Fetva Meclisi
Soru
Nisa Suresi 59. ayette “Ey iman edenler! ALLAH'A itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz: ALLAH'A ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu ALLAH ve Resulüne arz edin. Bu daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” diyor. Benim bir hocam var ve ben ona itaat ediyorum. Nasıl anlamam lazım bu durumu?
Cevap
Benzer fetvalar
a- Meri yasalara uygun ve insana zulüm olmayan, Allah’ın Şeriat’ına muhalif olmayan her emre uymaya mecbursunuz. b- Sizin açınızdan net bir iyilik olmayan ama aykırılığını da belgeleyemediğiniz emirlere de uymak durumundasınız. c- Açık bir haram veya açık bir zulüm olan işlerde ise İKAZ ETMEK durumundasınız. İkazınız fayda vermiyorsa haram ve zulme maşa olmayacaksınız. Yasal haklarınızı ve benzeri fırsatları değerlendireceksiniz. Buna rağmen emir veriliyorsa itaat etmeyeceksiniz. İşinizden atılmanız aç kalmanız demek olmaz. Rızık Allah’ın elindedir.
Anne ve babalarımızın önünde bizim elimiz ve kolumuz, hatta gözümüz, kulağımız bağlıdır. Onlara muhakkak itaat edecek, her ikisinin gönüllerini almaya çalışacağız. Bilhassa yaşlanıp, aciz hale geldiklerinde bu yükümlülüğümüz yoğunlaşmaktadır. Allah’ın kesin emirlerinden biri budur. Arkadaş, eş, iş gibi nedenlerle onları üzemeyiz. Allah korusun, bir anne veya baba ahı bütün hayatımızı zehir edebilir. Bir “ah” yıllar sonra karşımıza çıkıp bizi kahredebilir. Özet olarak şunu bilmeliyiz: Biz anne babalarımızın huzurunda yokuz, onlar ne istiyorsa öyledir. Ancak anne babamızdan ve herkesten önce üzerimizdeki en büyük hak Allah’ın hakkıdır. Allah’ın hakkı önüne hiçbir hakkı geçiremeyiz. Mesela, namaz vakti geldiğinde namaz kılmamız Allah’ın emridir. Bu emri aşabilecek başka bir emir olamaz. Aynı şekilde Allah’ın yasaklarından birine karşı, o yasağı işlememizi emredebilecek bir makam da yoktur. Önce Allah’ın emri geçerlidir. Sonra da O’nun emir ve yasaklarıyla çelişmeyen diğer emirler geçerlidir. Babamızın bizi sigara satın almaya göndermesi, bir günaha alet olmamız anlamına gelmektedir. Sigara, insanlığın topluca nefret ettiği bir pisliktir. Babamızın ona müptela olması, bizim de alet olmamızı gerektirmez. Babamızın o emrine itaat etmeyiz. Ama ona karşı nezaketimizden de geri durmayız. Nazik ve hassas bir şekilde sigara almaya gidemeyeceğimizi ifade eder, ondan özür dileriz.
Tam bir iman, her şeyin ilacıdır. Rabbimiz de zaten bizden bunu beklemektedir. İman ise kalpte oluşan ihlas ile başlar. Bu sadece Allah için yaşama, O'nun her dediğine "peki" diyebilme, Allah dışındaki etkenlerden sıyrılabilme iradesini gerektirir. Yine Allah sevgisi ve Allah'a olan güven imanın kalpte yerleştiğinin göstergelerindendir. Böylece kişi tam bir bağlılıkla O'ndan gelen her şeyi kabul eder ve her durumda O'nun yardımını diler. Müthiş bir güven duygusu oluşur ve başına gelen her şeye sabredebilme tahammülü gösterir. Allah'a olan saygı sebebiyle O'nun yasaklarından kaçarak, küçük kusurlarda bile endişe duyar. İşte peygamberler, Asiyeler ve Meryemler bu imanı yakaladılar. Allah da onları övdü, onların imanını bizlere örnek gösterdi. Rabbim onların imanlarının izini sürmeyi hepimize nasip etsin.
Mümin olarak biz, bize emredilen veya yasaklanan bir hususu: A- Kitabımızda bir kere veya kırk kere görmemiz arasında fark bulmayız. Yoğun tekrarını sadece önemini kavramaya destek görürüz. Mesela namaz emri bir kere geçse idi yine bugünkü ciddiyetle onu anlayacaktık. Şu andaki onlarca kere geçmesi bizim için sadece bir tekit niteliğinde olmuş olur. B- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden bize geldiği sabit olan bir emir veya yasağın bizi bağlaması ve itaatimiz açısından Kitabımızdaki emirlerden farkı olmaz. Bize Kur’an getirenle başka emirleri getiren aynı makam olduktan sonra diyebileceğimiz yoktur/olamaz.
