Fetva Meclisi
Soru
Afrika veya başka bir yerde insanların su bulamadığı ortamlarda ZEKÂT PARASI İLE kuyu açtırmak zekâtın yerini bulması açısından uygun olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, bir fakire para verilir o da onunla su kuyusu açarsa bir sakıncası olmaz. Bu durum, paranın onun tasarrufuna verilmesinden sonra dilediğini yapma hürriyetinde kaynaklanmaktadır. Ancak bunu, kurumlara yaptırırken aynı şeyi geçerli saymakta zorluk vardır.
Zekâtın, Kur'ân-ı Kerîm’de belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi caiz değildir. Bu anlamda olmak üzere cami, köprü, yol, okul, yurt, çeşme vb. hayır işlerine zekât verilemez. Zira zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temlikin zekât alması caiz olan kişilere yapılmasıdır. Temlik, eşya üzerindeki mülkiyet hakkını başka bir kişiye devretmek demektir. Zekât ve fıtır sadakasının tüzel kişilere, binalara, camilere veya kuyu gibi yerlere verilmesi durumunda zekât ve fitre, zekât alması caiz olmayan yerlere verilmiş olur. Bu bilgilere göre herhangi bir hayır kurumu aracılığıyla su kuyusu açılması için zekât verilemez. Bu tür faaliyetler zekât dışındaki hayır ve hasenattan karşılanır.
O parayı toplayanlara, verdiğiniz paranın zekât olduğunu, onu zekât gibi kullanmaları gerektiğini ikaz ederek verirseniz onlar da o incelikte kullanırlarsa caizdir.
Zekâtın verileceği yerler, Tevbe sûresinin 60. âyetinde belirlenmiştir. Buna göre zekât, ilke olarak fakirlerin ve ihtiyaç sahibi bireylerin hakkıdır. Bu itibarla, belirli şartları taşıyan Müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’ân-ı Kerîm’de belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi veya cami, köprü, yol, okul, su gibi hayır işlerine sarf edilmesi caiz görülmemiştir. Bu esas gözetilmeksizin zekât niyeti ile yapılan ödemeler zekât yerine geçmez. Zekât, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi aracı vasıtası ile de ulaştırılabilir. Bu aracının birey olması ile kurum olması arasında fark yoktur. Buna göre hayır kurumu veya sivil toplum kuruluşu, toplayacağı zekâtları Kur’ân’da belirlenen yerlere/fakir ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyorsa aracı konumunda olan bu kuruluşlara zekâtı fakir vb. alacaklılara ulaştırma vekâleti verilebilir. Zekâtı hak sahiplerine ulaştırmayıp, inşaat, aydınlatma, büro masrafları gibi genel hizmetleri içinde değerlendirecek olan kuruluşlara ise zekât verilmez. Halka hizmet veren bu gibi kurumların varlıklarını sürdürmeleri için desteklenmeleri önemlidir. Ancak bu, zekât dışında gönüllü yardımlar yolu ile yapılmalıdır. Bunun yanında kamusal ve bireysel denetimler de ihmal edilmemelidir.
Bu konuyu “ibadet için mali olarak borçlanma” başlığı ile inceleyebiliriz. Öncelikle şunu tespit etmemiz gerekiyor: Allah Teâlâ kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Dinimizin en temel ilkelerinden biri budur. Bir ibadet mal üzerinden yapılan ibadet ise mesela hac, kurban, zekât ve benzerleri, kul o ibadeti yerine getirecek mala sahip olmadıkça Allah ona söz konusu o ibadeti emretmez. Buna rağmen kul böyle bir ibadeti ekonomisi uygun olmadığı hâlde borçlanarak da olsa yapmak istiyorsa o zaman şu prensipleri fıkıh kitaplarından derleyebiliriz: Borçlanmak olağan dışı görülmesi gereken bir iştir. Borcu günlük hayatın akışı içinde doğal görmemeliyiz. Zaruri veya zaruriye yakın işler ve gerekler için borçlanılmalıdır. Borç bir insanın hayatında ne kadar yer tutuyorsa o insanın dini ve insani kimliği de o kadar soruna muhatap demektir. Bu da kalp huzuru için sakıncalıdır. Borçlanıldığında da ödeme ve yerine koyma gücü nispetinde bir borçlanmaya gidilmelidir. Bu da israf veya lüks denebilecek bir iş için asla borçlanılmaması gerektiğini göstermiş oluyor. Borç asla faiz gibi bir haram üzerinden veya netice olarak faize götürecek bir yöntem ile olmamalıdır. Fıkıh kitaplarından derlenebilecek bir örnekte mesela abdest suyunu ancak satın alma ile bulabilen bu satın alma için de borçlanması gereken ama borcunu ödeyecek nakdi bulunmayan birine fukaha teyemmüm etmesini ve borçlanmamasını söylemişlerdir. Aynı şekilde namaz için gerekecek tesettürü temin etmeyi ancak borçlanarak sağlayabilecek birine de borçlanarak da olsa tesettürü temin etmesinin farz olacağını sadece fukahanın bir bölümü söylemişlerdir. Bir bölümü de bu nedenle borçlanması gerekmeyeceği kanaatindedir. Zekât için yeterli malı bulunan ama ödeme gününde elinde nakdi olmayan birine başka bir yerden nakit bulup zekâtını ödemesine fukahanın büyük bir bölümü sadece müstahab/iyi bir iş olma gözüyle bakmıştır yani gerekir dememişlerdir. Hac gibi bir ibadeti yerine getirmek için borç almadıkça fırsat bulamayan birisi için cumhur fukaha(fukahanın geneli) borç alması gerekmez demişlerdir. Bu meselede farklı bir ayrıntı getiren bazı fakihler, zamanında imkânı vardı da haccı savsakladığı için yapamadı ise borç bulup gitmesi gerekir demişlerdir. Üzerine kefaret gereken birisinin borç bulmaktan başka alternatifi yoksa borç alarak kefareti ödemesi gerekmez. Hanefi fukahası parası olmayanın borç alarak kurban kesmesini mekruh görmüşlerdir. Bu örneklere bakıldığında fıkhımızın ibadet maksatlı bile olsa borçlanmayı değil borçtan uzak durmayı teşvik ettiği görülmektedir.
