Fetva Meclisi
Soru
Siyer ilmi nedir, alanı nedir, bağlayıcılığı nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Derin ilmi bir araştırmada verdiğiniz örnekteki gibi bir fark ortaya çıksa da bizim gibi sıradan insanların anlaması gereken şudur: Nebî Resûl, Resûl Nebî demektir.
İbn-i Hişam, İbn-i İshak’ın aynı isimli eserini özetleyerek telif etmiştir kitabını. Bu şekliyle de elimizdeki özet aslından daha değerli bir kaynak olmuştur. Siyerle alakalı olmayan konuları, şiirleri, israiliyatı silmiş, Arapça ile alakalı bazı ilaveler de yapmıştır. Siyer konusunda daha sonra yazılan bütün kitapların hemen hemen temel kaynağı durumunda bir kitaptır. Allah onlara rahmet etsin.
Resûl, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen peygamber anlamındadır. Nebî ise Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilmeyip önceki bir peygamberin kitap ve şeriatını ümmetine devam ettirmekle görevli olan peygamberdir.
Kişinin ilmi donanımını bilmeden kitap tavsiyesi doğru olmadığından halkımızın seviyesini ölçü alarak herkesin bilmesi ve okuması gereken ilmihal, hadis, tefsir ve siyer kitabı tavsiye edebilirim. -Delilleriyle İslam İlmihali (Hamdi Döndüren) -Riyâzü's-Sâlihîn (İmam Nevevi, 8 ciltlik) -Hakkın Daveti Kur'an-i Kerim Meali ve Tefsiri (Ömer Çelik) -Fıkhu's-sîre (Ramazan El-Bûtî)
Selamünaleyküm. İnsanların kıyamet günü imamları ile çağrılmaları hususunda müfessirlerin tercih ettiği görüş şudur: Herkesin imamı, amellerinin yazıldığı kitabıdır. Herkes kitabı ile getirilir anlamına anlaşılmıştır bu ayet.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin mirası olarak gösterilen ve övülen ilim Kur'an ve ona bağlı olarak gelişen ilimlerdir. Ancak insana faydalı olan ilimlerin sevabı yoktur şeklinde değerlendirilmesi yanlış olur. Helal ve insana faydalı işler için öğrenilen kullanılan ilimler için de sevaptan söz edilir elbette. Özellikle de tıp gibi direkt insanın zaruretini hizmet eden ilimler için muhakkak sevap vardır.
din konusundaki diğer fetvalar
Elbette bilgisi ve kültürü, dış görüntüsü, ihlası gibi bilinmesi gereken başlıkları ele almadan EN TEMEL HEDEFLERİ olarak şunları söyleyebiliriz: Her şeyden önce iman ve amelde ihlası ve tatbiki ile kendini inandırmalı, sarığının hakkını vermelidir. Yani kendine imam olmayı bilmelidir. Kur'an ile yaşamak isteyen nesil yetiştirmede bir katkısı olması için gayret edecektir. Temsil ettiği makamın sahibi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi hakkıyla temsil etmenin ve kıyamet gününde insanların karşısına hüccet olarak çıkarılacağının şuurunda olacaktır. Dini bir görev almanın din adına emanetçi olmak olduğunu bilecektir.
Haccac bin Yusuf es-Sakafî Irak valisi olarak Emevi döneminde öne çıkmış bir isimdir. İmam Zehebî onu zikrederken, “zalim, pis, kan emici…” gibi vasıflarla zikreder. Dili iyi bilen, cesur, atılımcı biri idi. Yirmi yıl kadar icra ettiği valilik yılları kan ve zulümle doludur. Ne yazık ki bugün onu değerlendirirken “kâfir” diye kesip atamayacağımız iki önemli çizgisi vardır. Birincisi cinayetleri ve habasetlerine rağmen dinden çıktığını gösteren bir delil yoktur. Zalim deriz ama kâfir demekten ürkeriz. İkincisi de o zulümlerin yanında büyük hizmetler de icra etmiştir. Döneminde büyük toprak parçaları İslam ile şereflendi. Allah’a havale edip ibret almak en doğrusu olur zannederiz.
Ortada bir İNCİL yoktur. İncil olması muhtemel ve muharref bir birikim vardır. Dolayısıyla böyle bir muharref kitabı Allah’ın Kitabı gibi okumak ise mesele bunu, iman açısından tehlikeli buluruz. Hayır, bir kültür nitelikli okuma ise gereksiz buluruz. Müslüman vaktini Kur'an’a ve gerekli ilimlere ayırmalıdır. İlmi ihtiyacı hallolduktan sonra kültüre yönelebilir.
Fıkhın özünde farklılığa uygunluk vardır. Bunda da din açısından bir sakınca yoktur. Fıkıh Kur'an veya hadis değildir, ehlinin yaptığı içtihatlardır umumu itibariyle. Ve fıkıhtaki ihtilafta bir yolla uzak durmak ama gereğinden kopmamak müstehaptır. Müslüman, fakihler ihtilaf ediyor diye çelişki içinde kalmak, bir öyle bir böyle düşünüp yapmak durumunda değildir. Fıkıhtaki farklılıklardan uzak durmak için: a. Takvaya en uygun olan tercih edilebilir. b. Söz sahiplerine bakılıp daha kalbî kimliği olan tercih edilebilir. c. Harama ruhsat veren ve ruhsat vermeyen iki farklı görüş olduğunda haramdan uzak tutan tercih edilebilir. Aynı şekilde farzdır diyenle değildir diyen arasında farzdır diyen tercih edilebilir. d. Sahabeden itibaren bu zamana gelen seyir içinde daha eskilere ait olan görüş daha yeni olana göre tercih edilebilir. e. Muteber kabul edilen mezhep imamlarından birinin görüşü ilke olarak benimsenerek farklılıktan uzak kalınabilir. f. Müslüman bir yöneticinin tercihi ilke olarak kabul edilerek uzak kalınabilir. Genel olarak farklı fıkıh içtihatları ile karşılaşanlar için hangisini alsam sorularına böyle bir cevap verilmektedir. Elbette kişi, keyfiliği değil de dinine daha sıkı bağlı kalmayı amaç ediniyorsa. Gevşek bir nokta arayan için tercih zaten nefsin hoşuna gidenden yana olacaktır.
Elbette bir mü'min olarak önümüze Allah’ın razı olmayacağı iş çıktığında tepkimiz olacak, biz taş değiliz. Yalnız bu tepkimiz, gücümüz ve konumumuzla sınırlı olur. Bir öğrenci olarak vereceğiniz tepki iki açıdan dikkatle seçilmelidir. Birincisi, sizin tepkiniz sebebiyle karşınızdakinin daha ağırını yapacağı bir sonuca sebep olmamalısınız. İkincisi de sonra geri adım atacağınız tepkiyi vermemelisiniz. Bunun için de eğer tepkiniz dillendirilmesi mümkün görünüyorsa dillendirin, değilse kalbinizle protesto edin o durumu. Veya uygunsa ortamdan çıkıp gidin ki harama gözünüz veya kulağınız ortak olmasın. Bütün bunları da dini yaşamanın ne demek olduğu konusunda bir yatırıma dönüştürmeye çalışın.
Böyle bir bilgim ve o bilgiye merakım yoktur.