Fetva Meclisi
Soru
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sabır, üçtür: Musibete, tâata ve günah işlememeye sabır. Musibete sabredene, Allah Teâlâ üç yüz derece ikram eder. Her derece arası yerden göğe kadar mesafedir. Taate sabredene altı yüz derece ihsan eder. Her derece arası, yerin dibinden Arş’a kadardır. Günah işlememeye sabredene dokuz yüz derece verir. Her derece arası yerin dibinden Arş’ın üstüne kadardır.” (Yusuf en-Nebhanî, el-Fethu'l-Kebir fî Dammi'z-Ziyâdâti ile'l-Câmii's-Sağîr, 2, 190; İbn Ebi Dünya, es-Sabr ve's-Sevâbu , Kafi, c. 2., Kitabu"1-îman ve 1-Kufr, İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan, II, 11,İbnü’l-Mulakkin, et-Tavdih, XXVIII) Hocam bu hadis-i şerif sahih midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Belirttiğiniz hadis sahih bir hadis değildir ama hadisin muhtevası Kur'an'ın ve Peygamber aleyhisselamın getirdiği dinin özüdür. Ümmetiz biz, ümmet olma kabiliyetimizi yitirdikten sonra neyimizle öne çıkabiliriz ki? Allah sana ve senin gibi dertli mü'minlere sabır ve sebat ihsan etsin. Şunu unutmayalım: Allah Teâlâ, herkese takatı kadar yük yükler. Münferit bir mü'min olarak sen, bir kişilik kalbinle mesulsün. Bir vakıf başkanı vakfının kapasitesi kadar mesuldür. Bir devletin başındaki mü'min de o devletin gücü kadar sorumludur. Herkes hesabını Rabbine verecek; kimin ne kadar takatı vardı, kim de ne kadar tembel davrandı, bunu sadece o bilebilir. Hesabını da o soracaktır. Buna göre biz çalışırız. Malımızı, bedenimizi ve nefeslerimizi feda etmeye hazır oluruz. 'Haydi' sesini ezan sesi gibi duyarız. Gayret ederiz, sabrederiz, dik dururuz, yürürüz, koşarız, takatımız bitin, kaslarımızda mecal kalmayınca da çömelir anamızın kucağında çığlık attığımız gibi ağlarız, çığlığımız Arş'a erene kadar ağzımızdan ve ellerimizden, ayaklarımızdan hatta gözlerimizden çığlıklar yükseltiriz, dualar ederiz, Allah'ın yardımını getirecek fecri bekleriz. Bütün bunlara da melekler şahit olur. Gerisi.. Yok gerisi bunun.
Vahyin ilk indiği yıllara ait tek tek gelen hükümlerin zamanını düşünmelisiniz. Şimdi ise bir bütün olarak dinimizin tamamı elimizdedir elhamdülillah. O zamanki şartların değiştiğini gören sahabiler ilk zamanlarda sakladıklarını son günlerinde tebliğ etmiş oldular. Ara vakitleri kendinizi kültür ve fizik çalışarak da olsak dinçleştirerek, abdest alarak, bir âyet veya hadis ezberleyerek değerlendirmeye çalışın.
Bu ve benzeri konularda onlarca cilt kitap yazılmıştır. Onlarca da fırka oluşmuştur etrafında. Asırlardır tartışılmaya devam etmektedir. İlk günkü bakış farklılıkları ve derin anlama sıkıntıları ağırlaşarak devam etmiştir. Tek bir kelime üzerinde söz birliği sağlanamamıştır. Tek bir kelime! Bu birinci hakikat. İkinci hakikat: Sahabeden hiçbiri bu konuları merak edip uykusuz kalmamıştır. Duyduklarına iman edip yollarına devam ettiler. Üçüncü hakikat: Sahabeden sonraki nesiller pek merak saldılar bu ayrıntılara. Araştırdılar, tartıştılar, ayrıştırdılar. Dördüncü hakikat: Sahabe, Allah onlardan razı olmuş olarak gittiler bu dünyadan. Sonraki nesiller ise birbirlerini tekfir ederek, kendi düşüncesini uymayanların kuyusunu kazarak gittiler neredeyse. Beşinci hakikat: Bugün, içinde boğulduğumuz dünya sorunları ve dinimize dair kaybettiklerimize bu ve benzeri meselelerin çözümünün ne katkısı olacak? Sadece mü'minler arasındaki mesafeyi derinleştirecek! Farzı ayın olmayan bilgi üzerinde harcadığımız vakitler bizi farzı ayın görevlerimizden alıkoyuyorsa bu bir kayıptır. Lütfen bu açıdan da bakınız konuya.
