Fetva Meclisi
Soru
Hocam ödemenin gecikmesi durumunda anlaşmaya cezai müeyyide koymak caiz değil midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Borcun ödemesinin geciktirilmesi bir zulümdür ve kebair günahlardandır. Geciken ödemelere karşı zarar tazmini meselesinde günümüz fıkıh erbabının tespitlerini şu şekilde özetleyebiliriz: Borçlu ve alacaklı ilk sözleşme anında GECİKME OLURSA ŞU KADAR FARK ÖDENİR şeklinde bir anlaşma yaparlarsa yani gecikme farkı önceden kararlaştırılırsa bunun caiz olmayacağı konusu ittifakla belirlenmiş bir konudur. Alacaklı, geciken ödemeden dolayı fiili bir zarara girdi ise mesela iş yeri kapanma durumuna geldi ise veya işçilerini çıkardı ise ortada muhtemel olmayan aksine fiilen gerçekleşmiş olan bir zarar vardır ve bu zararın borçluya ödetilmesi gerektiğine dair içtihatlar vardır. Borçlunun ödemeyi geciktirmesi her durumda alacaklı için bir zarardır ama fiili olarak ortaya çıkan zarar ile menfaatten veya kârdan zarar etme gibi zararlar aynı değildir. İkinci maddedeki zarara benzemeyen zararların bedelinin borçludan tahsil edilmesine dair iki görüş vardır: Birinci görüş, böyle bir tazmin alınmasının caiz olmayacağı yönündeki görüştür. Neredeyse kadim ulemanın tümünün görüşü bu görüştür. İkinci görüş ise bazı muasır ulemanın bu zamanın ekonomik gelişmelerini dikkate alarak verdikleri fetvadır ki bu fetvaya göre borçlu alacaklının kaybolan menfaatini ödemek zorundadır. Bu ödeme yapılırken de mesela altın fiyatları veya benzer bir temel tüketim malzemesi esas alınarak aradaki fark ödetilebilir. Bu ikinci görüşle amel edilmesinin ciddi ihtilafları giderebilmek adına caiz olacağı kanaatini taşıyoruz.
Bu konuyu şöyle değerlendirebiliriz: Para, döviz ve altın gümüş gibi değerler üzerinden oluşan borçlar borcun tahakkuk ettiği rakam kadarı ile iade edilir. Üzerinden zaman geçmesi, paranın değer kaybetmesi, kazanç kaybına neden olması gibi sebeplerle borca ilave yapılmaz. FIKIHTAKİ GENEL KURAL BU ŞEKİLDEDİR. Alacaklının bir talebi olmadan borçlu kendiliğinden farklı ödeme yapabilir. Bin olan borcunu mesela bin yüz olarak ödemesi, önceden bir sözleşme maddesi olmadığı ve alacaklı da böyle bir istekte bulunmadığı için caiz bir ilavedir. Para ile oluşan borçların tahsil vaktinde paranın değer kaybetmesi durumunda ise bu kayıp üçte birden daha az bir kayıp ise ödeme aynı rakamlar üzerinden yapılmalıdır. Üçte birden daha yüksek oranda bir değer kaybı oluştu ise muasır âlimlerden bazıları sabit bir değer üzerinden (mesela altın) paranın değer kaybı hesaplanıp borç ödenebilir demişlerdir. Alacaklı ve borçlu kendi aralarında bir sulh da yapabilirler. Borçlu daralmış ise veya ödeme imkânı tıkanmış birisi ise ona mühlet verilmesi Kur'an’ımızın emirlerindendir. Buna dikkat edilmelidir. Ancak nakdi bulanmayan fakat gayrimenkulleri ve benzeri yatırımları bulunan birinin darda kaldığı kabul edilemez. Altın ve gümüş için b maddesindeki kural uygulanamaz. Altın ve gümüş ile oluşan borçlarda borç ne ise o ödenir. Borç ilişkilerinde