Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir hadis okudum Abdullah b. Mes’ud r.a. rivayet etmiş. Rasullullah s.a.s. bir hasır üzerinde uyumuştu. Uykudan kalktı, hasır vücudunda iz yapmıştı. Bunun üzerine: - Ya Rasullullah, sizin için yatak temin etsek olmaz mı, dediler. -Benim dünya ile ne işim var. Ben dünyada, bir ağaç altında gölgelenip de bırakıp giden bir yolcu gibiyim, buyurdu. )Tirmizi zühd 44) Hocam bizim rahat yataklarda yatmamızın hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bacım, Bu çağa farklı bir isim olarak “nimetler ve imkânlar içinde ama gariplerin çağı” demekte bir sakınca görmüyorum. Sizin derdiniz de bunu yansıtıyor. Nimetler içinde yüzerken yokluktan şikâyet etmek durumundayız. Siz veya biz, hâlimiz şöyle veya böyle benzeşiyor. Allah’a sığınmak ve şeriatına teslim olmaktan başka çaremiz yoktur. Acilen ona dönmeliyiz. Size bu huzursuzluğunuzun azalması için bazı tavsiyelerde bulunabilirim ama kesin bir düzelme için sizin özel nedenleriniz üzerinde de araştırma yapılması gerekiyor olabilir. Bu da bir psikolog nezaretinde yürümek demektir. Bu tarzda sizin yaptığınız gibi bir inceleme kendimize yapmalıyız, gereklidir de bu. Ne durumdayız, nasıl gidiyoruz muhasebesi yapalım. Yalnız bunu “münafıklık” kavramı ile pekiştirecek düzeye getirmeyelim. Aileyi itham edecek sonuçları öne çekmeyelim. Halk dilinde buna, en son söylenecek sözü en başta söylemek denir. O da şeytanın bize nüfuz etmesi ve bizi sömürmesi bakımından aleyhimize bir tutumdur. Abartmadan ama titiz davranmak ilkemiz olsun. İnsan olduğumuzu, etten ve kemikten yaratıldığımızı unutmayalım. Yorulmamız, usanmamız, ağlamamız/gülmemiz, mutlu olmamız sinirlenmemiz normaldir. Normal olmayan ise bir yere kilitlenip kalmaktır. Mesela sizdeki bu durum, insan hayatı akışında normal bir durumdur. Evlenmenizin gecikmesinden, bedeninizdeki keşfedemediğiniz bir arızadan, çevrenizin sizi bunaltmasından, kapasitenizi zorlayan bir işte olmanızdan, fıtratınızın tersine işler yapmanızdan kaynaklanıyor olabilir. Hangisi olursa olsun, hepsinin çözümü vardır biiznillah. Çözümü olmayan tek şey, çözümsüzlüğe takılmaktır. Günlük hayatınızı iyi programlayın. Namaza eksenli bir planlama yapabilirsiniz. Özellikle yemek ve uyku ne kadar kontrolünüzde ise günlük hayatınız için o kadar uygulanabilir bir program yapabilirsiniz demektir. Şu üç şey avcunuzun içindeki gibi kontrol ettiğiniz şeyler olmalıdır: Uyku, yemek ve arkadaş. Uyku sıkıntısı sizin yemek tarzınızdan kaynaklanıyor olabilir. Çok yiyorsunuzdur, zamansız yiyorsunuzdur, ağır gıdalar alıyorsunuzdur, hazım sorununuz vardır… Bunları bir diyetisyenle de değerlendirebilirsiniz. Yemek açısından sıkıntı yoksa bedensel bir sorunu inceleyeceksiniz. Öyle veya böyle acil bir eylem planı olarak şunu yapın: Gündüz uykusunu özellikle de ikindi civarındaki uykuyu iptal edin. Gece aynı saatte yatın, aynı saatte kalkın. Toplam uyuduğunuz da yedi saati geçmesin altı saati düşmesin. Uyku öncesinde yemek yemeyin. Üç saat öncesinde en az yemek işi bitsin ve asla ağır yiyecekler yemeyin. İnternet ve cep telefonu kullanımınızı sınırlayın. Arkadaş çevrenizi kontrol edin. Gündemi sizin gündeminizden farklı olanları elemek zorundasınız. Ebeveyninizle tartışma ortamlarını azaltın. Mesela onlar sizi görmek istiyorlarsa siz, onların bu isteğinden önce gözlerine görünün, ellerini yanaklarını öpün ve odanıza çekilin. Bu sizi merak etmelerini azaltır. Odanıza çekilirken de “Ben gelmeden yemeğe başlamayın ha!” diyerek alakanızı gösterin. Bunlar basit ama sizi rahatlatır şeylerdir. Bilhassa namazın rahatlatıcı yönünü bilmelisiniz. Kur'an okumanın huzur verdiğini bilmelisiniz. Zikir yapmayı becerin. Ve unutmayın: Hayat, sabretmesini bilenlerin kazandığı bir cihat imtihanıdır. Sabır da her an ve her iş için geçerlidir. Size dua ederim, kalbinize huzur akıtmasını Allah’tan dilerim.
