Fetva Meclisi
Soru
Hocam Kütüb-i Sitte’de imam tayini ile ilgili bir husus var bunu size danışmak istedim, Peygamberimiz aleyhisselam “Kim zamanın imamını tanımadan ölürse cahiliye ölümüyle ölmüş olur.” diye buyurmuşlar. Bu hadisten ne anlamamız gerekiyor, zamanın imamı olarak sevdiğimiz hocalardan birini seçebilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah Teâlâ ümmetimize afiyet indirsin, başımızdaki musibetleri def eylesin. Âmîn. Biz bir ümmetiz. Başımıza gelen belaları defederken kadın erkek hepimiz bir şeyler yaparız, yapmalıyız. Sadece erkekler veya sadece kadınlar diye bir ayrım yapamayız. Yalnız burada farklı denebilecek bazı hususlara dikkat çekmek isterim: Mevcut zulüm bir iki haftalık bir zulüm değildir. Üzerinde yıllarca çalışılmış içi ve çevresi doldurulmuş bir zulüm planı söz konusudur. Biz günü birlik planlarla mesela şunu almayalım bunu vermeyelim türünden karşı duruşlarla hareket edersek, onlarca yıllık planla karşımızda duran düşmana veya düşman güruhuna karşı ezik kalırız, sönük başlar ve bitiririz. Konuyu haber bültenleri ve sosyal medya gündemlerinden izleyerek değil tarihi derinliklerinde ele alarak değerlendirmemiz gerekiyor. Ümmet olarak bu hayatın içinde varoluş şeklimiz, gayemiz ve ileriye yönelik planlarımız gibi başlıklar üzerinde yoğunlaşmadan yapacağımız işler sadece bizim boşalmamıza yardım edebilir, oradaki kardeşlerimizin çektiği zulüm devam eder hatta daha derinlere kayar maazallah. Hayatı kuşatan bir ümmet mantığına sahip olmakla haberlerdeki savaş başlıklarına takılıp kalan ümmet arasındaki farkı yakalamaya mecburuz. Böyle bir irade ve plan için de en başta siyaset erbabının, ümmet üzerinde çalışması olan herkesin böyle bir çalışma takvimi üzerinde yürümesi gerekir. Ümmetin uzun dönem menfaatleri ile günlük petrol fiyatı politikaları üzerinden iş görenler arasındaki açı böyle bir açıdır. İnsanlara din öğreten hocaların, hatiplerin de görevi ve çalışma mantığı bu çizgide olmalıdır. Okullarda, medreselerde ders gören öğrencilerimiz en az matematik öğrenir gibi bu gerçekleri duymayı ve idrak etmelidirler ki, hayata açılan perspektifimiz onları kuşatmış olsun. Bu da bize davamızı nesilden nesile taşımayı kazandıracaktır. Mevcut siyasi ve askeri sorunlarımız başta olmak üzere ümmet olarak Allah’ın dinini yaşamadaki ihmallerimiz bir tür, bizi dünyada iken cezalandırılma durumuna düşürmüş olabilir. İman ve ibadet açısından ne durumda olduğumuz da önemli bir başlık olarak gündeme gelmeli ve eksiğimizi kapatacak çalışmalar hızlandırılmalıdır. Dışı Kudüs’ü simgeleyen ama içi batı bataklığına kaymış toplumların Allah’ın yardımını göremeyeceği aşikârdır. Netice olarak şunu söylemek isteriz: Mesele üç günlük bir mesele değildir. Üç günlük olanını da hepimiz yapmak istiyoruz. Uzun vadeli ve kalıcı olanı için de büyük bir himmet ve heyecanla çalışacağız biiznillah. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Hayır, asla! Yananla yanmak gerekmiyor. Gündemimizi kendi ekseninde tutmaya çalışana alet olmamız gerekmiyor. Seviyemizi kendi seviyesizliklerine düşürmeye çalışanlara muhatap olmamız gerekmiyor. Biz bir ümmetiz, içimizde her çeşit insan bulunabilir, bulunacaktır da. Dışımızdan da darbe olabilir, içimizden de. İmtihan için bulunduğumuz bu hayatta, nereden geldiğine bakmadan imtihanın gereği olan sebat ve direnci göstermek imanımızın gereğidir. Gündemimiz Kur'an ve Peygamber aleyhisselamdır. Ebedi olarak da böyle kalacaktır. Bu izledikleriniz Allah Teâlâ’nın karşımıza çıkardığı sınama araçlarıdır. Değerlerimize ne kadar bağlı olduğumuzu ve ne kadar esen yele göre sallanan yaprak olacağımızı görmek ister Allah Teâlâ. Sabredip kazanacağız, sebat edenlerden olmaktan başka çaremiz olmadığını bileceğiz. Allah’a emanet ederim sizi.
