Fetva Meclisi
Soru
Eşim yetim olan bir kızın çeyizi için bir başkasının ben karşılarım sözüne istinaden kendi üzerine kaşık-çatal-bıçak seti aldı, ancak kişi sözünde durmadı. Zekatımızdan bu meblağı biz ödeyebilir miyiz? Kardeşim annemle birlikte aynı evde yaşıyorlar. Aynı evi paylaştıkları için kardeşime vereceğim zekatla alınmış gıda ve benzeri hizmetlerden annem de istifade etmiş olacak. Bu durumda kardeşime zekat verebilir miyim? Selamünaleyküm. Yetim olmak, zekât almak için yeterli değildir. Yetim ve fakir ise zekât alabilir. Zekâtınız o kız için fakirlik şartı da uyuyorsa verilebilir. Kardeşinize de zekât verebilirsiniz. Onun annenize harcamış olmasında sakınca yoktur. Sizin zekâtınızın onun eline geçmesinden sonra onun elinde iken zekât niteliği de bitmiş olmaktadır. Allah’a emanet olunuz.
Cevap
Benzer fetvalar
Özellikle sorunuza göre zekât almanın caiz olup olmaması kişinin “fakir” sayılıp sayılmamasına bağlıdır. Fakirlik ölçüsünü belirleyen şey ise kişinin aslî ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı (80,18 gram altın, tl, ticari eşya gibi) mala sahip olmamasıdır. Bize verdiğiniz bilgiye göre de şu an itibariyle annenizin elinde zekât miktarı para bulunmaktadır. Bundan dolayı borçlar ve alacaklar dışında bu miktar elinde olduğu sürece anneniz kendi adına zekât alamaz.
Selamünaleyküm. Erkek kardeş yani kendisine yardım ettiğiniz kişi zekât alabilecek durumda ise zekât açısından sorun yoktur. Kızlara verilmek üzere emanet maksatlı ona verilmiş ise ve emaneti yerine getirmemiş ise bu durumda o vebal altındadır, siz de yeniden zekât verirsiniz.
Fakir olan bir kardeşe zekât verilebilir. Bu, fıkhen câizdir. Hatta kişinin en yakınına zekât vermesi, akrabalık bağı sebebiyle daha sevaplıdır. Burada önemli olan şu iki nokta: Kardeşin nisap miktarı mala sahip değilse, yani yıllık giderlerini karşılayacak kadar malı yoksa ve borçları varsa zekât alabilir. Ahlaki veya kulluk zaafları, onu “zekât alamaz” hâle getirmez. (Namaz kılmıyor olması, zekât verilemeyecek kişi statüsüne sokmaz.) Sen parayı annenin eline verir, “Bu benim zekâtım, oğluna okul taksiti olarak öde” dersen ve annen de kardeşine bu paranın kaynağını söylemeden ona haber verdikten/izin aldıktan sonra onun borcunu öderse, zekât geçerli olur. Çünkü burada iki şart sağlanmış olur: Zekât, hak sahibine ulaşmış olur. Kardeşin, paranın senin tarafından verildiğini bilmediği için ne incinir ne de reddetmiş olur. Fakihler, "fakir olsa bile, zekât verdiğimiz kişi parayı israf ediyorsa yine de verilebilir ama en güzel olanı onun yerine doğrudan ihtiyacını karşılamaktır" der. Bu da senin yaptığın gibi parayı nakit vermek yerine, onun ihtiyaçlarını (okul aidatı gibi) izin alarak doğrudan ödemekle olur. Böylece hem israfın önüne geçilir hem de zekât maksadına ulaşır.
Zekâtın geçerli olması için fakire verilecek para veya malın ona temlik edilmesi yani onun mülküne geçirilmesi şarttır. Bu da zekâtın fiilen fakire teslimi ile gerçekleşir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/369) Mesela yemek hazırlayıp bunu fakirlerin yiyebileceğini ilan etmekle ya da onlara yedirmekle o yemek temlik edilmiş/verilmiş olmaz. Ancak aynı yemek yapılıp zekât niyeti ile fakire teslim edilirse, temlik gerçekleşmiş yani zekât verilmiş olur. Buna göre, bir kimseye borç verirken zekâta niyet edilmediği, daha sonra da bu parayı zekâta saymaya niyet edildiği zaman, paranın kendisi ortada bulunmadığı için temlik gerçekleşmiş olmayacaktır. Dolayısıyla bir kimseye borç olarak verilmiş olan paranın daha sonra borçluya zekât niyeti ile bağışlanması ile zekât verilmiş olmaz. Dört mezhep âlimleri bu görüştedir. Temlik kavramına daha geniş bir anlam yükleyen bazı âlimler ise fakirin zimmetinde bulunan kira vb. alacağın ona bağışlanmasını da temlik olarak değerlendirmişler ve bunu caiz görmüşlerdir. (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât,3/325-326; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 3/1981) Bu son görüşle de amel edilebilir.