Tirmizi'nin ve diğer muhaddislerin rivayet ettiği bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Allah Teala'nın verdiği nimetin izini kulunun üzerinde görmekten razı olacağını bildirmektedir. Eğer Allah Teala, bir kuluna orta halli bir araç edinecek kadar nimet verdiyse onun üzerinde o nimet görülmelidir. Lüks bir araç edinecek kadar nimet verdiği kulu da lüks araç edinmelidir. Uygun olan budur. Şu ayrıntıyı da kaydetmemizde yarar olacaktır: Zekât ve benzeri hakların çıkarıldığı bir malı konuşuyoruz. Farz olan ödemeleri yapılmamış veya kul hakkı ile elde edilmiş mesela işçinin haklarından kısılarak kazanılmış bir malı gündem bile yapamayız. Bu bir. İkinci olarak da mubahlar, kulun dilediği gibi kullanabileceği alanlardır. Kul, mubahtan ötürü hesap vermez. Ama ölçüsü şaşırılmış bir mubah mubah olmaktan çıkar. Bugün Müslümanlar olarak içine düştüğümüz çıkmazların başında mubah azmanlığı gelmektedir. Hakkı verildikten ve azdırmadıktan sonra hiç bir nimet Müslüman'a çok değildir. Müslüman, lüks villada otursun ama evini dininin hizmetine açsın. Ensar evi yapsın onu. Evinde ilim halkaları kurulsun. Müslüman'ın yazlığı olsun, kışlığı olsun ama gittiği yeri şeriatı ile gitsin. En lüks araçlardan birine binsin binmesine de, o araçla cihad edebilsin, o aracı binsin; araç onu binmesin. Allah yardımcımız olsun, elimizi, ayağımızı korusun.
Uyku, Allah’ın nimetlerinden büyük bir nimettir. Bütün nimetler gibi onun da en güzel şekilde değerlendirilmesi gerekir. Uykunun zamanı gecedir. Geceyi Allah Teâlâ uyumak için yaratmıştır. Tabii olan insanın gece uyumasıdır. Geceyi bu maksat dışında kullanmak için olağan dışı sebepler olmalıdır. Bu durumda eşinizin doktora görünmesi faydalı olur zannederiz. İnsanın bedenini ayakta tutacak ve ibadetlerini yapabilecek kadar uyuması farzdır. Bu da büyük oranda gece gerçekleşir. Diğer zamanlarda istirahat için bir miktar uyumak ise mübahtır. Uyku kesinlikle “derin” denecek düzeye gelecek şekilde ayarlanmalıdır. Ağaç üstünde karganın uyuduğu gibi uyumak insan için yeterli olmaz. Bu nedenle âlimlerimiz uyku için bir edep çizgisi belirlemişlerdir: Yatsı namazından hemen sonra erkence yatıp sabah namazına erkence kalkmak, Abdest alıp uyumak, Yüzüstü yatıp uyumamak, Belli zikirleri ve okumaları yapıp uyumak gibi edeplere dikkat edilmelidir. Uyku hemen hemen hayatımızın üçte birini işgal etmektedir. Uykuyu basite alamayız. Uyku fıtratımızda vardır. Akli melekemizin gelişmesi, bedenimizin sağlıklı olması gibi ince ayarlarımızla uykunun ciddi bağlantısı vardır. Uykudaki sarsıntının ilk etkileyeceği noktalardan biri namaz noktasıdır. Buna dikkat edilmelidir.
Şunu bilmeliyiz: Fakirliğin bir imtihan olduğu kadar zenginlik de bir imtihandır. Sadece zekât vererek malla alakalı imtihanlar bitirilmiş olamaz. Elbette ortada bir imtihan vardır. Bu imtihanı kazanmakla zühd ile israf arasında bir denge çizgisi korunması gerekmektedir. Zühd takva için şarttır ama imanın şartlarından değildir. Sizin belirttiğiniz zafiyetimiz ise bir afetin öncü bilgileri olarak ne yazık ki hepimizi bir rengi ile kuşatmıştır. Toplu ret ile batıp gitme arasında itidali buluncaya kadar gayret edeceğiz. Rabbim muinimiz olsun.