Bizim en temel itikat konularımızdan biri şudur: Makamı, kimliği ne olursa olsun Peygamber aleyhisselam efendimiz hariç hiç kimse ‘hatasız/masum’ değildir. Elbette âlim ile cahilin hatası arasında fark olur ama âlim de hata eder, cahil de. Böyle inanıyoruz. İkinci inandığımız değer de şudur: İmanı sarsacak bir hata olmadıkça bir insanın hatasından ötürü dışlanması gerekmez. Sözünü ettiğiniz isimlerin o konuda bazı muhalif beyanları olduğu iddia edilmektedir. Ümmetimizin ortak değerlerine aykırı kim ne derse desin onu reddederiz. Size tavsiyem şudur: Bu zamanda biz, dinimizin neredeyse kökten ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir saldırı altında bulunuyoruz. Bu yoğun saldırı altında iken geçmişteki insanların hataları ile vakit kaybedemeyiz. Eğer o sözleri söyledikleri açıkça ve kaynaklı şekilde sabit ise reddeder, işimize bakarız. Bu kadar basit. Yeter ki onlarla uğraşacak kadar vaktimiz kalsın. Allah’a emanet olun.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Müslümanlığımızı, şüpheler üzerinden irdelemek sakıncalıdır. Vesvese ile imanı sorunlu duruma taşımak yanlış olur. Örnek aldığınız olayla sizin bağlantı kurmanız hiç yerinde değildir. Günlük hayatınızı devam ettirin. İbadetlerinizi yapın. Birilerini şahit tutmanız gerekmez zaten camiye gidip namaz kılıyorsunuz. Benzeri ibadetleri yapıyorsunuz. İmanımızı korumak için çırpınacağız ama vesveseye kapılarak korurken kaybetme düzeyine de getirmeyeceğiz. İbadetlerinizi yapmanız, Kur'an okumanız, dua etmeniz, salavat getirmeniz ve benzeri ibadet olan değerleri canlı tutmanız imandır olduğu gibi biiznillah.
Allah’ın emirleri bellidir. Yasakları da bellidir. Kimsenin bize o emir ve yasakların dışında bir emir vermesi söz konusu olamaz. Bu birinci alanımızdır. İkinci alanımız ise şudur: Allah Teâlâ’nın serbest bıraktığı günlük hayatımıza ve yaşadığımız topraklara ait işlerde mü'minler olarak aramızdaki istişare yöntemi ile kararlar veririz. Mü'minler olarak birimiz liderimiz olur. Birinci noktada olmayan hususlarda ona itaat ederiz. O bizden bizim emrimiz durumunda olur. Onu seçmemiz ve ona itaat edeceğimiz alanlarımız da neticede mü'minler olarak aramızdaki istişare ile olur. Böylece sorun da olmaz. Eğer bir lider seçmedi isek zaten bunları konuşma hakkımız da yoktur. Bir lideri olmayan mü'minlerin böyle şeyleri konuşma hakları olmaz.
biat konusundaki diğer fetvalar
Bu bir kibir değildir ama insanı kibre de taşıyabilir. Öyle bir risk hissedince kendinizi değiştirirsiniz.
Selamünaleyküm. 1- Şeriat'ımız Mü'min kadınlardan cihat mesuliyetini birinci derecede mesuliyet olmaktan kaldırmıştır. Kadınlara yüklemiş olduğu nesil yetiştirme ve iffeti muhafaza görevini onun yerine koymuştur. Kadınların, kendi aralarında toplanmaları ve Allah'ın dinine hizmet için bir şeyler yapmaları kesinlikle güzel bir şeydir ama bu, onların ilgi alanları dahilinde olmalıdır ve nikâhlı olanlarının eşlerinin izni ile bunu yapmaları gerekmektedir. Biat ve benzeri şeyler de ciddiye alınacak tutumlar olarak kabul edilemez. Herkes haddini ve hacmini bilmelidir. 2- Aile içinde çocuk talebine karşı engellemenin kadın ve erkek arasında söz birliği ile yapılması gerekir. Bu hususta iki taraf da hak sahibidir. Taraflardan birinin kendi başına bu hakkı yok sayması caiz değildir. Eşlerin rıza ile bunu yapmaları gerekmektedir. Eşinizdeki bu durumun geçici olacağını düşünürüz. İnatlaştırmadan yavaş yavaş ikna etmeniz daha doğru olur. 3- Öğretmenlik göreviniz de, Şeriat'ımızın kurallarını koruduğunuz ve kadınlığınızı, anneliğinizi aksatmadığınız sürece mübarektir. Devam ediniz. Allah Teâlâ azminizi daim kılsın.
Selamünaleyküm. Biat siyasi bir kavramdır. Ümmet'in lideri olacak kişiye biat edilir. Bunun dışındakilerin biat olarak adlandırılması yanlıştır. Biat edilecek siyasi liderde, normal Müslüman karakteri dışında iki şart aranır: a- O işe ehil olmak, b- O iş için emin olmak.
Selamünaleyküm. Devrin imamı, Halife ve benzeri Müslümanların bütününü temsil eden kurumun başına bağlı olma anlamınadır. Bir tarikat şeyhi ve benzeri cemaat başı bu kavramın içini dolduramaz. Müslümanların bütününü kuşatan bir lider için söz konusudur bu. Müslümanlar böyle bir liderin emrinde olmak veya böyle bir projenin gayretlileri arasında olmak durumundadırlar. Aksi takdirde mesuliyetten kurtulamazlar.
Bu hususu ancak şu şekilde derleyebilirsiniz: İslam'ı Ümmet'i dert etmeden yaşayanın durumu (kimine göre kâfir kimine göre de günahkâr) iyi değildir. Ümmet'i dert ederek yaşayan ise bundan kurtulmuştur. Bunan adına beyat diyebilirsiniz, itaat diyebilirsiniz, bir vakıfta gayret diyebilirsiniz. Ne derseniz diyin sonuç, Ümmet diye bir derdinizin olup olmadığına kilitlenmektedir. Keşke böyle bir dertle dertlenebilsek! Bu bizi neticede siyasetten ticarete kadar her alanda daha büyük düşünen idraklere sevk edecektir biiznillah.