Yazdığınız bilgi hadistir. Tirmizi'de 2457 numaralı hadistir. Sahih olduğu hakkında da âlimlerin görüşü vardır.
Bir milyon ya da bin yıl zikir sevabı ile ilgili bir bilgi hadis kitaplarında geçmemektedir. Ancak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şu müjdeleri kaynaklarımızda geçmektedir: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.” (Buhari, 6405) Namazların akabinde 33 defa sübhanallah, 33 defa elhamdülillah, 33 defa Allahuekber dedikten sonra "لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ" diyenin de deniz köpüğü kadar günahı olsa bağışlanacağı da Müslim’de 597. hadisi şerifte geçmektedir. Yine aynı zikri günde yüz defa yapanın 100 sevap yazılıp 100 günahının silineceği, on köle azat etmiş gibi sevap verileceği hadisi şerifte geçmektedir. (Buhari, 3293) Bu gibi zikirler ve müjdelere dair bilgiler internette doğru olmayan şekillerde çok fazla bulunmaktadır. Bu yüzden İmam Nevevi rahmetullahi aleyhin “Ezkâr” isimli kitabı gibi muteber kaynaklardan bakmak çok daha isabetli olacaktır.
Bu zamanda kimin ne söylediğini önemsememize gerek yoktur. Bu ümmet, asırlar süren büyük bir çalışma ile dinini korumuştur. Din olarak koruduğu şeylerden biri de hadislerdir. Hadisler hakkında şu ilkeleri zikredebiliriz: a- Yüzde yüz doğru bilgiye bizim literatürümüzde TEVATÜR/MÜTEVATİR denmektedir. b- Tek mütevatir bilgi Kur'an'ımızdır. c- Hadisler de dahil olmak üzere hiçbir bilgi mütevatir değildir. d- Hadislerin içinde mütevatir olmaya en yakın hadisler SAHİH/HASEN hadisler olarak tespit edilmiştir. e- Sahih hadislerin sahihlik oranı da farklı olabilir. Daha sahih olan, sahih olan denebilir. Ancak sahih hadislerin sahihlik oranı hakkında net bir rakam vermek mesela % 60 demek abes bir iddia olur. Mütevatir değil ama mesela 60 da değildir. Bizim için mühim olan şudur: Bizden önceki dinimizi bize aktaran ilim adamlarının itibarı bizi bağlamalıdır. f- Hadislerle bu irdeleyici mantık üzerinden ilgilenmeyi bir fitne görürüz. Evet, her irdeleyenin kalbinde fitne bulunduğunu söylemeyiz ama irdeleyicilerin önemli bir bölümünün Peygamber aleyhisselamı kaldırıp yerine kendi zevk ve menfaatlerini yerleştirmeyi istediklerini söylememizde sakınca yoktur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bu kapsüllerin kullanımı zaruret kuralları ortamında gerçekleşmektedir. Sizin orada çalışıyor olmanız da inşallah bu ilkede mubah olur. Kalbinizin daha rahat edeceği bir iş bulmayı da ihmal etmeyin.
Bilmeden yapılan ve ardından istiğfar edilen bir iş küfre düşürmez.
Namazdaki okumayı KENDİN DUYACAK KADAR diye ölçüye alabiliriz. Kendin duyacak kadar, ikinci kişi dikkat ederse ve sessiz bir ortamsa duyabilir kadar da anlaşılabilir. Bundan daha kısık olanı okuma değil düşünmeye benzer. O da yeterli değildir. Anlaşılan sizdeki durum bir nebze vesveseye kaymaktadır. Kendinize dikkat edin. Allah yardımcınız olsun.
Bunun bir din dayanağı yoktur. Katılmak ve destek olmak da gereksizdir.
Namazın nafile veya farz olması sehiv secdesi açısından aynıdır. Namazın içindeki sünnet olan amellerden birinin terki için sehvi secdesi gerekmez.
Zikrettiğiniz şekillerden hiçbiri için sehiv secdesi gerekmez.