sözleşmeye GECİKME DURUMUNDA FARK gibi bir cezai müeyyide konması caiz değildir. İş üzerinden yapılan sözleşmelerde ise iş gecikmesine karşı CEZAİ MÜEYYİDE konabilir. Borçlarda sözleşme yapılırken nakit üzerinden bir rakam borç olarak sabit olduğu hâlde borcun enflasyon oranlarına, altın ve gümüşe, başka bir dövize, ödeme zamanındaki faiz oranlarına, milli gelir rakamlarına bağlanamaz. Ödenmesi geciktirilen borçların tahsili için yapılan bütün masraflar borçludan tahsil edilebilir. Borç davalarına bakan mahkemelerin alacaklı lehine borca ilave ettiği faiz miktarından alacaklının yaptığı masraflar düşülebilir. Geri kalanının da bir hayır kurumuna ya da fakire verilmesi tavsiye edilmelidir. Mahkemeler faizle tahsilat yapıyor gerekçesi ile alacakların mahkemeye verilmemesi yerine hukuk özellikle bu maksatla kullanılmalıdır. Böylece faizli işlemden uzak duran Müslümanların alacaklarını ödememe gibi temayüle fırsat açılmamış olur. Ödenemeyen bir borcun tahsili için, yeni bir ticari sözleşme yapılıp o yeni işin fiyatı (bir tür eski borçtaki zararı kapatmak için) normalden daha pahalı akdedilse bir sakınca olmaz. Geciken ödemelerden ötürü borçlunun alacaklıya mesela bir arsa vermesi caiz olabilir.
Borca gecikme farkı koymak faizdir ve asla caiz değildir. Başka tedbirler almaya bakmalıdır kardeşimiz.
Borca ödemedeki gecikme durumunda ceza yazmak faizdir, haramdır. Böyle bir anlaşmanın da hükmü yoktur. Paranın zamanla tartılarak satılması demek olan faiz haramdır. Bu haram, gecikmeye karşı alacaklının mağdur olması gibi bir gerekçe ile helalleşmez.
Direkt TOKİ’den ev almak caiz değildir şeklinde bir cümle kurulamaz, öyle bir fetva yoktur. TOKİ veya başka bir kişi ya da kurum, fıkıhtaki kurallara uygun olmayan bir iş yaparsa ona caiz değil denmesi gerekir. TOKİ devlet kurumudur diye yaptığı her iş için caiz denemez, denmemelidir. Genel olarak gayrimenkul alışverişinde kurallarımız şöyle özetleyebiliriz: Gayrimenkul ticaretinde taksitli iş yapmak caizdir. Caiz olmayan faizli iş yapmaktır. Taksitlerdeki gecikme ihtimaline karşı ödenecek rakamlara ilave yapılması bir faiz işlemidir. Sözleşme anında söz konusu ev veya dükkânın niteliği belli ise ve ödenecek rakam da belli ise ticarette sıkıntı yoktur. Ödemenin bir bölümünün taksitle olması sakınca oluşturmaz. Örneğin satıcı “her altı ayda bir şu kadar fiyat farkı getireceğim” dese ve sonuç olarak kaç para ödeneceği biliniyorsa yine bir sakınca olmaz. Ancak altı ayda veya belli zaman dilimlerinde “filan gelişmeye göre bir artış yapacağım” gibi bir fark sözleşmeye konursa bu durumda alıcının toplamda ne ödeyeceği net olarak bilinmiyor demektir. Fıkıhta buna “alışverişte cehalet” denmektedir. Bu da söz konusu alışverişin caiz olmamasını doğurmaktadır. Sorudaki TOKİ bağlantısı bu noktada tıkanmaktadır. Faiz sıkıntısının aşılabildiği durumlarda bu aşılamıyorsa faiz düzeyinde olmasa da fıkıh açısından caizliği zorlayacak bir sorun bulunduğundan caiz olmayacağı yönünde görüş belirtilmektedir. Allah yardımcımız olsun.