Aleykümselam. Annenizin elindeki nisap miktarı altını yanında Bağkur veya başka yerlere borçlarının toplamını o mevcut altınlardan düşmeniz gerekir. Borçlar ve bu aydaki elektrik, su ve benzeri ödemelerin toplamı düştükten sonra kalan nisap miktarını geçiyorsa zekât farz olur. Şu anda veremiyor durumda ise ne kadar zekât düşeceğini hesap etsin, eli rahatlayınca versin. Borcunu bilsin, vermeye niyet etsin. Eli rahatlayınca verebilir. Altınların zekâtının altınların içinden verilmesi de şart değildir. Kaç gram altın ediyor onu bilip onun karşılığı olan para da verebilir. Allah kabul etsin.
Selamünaleyküm. Bu evin sizin olmasında bir sakınca yoktur. Başkalarının o evde bir hakkı olup olmadığı sizin değil, sizi o eve sahip kılanın sorunu olur. Şu durumda o ev için zekât vermeniz de gerekmiz. Allah'a emanet olun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Nikâhlı eşlerin uzun veya kısa süre ayrı ya da uzakta kalmaları nikâh açısından sakıncalı olmaz. Bu sürenin uzunluğu veya kısalığı da önemli değildir. Ancak böyle bir durumun Anadolu deyimiyle 'pamuk ipliği ile bağlı' bir evlilik oluşturacağını da unutmamalısınız.
Selamünaleyküm. Siz ne diyorsunuz; namaz keyif almak için midir? Namaz ibadettir, emredildiği gibi yapılır. Daha ötesi oyundur. İbadetle de oynanmaz.
Aleykümselam. Yola çıkacak birisi, yola çıkmadan önce orucunu bozamaz, bozarsa keffaret gerekir. Yarın yola çıkacağım diye hiç niyet etmese ve nasıl olsa yolcuyum diyerek yese içse keffaret gerekmez ama uygun olmayanı yapmış olur. Bu durumda da o günü kaza etmesi yeterlidir. Yolcu için uygun olan şudur: -Yol meşakkatli bir yol değilse mevsim de uygun ise oruca devam eder. Oruç tutmamasında ise hiçbir sakınca yoktur. -Yolculuk, şehir sınırlarının bitiminde başlar. Yolculukla ilgili namazları iki rekaat kılma ve orucu bozma da o sınırlarda başlar. Evde başlaması caiz olmaz. -Geceden niyet etmemek ise uygun olmamakla beraber keffaret de gerektirmez. -Yolcu geri döndüğünde ya da kalacağı yere vardığında akşam olmamış ise onun ruhsatı da bitmiş olacağından akşama kadar yemez içmez ama o günü kaza eder. Bu durum, gittiği yerde seferi değilse veya kendi evine dönmüş ise böyledir.
Aleykümselam. İbadetlerden her biri, mü'min olarak öldüğünü bildiklerimiz için eda edilip sevaplarından istifade etmeleri umulabilir. Genel olarak ulemanın görüşü bu şekildedir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar ise şöyledir: - Mü'min olarak ölen birine arkadan gönderilecek hasenatın faydası olur. - Bu gönderme bir ticarete dönüştüğünde hiçbir değer taşımaz. Zira ibadetler Allah için yapıldığında değerlidirler. Allah için yapılan işte de ticaret olmaz. - Bu bir umuttur. Umut ise kati değildir. Kati olan şeyleri yapmak daha evladır. Mesela ölmüş insanın evladının iyilik olarak yaptığı şeyler daha değerlidir. - Kur'an'da bir ibadet olarak, ölmüş mü'min için okunduğunda elbette sevap kaynağıdır. Ne kadar ticaret, ne kadar gösteriş, ne kadar adet ve ne kadar da ihlaslı bir ibadet olarak yapıldığı ise ancak Allah Teâlâ'nın bilebileceği bir iştir. Evde, mezarda, camide farkı yoktur. İhlaslı veya ihlassız farkı olabilir.
Aleykümselam. Siz mehir olarak talep ettiğiniz miktar olan umre fiyatını alacak olarak eşinizden alın. Umre konusunu da ne zaman nasip olursa o zaman yapmak üzere erteleyin. Bunu bir aile için sorun durumuna getirmeniz doğru olmaz. Aile içi huzurunuz umreden önemlidir!
Aleykümselam. Müzikle alakalı olarak, dinimizi bugüne kadar bize taşımış olan âlimlerin sözü o şekildedir. Biz de onu naklettik. Sözünü ettiğiniz kişilerin veya başkalarının yaptığının çokluğu, yoğunluğu hükmün gevşemesini gerektirmez. Herkes kendine göre bir yön çizecek olursa din elimizden gider. Evet zaruret denebilecek durumlar yok değildir ama bu zaruret herkesin imanı ile alakalı bir durumdur. Ne, ne kadar zorunluluktur veya değildir bunu kişinin imanı belirler. Allah yardımcımız olsun.