözlü olarak icra edilip daha sonra yazılı hale getirilmesini şart koşmuşlardır. Buna göre sözlü onay olmadan yazı ile nikâhı kabul etmek yeterli değildir. Hanefi fukahası ise diğer sözleşmelerde olduğu gibi nikâh sözleşmesinde de yazılı olan da geçerlilik için yeterlidir.
Hiçbir şekilde bunun nikâha zararı olmaz, bunu unutun ve yok kabul edin. Ama bu durumu doktorla da muhakkak görüşün ve tedavi önerirse tedavi olun.
Nikâh tek başına bir kurumdur. Nişanla bir alakası yoktur; öncesinde veya sonrasında olabilir.
Allah için yapılacak işlerden hatta ibadetlerden biri de insanların dini anlamalarına yardım etmektir. Herkes bilgisi ve imkânı kadar bu işle görevlidir aslında. Bu bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi bunun da en temel şartı ihlastır. İhlas bir işi sadece Allah için yapmak demektir. Yalnız Allah için yapılan bir işten Müslüman’ın mutluluk hissetmesi sakıncalı değildir. Yeter ki riya ve gösterişe dönüşen bir sonuca gidilmesin. Genelde insanların takdiri ve övgüsü ihlası azaltır ama işi yapanın kalbi kaymadığı sürece övgü ve takdir bir engel değildir. Bilakis övgü arttıkça gayret de artıyorsa bu güzel bir durum kabul edilir. Şüphesiz şeytanın ve nefsin kışkırtması açısından riskli bir durum oluşur ama genel olarak bunu bir sakınca göremeyiz. Kendimizi test edeceğimiz ölçü olarak şunu belirleyebiliriz: Allah için olan niyetimiz ve maddi beklentiden uzak kalışımız devam ediyordur. İnsanların takdiri olsun veya olmasın biz aynı heyecanla devam edebiliyoruz. Bunu sağlayabildiğimizde sakınca da yok demektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme sorulan benzer bir soruya verdiği cevap bizim için çok önemlidir: “O mü'mine bu hayattaki bir müjdedir!” İnsanların takdir etmesini ve bu takdirin mü'mini mutlu etmesini ahiretteki sevaptan önce dünyadaki bir müjde olarak görmüştür aleyhisselam efendimiz. Elbette insanın hoşlanması, övgü beklemesi belki de kendisine şöhret yolu açılması kalbin ifsadı açısından tehlikedir, kişinin uzak kalma gayreti içinde olması gerekir ama bu durum tek başına bir kötülük değildir. Kişiden kişiye ve konudan konuya farklı bir sınav olarak anlaşılmalıdır. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Yedirmek veya giydirmektir esas olan.