Sözleşme ile beraber, sözleşmedeki hukuk belli bir tarih veya belli bir işten sonrasına diye kayıt konmamış ise imza anından itibaren caridir. Sözleşmedeki cezai müeyyide de muteberdir. Meşru bir gerekçeye dayanmadan cayan cezayı öder. Cezanın niteliği de çökertecek çapta olmamalıdır.
anlaşma konusundaki diğer fetvalar
İki davalı arasında devlete müracaat etmeden aralarında bir hakem tayin ederek sulh olmaları uygulaması Kur'an kaynaklıdır. Ashab-ı Kiramdan itibaren de vardır. Belki de Müslümanlar arasındaki kardeşliğin devamı için de en gerekli işlerden biridir diyebiliriz. Size şöyle bir özetleme yapabiliriz: Tartışmalı olan konunuzu çözebileceğine inandığınız ve sizin için ittifak edilebilecek bir ismi hakem olarak belirleyebilirsiniz. Önemli olan, isim üzerinde ittifak etmeniz ve o ismin söz konusu işten anlıyor olmasıdır. Mesela ticari bir meselede bir hocayı hakem yapmanız yerinde olmaz. Ticaretten anlayan biri olmalıdır. Dinen bilinmesi gereken bir ayrıntıyı da o hakem olacak kişi bir bilenden öğrenir. İki taraf veya taraflar hakem olacak kişide ittifak ettikten sonra hakemden vazgeçme hakları hakemin karar anına kadar geçerlidir. Hakem kararını verdikten sonra taraflardan biri vazgeçemez. Ve hakemin verdiği karar herkesi bağlayıcı olur. Hakem olarak belirlenen kişi davadan çekilebilir, yenisini bulursunuz. Ya da hakemli süreyi önceden belirleyecek olursanız mesela bir hafta içinde çözülecek şeklinde bir ilke belirlerseniz o süre bittiğinde hakemin görevi de biter. Hakem belirleme ya da resmi kimliği olmayanların hakemlik yapması dinen konmuş had cezaları, kısas, diyet ve lian gibi konularda olamaz. Müslümanlar olarak aramızda kul hakkı tartışması bırakmadan ahirete gitmeliyiz. Özellikle birbirimize beddua ettiğimiz konular ahirette hepimizin acısı olacaktır. Buna göre bir samimiyet ve fedakârlık gösterelim. Allah yardımcımız olsun.
Bir ticarette veya bu örnekteki gibi tarım ortaklığında taraflardan birinin kazancının meçhul kalması fıkıh açısından o işlemin caiz olmamasını gerektirir. Bu örnekte birinci tarafın on ton çayı garanti edilmektedir. İkinci tarafın ise ne kadar çay elde edebileceği meçhuldür. Bu meçhullük fıkıh açısından durumu caiz olmamaya götürmektedir. Anlaşmayı yeniden yapmanızı ve elde edilen çayı yüzde üzerinden belirlemenizi tavsiye ederiz. “Elde edilenin yüzde şu kadarı” olursa anlaşma fıkha daha uygun olur.
Size ip verip ürün isteyen firma ile anlaşmanız mesela yüz kilo ip verip yüz kilo ürün alma şeklinde ise yani bir fazlalık ihtimali bırakmıyorsa artan ipleri de ürünle beraber teslim etmeniz gerekir. Eğer aksi ise yani size ip veren firma belli bir pay bırakıyorsa mesela yüz kilo ip verdiğinde bunun yarım kilosunun hata payı olabileceğini kabul ediyorsa bu durumda artan ipler sizin malınızdır, dilediğiniz gibi değerlendirebilirsiniz.
Yaptığınız sözleşmede DERSLERE GİRMESENİZ DE ücreti ödemeniz gerekeceği yönünde bir kayıt varsa ödemelisiniz.
Selamünaleyküm. Böyle bir mal merakını hayretle karşıladık. Allah ikinize de bereketli ömürler versin. Neden zorla kendinize sorun üretiyorsunuz ki? Şöyle yapın: Herkesin malı veya hissesi belli olsun. Her şeyi resmiyete uygun yapın. Ölüm gelince de endişe etmezsiniz. Size tavsiyem, siz ölünce ahirette ne yapacağınızı daha çok düşünmeniz olsun.
Selamünaleyküm. Anlaşmanızın gereği kadarını alabilirsiniz. Gerisini iade etmenizde doğru olur.