Bir insanın evlenmek üzere olması veya olmaması zekâtla alakalı değildir. Onun fakir olup olmadığı önemlidir. Fakirse bir taşla iki kuş vurulmuş olur elbette. Hem fakire verilir hem yuva kurmaya yardım edilir.
afrika konusundaki diğer fetvalar
Nerede olursa olsun zekât parası kamusal nitelikli alanlarda kullanılamaz. Çeşme kamusal niteliklidir.
Mü'minlerin namaz kılacağı bir mescit/cami inşa etmek en büyük ibadetlerden biridir. Büyük bir sevap kapısı açmak demektir. İnşa edilen mescit/cami ne kadar büyük olursa kazanılacak sevap da biiznillah o kadar büyük olur. Caminin büyüklüğünü ise içinde namaz kılacakların sayısı ile ölçmek gerekir. Yapısal görkeme değil namaz kılan sayısına bakılmalıdır. Peygamber aleyhisselamın mescidi küçüktü, çatısı yoktu. Onun bir benzeri bugün şehir merkezlerinde kurulsa insanlar orada namaz kılmayı bile terk edebilirler. Bu nedenle inşa edilecek camilerde israfa kaçılmadan, riyaya düşülmeden yaşanan çağın ve ortamın şartlarına dikkat edilerek inşa yapılmalıdır. Ve cami inşa edenler de tamamını yapamıyorsa da yapabildikleri kadar böyle büyük bir ecre katılmalıdırlar. Medine’deki Peygamber aleyhisselamın mescidine aynen benzetmek ise isabetli ve gerekli olmayabilir.
Güzel kardeşim, benim bir söz söyleyemeyecek kadar bilgi kıtlığı yaşadığım konularda çok rahat konuşacak kadar bilginiz bulunduğuna göre size söyleyebilecek bir sözüm yoktur.
Kadınların sünnet ettirilmeleri dinimizin farz bir emri değildir. Kadın açısından sünnet ettirilme en iyi ihtimalle caiz olabilir işlerden kabul edilmiştir. Bu da daha çok örfi bir durumdur. Dolayısıyla yapılsın diye uğraşılmasının gereği yoktur. Mevcut, özellikle Afrika’daki kadın sünneti uygulamalarının dini hassasiyetten uzak, tıbben sakıncalı durumlar içerdiği de bilindiğinden daha da dikkatli olunması gerekmektedir.
Bu yaptığınız işten bir vebal oluşabileceğini zannetmeyiz. Allah yardımcınız olsun.
Öncelikli hedefin MESLEĞİNDE KALİTEYİ YAKALAMAK olmalıdır. İyi bir doktor olduktan sonra gerisini kolay çözebilirsin. İkinci olarak da bir hanım kız olarak şunu bilmenizi isterim: Bu duygularınızı tam anlamı ile MÜBAREK duygulardır, Allah Teâlâ sizden razı olsun. Pek güzel düşünüyorsun. Yalnız daha önce bu ve benzeri hissiyatlarını bana aktaran özellikle hanım doktor adayları, mesleklerine dalınca bu sözleri çabuk unutuyorlar. Temenni ederim siz farklı olun. Şunu söylemek istiyorum: Şimdi bunları hissediyor olmanız güzel ama vakti gelince bunları korumanız daha da güzel olacak! Hanım doktor olacak dünyanın her yerinde dua alırsınız. Her yerde ibadet durumunda olabilirsiniz. Yeter ki niyetiniz baki olsun. Yeter ki ihlasınız var olsun. Doktorlukta muhakkak uzmanlaşın, kabiliyetinize göre bir alanda uzmanlaşın. Ve çalışın. İffetiniz açısından riske girmediğiniz sürece çalışın. Tıp ibadet nitelikli bir alandır, kaçırmayın fırsatı.