Fetva Meclisi
Soru
Hocam Diyobendilik diye bir mezhep mi var? Son zamanlarda hocalar arasında konuşulduğunu duyuyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
DİYOBEND Hindistan’da bir medrese adıdır. İngilizlerin işgaline karşı ortaya çıkmış ilmi hareketlerden biridir. Hanefi/Maturidi çizgisinde dururlar. İslam’ı bir bütün olarak görmeyi prensip edinmişlerdir. Dil olarak Arapça’yı ve siyasi şuuru öne çıkarırlar. Nedvi, Keşmirî, A’zamî ve Habiburrahman gibi isimler o medreseden yetişmiştir.
Bu meseleyi mezhep meselesi olarak görmeyelim. Mesele Allah'ın haramlarından korkmakla ilgili bir meseledir. Büyük bir cüret içine girmişlerdir. Hocaya mal edilen görüş ise şu şekildedir: Eğer emme bir iki damla şeklinde ise böyle bir ihtilaftan söz edilebilir. ama ne kadar emdiğini şu anda bilmemiz ne kadar mümkündür? Gençlere Allah'ı hatırlatmaktan başka çaremiz yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Biz dinimize tabiyiz; dinimiz önemlidir. Mezhep ise bizim dinimizi yaşarken ki okulumuzun adıdır. Bir mezhebe bağlı olmak, bizim dernek seçer gibi seçerek girdiğimiz bir sistem demek olmaz. Dinimizi öğrendiğimiz yöntemin adı mezheptir. Bugüne kadar bu ümmetin “haktır” dediği mezheplerden biri üzerinde olanın, başka bir yerden görüş ithal etmesini gerektirecek bir daralma hiçbir mezhepte yoktur. Umumen tıkanılan noktaları âlimler zaten açmaktadırlar. Siz de, tabi olduğunuz âlimlerin size tavsiyelerine uyarak dininizi yaşamalısınız. Hiçbir âlime tabi değilseniz bu daha riskli bir sonuç getirir. Allah korkusu ile yaşayan bir âlim sizin önderiniz ise zaten sorun kalmamış demektir. Allah’a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh hakkında pek çok bilgi vardır. İyi bir ilmihal kitabının girişini bile inceleyebilirsiniz. Onun ilim dünyasına dalmanız için ise iyi bir Arapça bilmeniz gerekir ki, bunun için İstanbul’da medrese hayatınız olması doğru olur. Bizim, KADIN FIKHI OKULU derslerimizin giriş bölümlerini izlerseniz size yararı olur zannederiz. İbni Teymiye ile alakalı olarak da Türkçe kitap takip etmiyorum. Allah'a emanet olunuz.
Kardeşim, sana acilen şunu söylemem insanî ve imanî bir görevdir: Bu şeytanca bir tuzaktır. Şeytanca! Dikkat edersen, bu sözün ucunda verilmek istenen mesaj, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber aleyhisselam efendimizin BÖLÜCÜ olduğudur. Hasbunellah! Bu ne büyük bir afettir. Kulaklarınızı tıkayın, verecekleri diplomaları alın ve kendinizi o bataklıktan kurtarın. Mesele mezhepler meselesi değil dini oyuncak yapma meselesidir. Aklınızı ve imanınızı koruyun kardeşim.
İbadetler hayatımız ve ahiretimiz denebilecek bir ciddiyetle eda edilmelidir. Mezhepler tarihi süreçte gelişmiş fikir akımları değildir. Dinimizi anlama yolunda ortaya çıkmış yoğun içtihatların ve gayretlerin sonucudur mezhepler. İnsanların mezhepleri zevklerine alet etmeleri ve umursamaları umarız esasında dine karşı bir bakış gevşekliği değildir. Bu tür uygulamaları yapanları bir kereliğine ikaz etmek ve asla tartışmamak gerekir. Tartışmak onları daha inatçı ve daha kör takılış noktasına sürükler. Allah yardımcımız olsun.
alim konusundaki diğer fetvalar
Güzel koku kullanmak sünnettir. Yalnız kokunun çeşidi hakkında sabit bir sünnet yoktur. Yöresel özelliklere dikkat edilmelidir. Farklı kültürlerde farklı koku kaynakları üretilebilir. Alkollü koku ise fıkhen bir sorundur. Mümkün olduğu kadar alkolsüz koku kullanılmalıdır. Kokudaki alkol için ruhsat veren âlim de vardır, o görüşten istifade edilebilir. Adının parfüm olması bu kuralları değiştirmez.