Mü'min şeriatına göre yaşar. Şeriata göre yaşayınca da dininin teminatı altında olur. Biiznillah sorunsuz ve güçlü bir hayatı olur. Bunun için de temel ölçü olarak helaller/haramlar dairesinde kalır. Helalleri aşmamayı haramlara bulaşmamayı ilke edinmek böyle bir teminat verir. Bu da şu demektir: İmanlı insan olmayı hayatın anlamı olarak bileceksin. İmandan sonra en büyük vazifen tek bir haram da olsa haramdan uzak kalmak olacak. Haramla bulaşık kalmaktan ise hicret etmeye razı olmak demektir bu. Allah’ın farzlarından eksiğin olmayacak. Zira farzları eksik bırakmak da bir haramdır. Nafile ibadetlerden konumun, kabiliyetin ve fırsatların doğrultusunda yapabildiğini yapacaksın. Mü'min bir çevrede olmayı ilke edineceksin. Telefondaki arkadaş listenden çay içtiğin insanlara kadar seçici ve korunmuş kalma ilkeni bozmayacaksın. İnsanî ilişkilerin iyi olacak. Başta ebeveynin ve ardından akrabaların sende Allah’ın emaneti olarak bilinecek. Diğer insanlarla da mesafeli ama saygılı olmayı bileceksin.
Hadislerde geçen imamlık sözü, siyasi lider anlamındadır. Ne yazık ki şu anda Müslümanlar olarak bu nimetten mahrumuz. Dolayısıyla biat edeceğimiz ve emrine itaat edeceğimiz “dinimiz adına başımızda duran” bir liderimiz yoktur. Şimdiki vazifemiz, bu nimetin geri gelmesi için gayret etmektir. Hocalar veya isimleri öne çıkmış kimseler bu makamı temsil edemezler. Ümmet olarak o nimete ermek için mücadele edeceğiz. Bizim kuşağımız eremese bile gelecek kuşakların ermesi için gayret ederek biz üzerimize düşeni yapıp kazanmış olacağız biiznillah.
ayet konusundaki diğer fetvalar
Mukaddesatımızla müziğin birleştirilmesini kabul edemeyiz. Bu ağır bir hatadır. İstiğfar gerekir.
Toplu bir tevbe ve istiğfar etmeniz mümkündür. Geçmişteki bu hatalarının tamamından pişmanlık duyup onları tekrar etmemek tevbedir. Bu da topluca yapılabilir. İkinci konuda da bir şey yapmak gerekmez. Allah Teâlâ hatalarda ısrar etmekten hepimizi muhafaza buyursun.
Günümüzde bir cariye uygulaması yoktur. İnsanlık bu kavramı tedavülünden kaldırmıştır. Bu kaldırma dinen de yerli yerinde olmuştur. Dinimizin “cariye bulunsun” şeklinde bir emri yoktur. Bulunan cariyelere nasıl davranılacağını kuralları ile belirlemiştir sadece. Ayetteki ifade de belirttiğiniz gibidir.
Kur'an'ımızdaki ayetlerin hangisinin nesh edildiği ve yerine neyin geldiği meselesini fıkıh yolu ile kesin sonuca ulaştırabiliriz. Bugün müminlerin dışında kalan kitlelerle nasıl yaşayacağımız konusu fıkhın konusudur. Bu konuda ilk asırlardan itibaren fukaha eserler vermiştir. Günümüzde de muasır ulema bu konu ile alakalı ayrıntılı çalışmalar yapmışlardır. Dolayısıyla Kur'an'ımızdaki bir veya iki ayeti esas alarak bugün nasıl bir siyaset izleneceğini belirlemede başarılı olamayabiliriz. Esasen fukahanın da Kur'an dışına taşma gibi bir durumu da yoktur. Ayetlerin bir bütün olarak ele alınması şeklinde de anlaşılabilir bu durum. Özet olarak sorunun çözümünün fıkıhta olduğunu ve çözülmüş olduğunu söyleyebiliriz.
İlk insan Âdem aleyhisselamdır. Ondan önce bir insan yoktur. Zümer Suresinin altıncı ayeti de, bütün insanların babasının Âdem aleyhisselam olduğunu, eşinin de ondan yaratıldığını daha sonra da bütün insanların bir ana rahminde belli merhalelerle yaratıldığını haber vermektedir.
Bir kat veya yedi kat sonucu değiştirmez. Kadının bedenine ait ayrıntılar izlenebiliyor olduktan sonra tesettür sıkıntılıdır. Rakamlara takılı kalmak yanlıştır. Öyle bir kural da yoktur. Aynı ölçüyü başörtüsü için de kullanabilirsiniz.