Her şeye rağmen eşler aralarındaki eşliğin gerektirdiği sevgi ve saygıyı yitirmemeye çalışmalıdırlar. Peygamberlerin de eşleriyle bu tür sorunları oldu ama onları boşamayı denemediler. Evet, Müslüman'ın kendi evinden vurulması çok ağır bir imtihandır fakat bu bir imtihandır. İmtihanlar bizim isteğimize ve keyfimize göre olmayacaktır elbette. Kesinlikle sabırlı ve nazik olacaksınız. Sizin tartışmanızda nazik olan kazanacaktır. Her işte sabırlı olanlar, kabalığa başvurmayanlar sonuca ererler. Allah Teala size böyle bir imtihan takdir buyurdu ise siz bunu kazanmaya mecbursunuz. Zira, namaz kılmak için gösterdiğiniz gayretten sevap kazandığınız gibi eşinize tahammül etmekten de sevap kazanacaksınız. Zor ama gerekli bir uygulamadır bu. Aman sabredin, seviyenizi düşürmeyin. Kopacaksa koparan diğeri olsun. Çocuklarınızın gözünde de iyi örnek siz olmalısınız. Allah'ı ve Peygamber'ini sevmenin gereği budur. Allah'a emanet olunuz.
Sorunuzu niyet açısından irdelemiyorum yani siz bunu kasıtlı soruyorsunuz demiyorum. Yalnız size cevap yazmamın amacı yarın, Rabbimin huzurunda bildiğini söylemekten imtina eden bir mümin durumuna düşmemektir, bunu izah etmem gerekiyor. Zira bu ve benzeri soruların kökeni Müslümanlar değildir. Müslümanların, Buharî'nin Sahih'i ile bir sorunları yoktur. Bizden olmayanların bizim kaynaklarımızı ele almalarının sonucu olarak Buharî tartışılabilir olmuştur. Bu sebeple ortada, “Bu sorunun kaynağı nedir?” endişesi bulunmaktadır. Ümmetimiz adına konuşmaktan başka bir yaptığı olmayanlar da bu tür bilgi enkazını karıştırmayı maharet zannetmektedirler. Sizin niyetinizi irdeleme hakkına sahip değilim. Benim kadar siz de dininizi dert ediniyorsunuzdur muhakkak. Aklınıza gelen bir soruyu sordunuz ben de cevap veriyorum. A- Buharî'nin Sahih isimli eseri, bu ümmetin Şii kökenli müminleri dışında bütün otorite ulemasının BİR NUMARA kabul ettiği bir kitaptır. İçinde “bu Resûlullah aleyhisselama ait bir sözdür” dediği hiçbir hadisin öyle olduğunda da şüphe yoktur. B- Sahih'teki bilgiler HADİSLER ve diğerleri şeklinde tasnif edilebilecek şekilde iki bölümden oluşmuştur. Buharî, Hadis olarak itimat etmediği bilgileri TALİK şeklinde kitabına kaydetmiştir. Buharî'nin kitabının asıl adı el Camiu'l Muhtasar el Müsnid es Sahih min Umuri Resûlullahı sallallahu aleyhi ve sellem ve Sünenihi ve Eyyamihi'dir. Bunun Türkçesi şöyledir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin işleri, sünnetleri ve hayatına dair Sahih ve Senedli Muhtasar Ansiklopedi. Bu isimden anlaşılıyor ki Buharî, bir iddia ile ortaya çıkmıştır. O iddiası da şudur: Kitabındaki hadisler, senedi olan ve sahih hadislerdir. Bu kurala uymayan sözleri ise TALİK şeklinde vermiştir. Bu da onları hadis görmediğini bir tür kültürel bilgi gibi kullandığını göstermektedir. Bu şekilde bin üç yüz civarında bilgi vardır Sahih'te. C- Zina eden maymunlar bilgisi Buhari'de 3849 numara ile bulunmaktadır. Bu bilgiyi de sahabi olmayan Amr bin Meymûn'dan nakletmektedir. Bilgiyi, Amr bin Meymûn’un cahiliye dönemine ait bir hatırası olarak nakletmektedir. Hadise bu nakil şekliyle dini hüküm çıkarılacak bir kaynak niteliği kazandırmamıştır. Zira bu bilgi Zinanın Cezası gibi bir bölümde değil, İslam öncesine dair hatıraların anlatıldığı bir bölümdedir. Bu bilgiden önceki başlıklar da yine cahiliye dönemine ait konulardan seçmeleri ihtiva etmektedir. Burada bütün hadis âlimleri Buharî'nin bab yani konuları tasnif maharetine hayran olmuşlardır. Nitekim bu Zina Eden Maymunlar konusu, Buharî dışında başka bir kaynakta da geçmektedir ve orada biraz daha genişçe anlatılmıştır ama Buharî, sadece bir cahiliye hatırasını nakletmeyi kastettiği için ayrıntılı rivayeti almamıştır. Konuyu bir hüküm çıkarma anlayışıyla ele almadığı anlaşılmaktadır. Bu sonuca göre ortada Sahih'i tenkit etmeyi gerektirecek bir durum olmadığı gibi Buharî'nin ilmi ağırlığını bir kere daha izleme imkânı vardır. Ama gaye üzüm yemek değilse diyecek sözümüz yoktur. Biz bu ümmetin geçmişini takdirle ve hürmetle yâd etmek isteyenlerdeniz. Oryantalistlerin bulduklarını zannettikleri ayıplarla mutlu olmaktan Allah'a sığınırız. Rabbim yardımcımız olsun.
