Fetva Meclisi
Soru
Hocam ölümden sonrası için organ bağışının günahı olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Öldükten sonrası için organ bağışında bulunmak, muasır ulemamızın caiz gördüğü işlerdendir. Allah'a emanet olun.
Bir insanın öldükten sonrası için organlarını bağışlamasının caiz olduğuna dair muasır ulemanın görüşü vardır. Yaşayan bir insan ise 'bedeninden parça veremez.' şeklinde bir görüş ağırlıklıdır. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Duygusallıkla bakıldığında işi 'koyun yüzmek' şeklinde görebilirsiniz. İşe bir de bir insanın hayatının kurtulması gözüyle bakın, kendinizi öyle bir durumda hissedin. Bu meseleler zaten ittifak edilmiş meseleler değildir. Cevapta da hissetmişsinizdir, görüşler arasında bir tercihe işaret edilmektedir. Ortada icma edilmiş bir durum yoktur. Allah, bizi kullarına muhtaç olmadan bu âlemden alsın diye dua edelim.
Selamünaleyküm. Organ nakli hususunda, muasır fukahanın yapmış olduğu toplantılardan çıkan sonuçları şu şekilde özetlememiz mümkündür: 1- İnsanın kendi bünyesinden bir parçayı başka bir yere nakletmek caizdir. Bu tedavinin, daha ağır bir zarar oluşturmama şartı vardır. Meselâ, koldaki bir arızayı gidermek için ayağından nakil yaparken ayağın felç olmasına neden olma gibi bir durum olmamalıdır. 2- Bir insandan başka bir insana nakil yaparken yenilenen parçalar nakledilebilir. Kan yenilenen bir parça olduğu için nakli caizdir. Verenin bağış yapma ehliyetine haiz olması gerekir. 3- Yaşayan bir insandan organ almak, o organın alınması ile verene eksiklik getirecek bir alma ise bu haramdır. Yedeği bulunan bir organ ise birinin alınması hususunda fakihler arasında farklı görüşler vardır. 4- Ölümü gerçekleşmiş bir insandan diriye nakil yapmak ise varislerin izni veya ölmeden önce kişinin bunu vasiyet etmesi ile mümkündür. 5- Bütün bu işlemlerin hiç birinde ticari bir işlem bulunmamalıdır. İnsan üzerinden ticaret haramdır. Sadece tıbben gereken masraflar karşılanabilir, insan organına değer takdir edilemez.
Bir insanın organlarının o öldükten sonra başkasına aktarılabilmesinin üç yolu olur: a. Kendisi sağlığında vasiyet eder, bağışlar. Tıbben ölümü gerçekleşince de alınır. b. Bu yapılmamış ise VARİSLERİ kimlerse onların onayı ile alınabilir. c. Kimsesi olmayan biri ise devlet onayı bunun için yeterli olur.
Selamünaleyküm. İnsan olması, iyilikte bulunmak için yeterlidir. İlla Müslüman olacak dememiz gerekmez.
alim konusundaki diğer fetvalar
Güzel koku kullanmak sünnettir. Yalnız kokunun çeşidi hakkında sabit bir sünnet yoktur. Yöresel özelliklere dikkat edilmelidir. Farklı kültürlerde farklı koku kaynakları üretilebilir. Alkollü koku ise fıkhen bir sorundur. Mümkün olduğu kadar alkolsüz koku kullanılmalıdır. Kokudaki alkol için ruhsat veren âlim de vardır, o görüşten istifade edilebilir. Adının parfüm olması bu kuralları değiştirmez.