Âlimlerimizin bir bölümü bu tür bağışları bir sadaka olarak görmektedirler. Bu da bir teşviktir. Organ bağışı ölümden sonrası için yapılabilir. Şu üç ayrıntıya dikkat edildiğinde biiznillah sakıncası yoktur: - Üreme organları bağış konusu olmayacak. - Bağış yapan kanuni ehliyete haiz kimlik sahibi olmadır. - Dinen yaşaması caiz olmayacak mesela katil birinin yaşaması için bir organ bağışı yapılmayacak.
Bu konu âlimlerimizin farklı görüşlere sahip olduğu bir konudur. Tartışılmayacak bir şekilde “böyledir” dememizi sağlayacak bilgimiz yoktur. Böyle konuların bize de bir faydası olmayacağına göre vakit harcamamıza gerek olmayacağını bilmeliyiz.
Hayır, bu bilgi Kur'an’da geçmiyor. Hadislerde geçen ifadenin anlamı bulunmaktadır. Âdem aleyhisselamın hadislerde bildirilen boyunun bugünkü insan boyu ile karşılaştırılamayacak kadar farklı olması yani yaklaşık kırk metre ile yaklaşık iki metre arasındaki farkın anlaşılamaması söz konusudur. Elimizde Âdem aleyhisselamın boyu hakkında hadislerde geçenden başka kati bir bilgi de yoktur. Kimseye faydası olmayacak bir konu olarak bunu tartışmanın da gereği yoktur. Bazı ihtimaller âlimler arasında konuşulmuş veya yazılmıştır ama kati bir bilgimiz yoktur. Mesela Âdem aleyhisselamın bu boyunun cennette iken o kadar olduğu, dünyaya indirilince de mevcut boya yakın olarak indirildiği söylenmiştir. Makul olmakla beraber bu ve benzer yorumların hiç biri kati değildir. Allah Teâlâ imanımızı sabit kılsın.
Türkçe yazıyor ve konuşuyorum. Bir nebze de Arapça ve tefsir bilgisi gördüm. Elhamdülillah. Bu kimliğimle gayet sarih bir ifade ile şunu söyleyebilirim: Sıradan bir Müslüman’ın ilmihal bilgisini hazmetmeden meal okuması ona bir ilim oluşturmaz. Sadece ara ara gözüne çarpan enteresanlıklara takılır kalır ve çok şey öğrendiğini zanneder. Baştan sona meal okumanın ilim niteliği zayıftır. Elbette mü'min olan herkesin meal okuyarak öğreneceği çok şey vardır ama “Kur'an deryasına dalmak” düzeyinde bir ilim hiçbir zaman elde edemez. Bu sebeple Kur'an’ımızı, tefsir ilmi ile ve Arapça üzerinden öğrenmek orijinal olan öğrenme şekli olarak bilinmelidir. Bir sureyi ders gibi okumaya vakit ayıracak yerde bir konuyu mesela İhya’dan okumalı ve orada zikredilen ayeti daha iyi anlamak için mealinden izlemelidir. Meal okumayı sapıklık gibi gören anlayış uç bir anlayıştır. Meal üzerinden Kur'an âlimi olacağını zanneden de öbür uçta durmaktadır. Ortasını belirttiğimiz şekilde bulmak mümkündür. İlmihal bilmeden ise hiç birine girmenin gereği yoktur.
Buna biz sadece “papaza kızıp oruç bozmak” diye bir cevap veririz. Allah’ın bir emrini ancak Allah kaldırır. Kıyamete kadar Cuma namazı kalacaktır, hiçbir gerekçe cumamızdan ve haccımızdan bizi koparamaz. O kişinin ne âlimi olduğu önemli değil ama dinimizi çok dar bir açıdan gördüğü önemli bir tespittir.