hadis konusundaki diğer fetvalar
Bu söz hadis olarak sahih bir yolla sabit değildir. Çalışmaya teşvik etmesi bakımından anlam olarak doğru olabilir ama ‘hadis’ denmesi için gerekli alt yapısı yoktur. Genel olarak mü'min, hangi işleri yapmakla mükellef ise o işlerde sürekli bir adım atma heyecanı içinde olmasını teşvik etmektedir.
İ’tikâf sünnet bir ibadettir. Sünnet olarak da herkesin yapması yerine belirli kimselerin yapması durumunda yerine gelebilecek bir sünnettir. Özellikle dünyevileşme bataklığına karşı kendine gelme, ahireti hatırlama, ibadet ve tefekkür kalitesini artırma amacı açısından önemli bir görev yapar bu ibadet. İ’tikâf camide yapılır. Sadece abdest gibi zorunlu ihtiyaçlar için çıkılır. Namaz ve Kur’an okuma ile geçirilir saatler. Az uyunuz, zikir yapılır. Dünya kelamı ile meşgul olunulmaz. En az bir tam gün yapıldığında ona i’tikâf denir. Akşam ezanından öbür akşam ezanına kadar olan bir gün belirtilen gündür.
İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez’ sözü hadis olarak sabittir. Böyle bir sözü Peygamber aleyhisselam efendimizin söylemiş olduğunu biliyoruz. Bu sözden şu anlamları çıkarabiliriz: - Karakteri nankörlük olan biri bunu kullara da yapar Allah’a da yapar. - Kul, insanlara teşekkür etmesini bilmedikten sonra Allah’a şükrediyor olmasını da Allah Teâlâ kabul buyurmaz. - Teşekkür etmek mü'min ahlakının temellerinden biridir. O kadar ki bu teşekkür, Allah’a şükürle bağlantılı tutulmuştur. En temel teşekkür ifadelerimizden biri ‘Allah senden razı olsun.’ Sözüdür. Peygamber aleyhisselam efendimiz, iyilik yapana dua ile bile olsa karşılık vermeyi emretmiştir. - Teşekkür mü'min olana yapıldığı gibi mü'min olmayan birine de yapılmalıdır. Şu kadar ki, mü'min olmayan birine dua cümlesi ile değil de günlük ifadelerle teşekkür edilir.
Kur'an’ımızı tecvid adını verdiğimiz bir kaideler manzumesi ile okumak zorundayız. Başka türlü okunması asla caiz olmaz. Kur'an’ımız dışındaki hadisler de dahil olmak üzere metinlerin okunmasına yönelik bir tecvid benzeri kurallar yoktur. Asıl maksat olan hadisin bereketini gidermesin, dikkat edin.
Bu sözün sahih bir rivayetini bulamadım. Genel olarak mevzu ağırlıklı yorumlarla anılmaktadır.
Kur'an'ımız kitabımızdır. İmanımız onadır, onunladır. Temel kuralların asıllarını ondan alırız. En temel kural mesela namaz kılma emridir. Namazın varlığını ondan alırız. Namazın ayrıntılarını ise Peygamber aleyhisselamın hadislerinden öğreniriz. Hadislerden daha fazla istifadeyi de o hadisler üzerinden içtihatlar yapan alimlerimizden alırız. Böylece dini hayatımızı ince ayrıntıları ile yaşarken üç eksende durmaktayız: Kur'an, hadis ve içtihat (kıyas). Ümmetimiz, hayatını bugüne kadar böyle getirmiştir.