Fetva Meclisi
Soru
S a. Müslüman’ın zayıf hadislere bakışı imani yönden ve ameli yönden nasıl olmalıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
'Zayıf hadis,' hadistir. Hadis olarak kabul edilmeyen ise 'Mevzu hadis'tir. Bir hadise zayıf hükmü verilmesi o hadisin, hüküm gerektiren konularda delil olmayacağını gösterir. Hüküm dışındaki konularda mesela zikir, dua, ahlâk ve benzeri konularda delil olur. Ama bir farzın veya haramın tayininde kaynak olmaz. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Muteber kitaplardaki ve SAHİH olarak belirtilen hadislerle amel ederseniz sıkıntı olmaz.
Selamünaleyküm. Muteber kitaplardaki ve SAHİH olarak belirtilen hadislerle amel ederseniz sıkıntı olmaz.
Aleykümselam. Hadisler arasındaki farklılıkları ele alıp tercih yapacak bilgiye sahip olmayanların HADİSLE AMEL ETMESİ neredeyse mümkün değildir. İbadet ve muamelatta uygulamaya yönelik hadisleri, alıp uygulayan bir müçtehidin peşinden uygulamak gerekiyor. Ya da o müçtehit düzeyinde bilgi sahibi olmak gerekiyor. Bu nedenle mezheplerin varlığı bu zaviden bakıldığında rahmettir diyoruz.
Selamünaleyküm. Sahih hadis bulunduğu hâlde, Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin amel etmediği tek bir mesele yoktur ki? Bunu nereden çıkardınız. Sahih hadisin karşısında ya bir başka sahih hadis daha vardır ya da âyet vardır. Mesele sizin zannettiğiniz gibi değildir.
Selamünaleyküm. Hadis okumayı bir gıda tüketimi gibi kabul edin; her lokma aslında size kan ve nefes olduğu hâlde siz onu hissedemezsiniz. Hadis de samimi bir niyetle okunduğunda iz bırakır, akılda kalması şart değildir. Hadisin kendisini ezberlemekten önce verdiği mesajı almak gerekiyor. O hadiste yasaklanan bir şey varsa hemen terk etmeye azmederiz, emredilen bir şey varsa onu da yapabildiğimiz kadarı ile yapmaya gayret ederiz. Gerisi zamanla oluşacaktır. Hadislerin zayıf görülmesi amel edilmesine mani değildir. Ahkâm konularında hadisin sahih olması şarttır.
akide konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Türkçede “güzel, tatlı” gibi anlamlar için kullanılmaktadır bu kelime. Bu açıdan söylenmesinde akide açısından bir sakınca olmayacağını düşünüyorum. Yine de dile alıştırılmaması daha iyi olur.
Müslüman'ın akidesiyle bağlı olmayan bir işi olamaz. Ancak akidesi, ona her şeyi yasaklamıyor. Bir beşeri sistemi tesis veya teyit etme anlamında verilen destek elbette akide sınırları dışında bir iş olamaz. Oy vermenin de başka bir anlamı olamaz. Sonradan şekillenen konularda Müslümanlar tabii olarak farklı içtihadlara sahip olmaktadırlar. Bu konu da farklı içtihadların ortaya çıktığı konulardandır. Birbirimizi, böyle içtihad neticesi olan hususlarda tenkit etmemizin uygunluğu yoktur. İnşaallah niyetlerimizle me'cur oluruz. İçtihatlarımıza ayet hadis kalitesi vermek cahillikten başka bir şeyi yansıtmaz.
İmam Azam -Allah ona rahmet etsin- bu Ümmet'in büyüklerinden ve ilimde ilklerindendir. Açtığı çığır o kadar büyüktür ki, talebelerinin sürdürdüğü ilim yolu, onlarla anılacak kadar büyük ve geniş bir yol olarak devam etmiştir. Bu bir berekettir. Fakat şunu kesin bir ölçü olarak bilelim: İmam Azam da, talebeleri de biz de hepimiz Ashabı kiramın akidesindeyiz. Başka akideden olmak insanı cennete koymaz. Aradaki duyduğumuz isimler sadece ara durakların isimleridir. İstasyonumuz ashabın istasyonudur. Allah'a emanet olasınız.
Bunun temelinde asıl tereddüt, Peygamber aleyhisselam ve elimizdeki kitap olan Kur'an'dadır. Siz yanlış bir soruyu irdeliyorsunuz. Bu irdelemenizin nedeni de hissedin veya etmeyin piyasadaki mevcut din üzerinden yürütülen felsefeli tartışmalara takılmaktır. İstiğfar edin, imanınızla alakalı bataklıklara yaklaşmayın. Allah yardımcımız olsun.
'Vela ve Bera' mü'minin mü'min ile kâfirin de kâfir ile olması anlamına anlaşılmalıdır. İki cephe var bu dünyada: Mü'minler ve kâfirler. Eğer bir mü'min kendini, kâfirlerin yanında da durabilecek anlayışta görüyorsa işte tehlike budur ve bu iman açısından sıkıntıdır. Meseleyi böyle anlayabilirsiniz.
Akide: İnanılan esaslara verilen isimdir. Şeriat: İbadet ve hayat kurallarının dine göre belirlenmesidir. Fıkıh: Dine dair bilgilerin kaynakları ile öğrenilmesidir.