Diyobendilik diye bir mezhep veya tarikat yoktur. Hindistan Müslümanlarının içinde gelişmiş bir medresenin adıdır. Oradan mezun olan ilim talebelerine Diyobendi denmektedir. Hindistan’daki 1857 ayaklanmasından sonra âlimlerin dini ilimleri yaymak için kurdukları bir medresedir. İngiliz zulmüne karşı dini ve din ilimlerini canlı tutmayı amaçlamışlardı. İlim ve fikri aynı ağırlıkta gören bir anlayışları vardır. İlk anda akla gelen meşhur isimleri arasında Muhammed Enverşah Keşmiri, Ebulhasen Nedvi gibi isimler oraya mensupturlar. Hanefi/Maturidi ekolündendirler. Tasavvuf bağlantıları vardır. İslam’ı bütünüyle sahiplenme, şuurlu Müslüman yetiştirme, İslam karşıtlığına karşı müdafaa, İngilizlere karşı kıyam, Arapça dilini öne çıkarma gibi özellikleri dikkat çeker.
Bu konu âlimlerimizin farklı görüşlere sahip olduğu bir konudur. Tartışılmayacak bir şekilde “böyledir” dememizi sağlayacak bilgimiz yoktur. Böyle konuların bize de bir faydası olmayacağına göre vakit harcamamıza gerek olmayacağını bilmeliyiz.
Hayır, bu bilgi Kur'an’da geçmiyor. Hadislerde geçen ifadenin anlamı bulunmaktadır. Âdem aleyhisselamın hadislerde bildirilen boyunun bugünkü insan boyu ile karşılaştırılamayacak kadar farklı olması yani yaklaşık kırk metre ile yaklaşık iki metre arasındaki farkın anlaşılamaması söz konusudur. Elimizde Âdem aleyhisselamın boyu hakkında hadislerde geçenden başka kati bir bilgi de yoktur. Kimseye faydası olmayacak bir konu olarak bunu tartışmanın da gereği yoktur. Bazı ihtimaller âlimler arasında konuşulmuş veya yazılmıştır ama kati bir bilgimiz yoktur. Mesela Âdem aleyhisselamın bu boyunun cennette iken o kadar olduğu, dünyaya indirilince de mevcut boya yakın olarak indirildiği söylenmiştir. Makul olmakla beraber bu ve benzer yorumların hiç biri kati değildir. Allah Teâlâ imanımızı sabit kılsın.
Türkçe yazıyor ve konuşuyorum. Bir nebze de Arapça ve tefsir bilgisi gördüm. Elhamdülillah. Bu kimliğimle gayet sarih bir ifade ile şunu söyleyebilirim: Sıradan bir Müslüman’ın ilmihal bilgisini hazmetmeden meal okuması ona bir ilim oluşturmaz. Sadece ara ara gözüne çarpan enteresanlıklara takılır kalır ve çok şey öğrendiğini zanneder. Baştan sona meal okumanın ilim niteliği zayıftır. Elbette mü'min olan herkesin meal okuyarak öğreneceği çok şey vardır ama “Kur'an deryasına dalmak” düzeyinde bir ilim hiçbir zaman elde edemez. Bu sebeple Kur'an’ımızı, tefsir ilmi ile ve Arapça üzerinden öğrenmek orijinal olan öğrenme şekli olarak bilinmelidir. Bir sureyi ders gibi okumaya vakit ayıracak yerde bir konuyu mesela İhya’dan okumalı ve orada zikredilen ayeti daha iyi anlamak için mealinden izlemelidir. Meal okumayı sapıklık gibi gören anlayış uç bir anlayıştır. Meal üzerinden Kur'an âlimi olacağını zanneden de öbür uçta durmaktadır. Ortasını belirttiğimiz şekilde bulmak mümkündür. İlmihal bilmeden ise hiç birine girmenin gereği yoktur.
Buna biz sadece “papaza kızıp oruç bozmak” diye bir cevap veririz. Allah’ın bir emrini ancak Allah kaldırır. Kıyamete kadar Cuma namazı kalacaktır, hiçbir gerekçe cumamızdan ve haccımızdan bizi koparamaz. O kişinin ne âlimi olduğu önemli değil ama dinimizi çok dar bir açıdan gördüğü önemli bir tespittir.